Transatlantikçilerin atağı ve medya

06. September 2020  Aktuelles

Transatlantikçilerin atağı ve medya

6 Eylül 2020

Ana akım medya olarak adlandırılan burjuva medyası egemen görüşe aykırı komplo teorilerine karşı hassas olduğu kadar, temsil ettikleri sermaye fraksiyonlarının çıkarlarını kollamak ve kamuoyunu manipüle etmek için hassas komplo teorileri geliştirmede ustadır. Muhalif medya üzerindeki baskıların artması, burjuva medyasının bu konuda pervasızlaşmasının da önünü açmaktadır. Dahası, Batı Avrupa’nın »demokratik konsensüsü« ile kısmen garantilenen »bağımsız kalite gazeteciliği« artık en fazla sistem alternatifinin belirlediği 20. Yüzyılın artığı olarak hafızalarda kalmıştır.

İşin üzücü yanı, muhalif medyanın da kendisine kaynak olarak burjuva medyasını eleştirisiz kullanması, manipülatif haberlerini sorgulamadan vermesidir. Konuya örnek olarak »Rus muhalif Navalny« ve »Noviçok zehirlenmesi« haberlerini ele alalım.

41 yaşındaki Navalny üniversite yıllarından beri ırkçı-milliyetçi görüşleriyle tanınıyor. Rus neofaşistleriyle sıkı iş birliği içerisinde ve 2011’den bu yana her yıl düzenlenen ırkçı-faşist »Rus Marşları« yürüyüşlerinin organizasyon komitesi üyesi. Popülerliğini yolsuzluklara karşı geliştirdiği internet kampanyası ile kazandı. Ancak bu kampanyanın pek dile getirilmeyen arka planı, Navalny ve kardeşinin kampanyayı çeşitli devlet şirketlerinde satın aldıkları hisse senetlerinin değerlerini artırmak ve kontrolü ele geçirmek için diğer ortaklarına baskı uygulama aracı olarak kullanmaları. Yolsuzluğun kol gezdiği sektörlerde hayli düşman kazandıkları biliniyor. Zaten bu nedenle FDP’li Kubicki zehirlenme haberi çıktığında, »Putin’den ziyade ticari rakiplerine bakmak gerekir« demişti.

Navalny’nin zehirlendiğine dair haberlerle birlikte özellikle Almanya’da Rusya karşıtı propaganda hız kazandı. Navalny Almanya’ya getirildi ve Federal Ordunun bir laboratuvarı onun »Noviçok« maddesiyle zehirlendiğini tespit (!) etti. Ardından Nord Stream 2 boru hattının iptal edilmesi ve Rusya’ya karşı yaptırımların uygulanması talepleri dillendirilmeye başlandı, NATO işe dahil oldu.

Burjuva medyası aynı »Skripal davasında« olduğu gibi, »Noviçok« zehrinin Sovyetler zamanında üretildiğini ve bunun da Putin’in muhaliflerini zehirlediğinin kanıtlandığını yaymaya başladı. Tabii kimse bu zehrin 1990 sonrasında Batılı gizli servisler tarafından da üretildiğini belirtmiyor. Aslında iddiayı şöyle kısaltabiliriz: Putin, »büyük rakibi« Navalny’i »Noviçok« ile zehirlettikten sonra, Almanya’ya gönderilip, Alman doktorları tarafından kurtarılmasına ve bir NATO ordusunun laboratuvarında zehirlendiğinin kanıtlanmasına izin verdi. Yani Putin o kadar enayi!

Burada Putin’i savunduğumuz falan yok. Asıl mesele, neden ABD’nin ağır savaş suçlarını ortaya çıkaran ve hasta olarak tecritte tutulan Julian Assange gibi birisi yerine, ırkçı-milliyetçi Navalny’nin Batı’nın »insani müdahalesine« değer görüldüğü ve bu meselenin Rusya’ya karşı saldırgan tutuma gerekçe gösterildiğidir.

Bize göre bu sorunun yanıtı açık: Almanya’daki transatlantikçi, yani ABD emperyalizmi ile birlikte hareket etmek isteyen sermaye fraksiyonları, bilhassa Rus doğal gazı yerine ABD, Suudi Arabistan veya Katar’ın likit gazını Avrupa’ya getirmek için büyük yatırımlar yapan bazı enerji tekelleri ve askerî-sınaî kompleks, Almanya’nın enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde 40’ını Rusya’dan karşılamasından rahatsız oldukları için Navalny olayını kullanarak atağa geçtiler. Dertleri ne Rusya’daki demokratik gelişme ne de herhangi bir insani müdahaledir. Bu arka planı görmeyen her haber, özgür medyada yer alsa da manipülasyon aracı olmaktan öteye gitmeyecektir.