Liseye gitmek için 1975’te Almanya’dan Türkiye’ye geldiğimde, hemen Akaretlerdeki Beşiktaş Jimnastik Kulübünün boks takımına yazılmıştım. Şanslıydık, çünkü takımın antrenörlüğünü, 2026 Nisan’ında vefat eden efsanevi milli antrenör Yurdakul Gülören yapıyordu. Yurdakul hoca biz genç boksörlere, benim hayat boyu unutmayacağım dersler verirdi. Bir keresinde, “boksör sorumlu sporcudur, sokakta kavgaya girişmez. Hele kazanamayacağı bir kavgaya hiç kalkışmaz” demişti. Nur içinde yatsın…
„Kazanamayacağın savaşa kalkışırsan…“ weiterlesenVasallığın bedeli
Almanya ve dolayısıyla Avrupa’nın militarist dönüşümü genellikle ABD’nin geri çekilmesiyle ve “Rusya’ya karşı güçlenme zorunluluğu” ile gerekçelendiriliyor. Avrupa’daki egemen sınıflar ABD’nin geri çekilmesini hem bir zafiyet hem de bir fırsat olarak değerlendiriyorlar. Ancak ABD sadece Avrupa’dan geri çekilerek askeri güçlerini başta Hint-Pasifik bölgesi olmak üzere, farklı coğrafyalara yönlendirmiyor. Aynı zamanda Avrupalı müttefiklerini ekonomik açıdan disipline ederek ve sırtlarına yeni “görevler ve sorumluluklar” yükleyerek hegemonik konumunu güçlendirmek istiyor.
„Vasallığın bedeli“ weiterlesen“ABD’yle, ABD’siz, ABD’ye karşı?”
Emperyalist güçler arasındaki ilişkilerin değişkenliği ve keskinleşen çıkar çelişkileri üzerine
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırı savaşının dünya çapındaki etkileri, enerji taşıyıcıları ve kritik altyapılar ile kilit sanayiler için yaşamsal önemi olan nadir topraklar darboğazı, öncelikle Batı Avrupa’daki emperyalist devletleri zora sokmaktadır. Dünya ekonomisinin ağırlık noktasının Asya’ya kayması, Avrupa’daki sanayisizleşme süreçlerinin hız kazanması, enerji ve hammadde bağımlılığı ve bunlarla bağlantılı olarak ABD emperyalizminin önceliğini Hint-Pasifik bölgesine vermesinin sonuçları, başta Almanya olmak üzere Avrupalı emperyalist güçlerin “stratejik otonomi” sağlayacak yeni arayışlara girmelerine neden olmaktadır. “Yaşlı kıtanın” egemen sınıfları değişmekte olan koşullara Avrupa’nın militarist dönüşümüne ivme kazandırarak uyum sağlamaya ve uluslararası siyasetin belirlenmesinde söz sahibi olabilecekleri güce erişmeye çalışarak yanıt vermektedirler.
„“ABD’yle, ABD’siz, ABD’ye karşı?”“ weiterlesenSivil darbeden fazlası…
Türkiye’deki ana muhalefet partisine yönelik “Mutlak Butlan” kararı birçok kesim tarafından sivil darbe olarak tanımlanıyor. İç politika açısından yapılan bu değerlendirmenin şüphesiz doğru yanı var. Ama gelişmeleri sadece sivil darbe olarak tanımlamak, Balkanlar-Kafkasya-Ortadoğu üçgenindeki Türkiye ile bağlantılı gelişmeleri hesaba katmamak, kanımızca resmin bütününü görmeyi zorlaştırmakta, yanılgı payını artırmaktadır. “Mutlak Butlan” kararının bizce asıl nedeni Türkiye’deki karar vericilerin dış politikada gördükleri bir operasyonel tehdide karşı atılması planlanan adımları güvenceye alacak bir yönetim istikrarını sağlama çabasıdır.
„Sivil darbeden fazlası…“ weiterlesenUnutulan tehlike: Ukrayna’nın AB üyeliği
Dünya gündemi İran savaşı ile meşgulken, ki sonuçları şimdiden dünya ekonomisini etkiliyor, gene başta Avrupa olmak üzere dünyayı nükleer cehenneme çevirebilecek başka bir gelişme gözlerden kaçıyor gibi görünüyor – ya da dikkatler bilinçli bir şekilde bu tehlikenin üzerinden çekiliyor: Ukrayna’nın AB üyeliğine alınmasının sonuçları. Burjuva medyası ve egemen siyaset Ukrayna’nın NATO üyesi olmasını fikir birliği içinde reddederken, AB’ye üye yapılmasını “insani eylem” olarak savunuyorlar. Halbuki böylesi bir adım Avrupa’yı Rusya ile doğrudan sıcak savaşa sokacak hukuki bir mekanizmanın işlemesine neden olacak.
„Unutulan tehlike: Ukrayna’nın AB üyeliği“ weiterlesenMilitarizmin zaferi
Avrupa Parlamentosu Seçimleri üzerine bir analiz denemesi
9 Haziran 2024’te toplam 361 milyon seçmen 720 sandalyeli Avrupa Parlamentosu’nu oluşturmak için seçime davet edilmişti. Ortalama olarak seçmenlerin yarıdan biraz fazlası davete icabet etti. Tek tip seçim sistemi olmadığından, Avrupa Birliği üyesi ülkelerdeki seçim sonuçlarını genelleştirerek değerlendirmek pek kolay değil – kanımızca anlamlı da değil. Ancak gerek burjuva medyası gerekse de muhalif basın, partilerin ülkelere göre aldıkları oylar üzerinden seçim okuması yapmakta ve seçimlerin genel anlamda “aşırı sağ” partilerin başarıyla sonuçlandığını öne çıkartmaktalar. Salt oy oranları üzerinden bakıldığında doğru sayılabilecek böylesi yorumlarla Avrupa çapındaki siyasi, iktisadi ve toplumsal dönüşümü açıklamak yeterli olmamaktadır. O nedenle tek-tek ülkelerdeki oy oranlarıyla yer doldurmadan, kuş bakışıyla seçim sürecini ve bundan itibaren doğuracağı sonuçları ele almanın yararlı olduğu düşüncesindeyiz. Okumakta olduğunuz bu makale böylesi bir analiz denemesidir.
Eğer tek cümleyle Avrupa Parlamentosu Seçimlerini değerlendirmek olanaklı olsaydı, o zaman emperyalist saldırganlığın kitle tabanının oluştuğunu ve parlamento seçimlerinin militarizmin zaferiyle sonuçlandığını belirtebilirdik. Sahiden de Avrupa Birliği genelinde seçmenlerin, bilhassa bağımlı çalışan sınıfların çoğunluğu yayılmacı, saldırgan, ırkçı-milliyetçi ve militarist politikaları oylarıyla onaylamış durumdadır. Bu sonucun öngörülebilir olduğunu da söyleyebiliriz.
„Militarizmin zaferi“ weiterlesenCehennemin kapıları açıldı…
22 Ekim 2023
Haberlerde patlayan bombaları, çoluk-çocuk dahi paramparça edilmiş insan bedenlerini ve bilhassa gözümüze bakarak yalan söyleyen devlet ve hükümet başkanlarını gördükçe, insanın içinden egemenlere kallavi bir küfür sallamak geliyor. Hele o timsah gözyaşı döken riyakârlara bakınca… Filistin ve İsrail’deki sivil katliamlar, Rojava’ya ve Güney Kürdistan’a gün aşırı düşen bombalar ve Avrupalı emperyalistlerin tavırları cehennemin kapılarının açıldığına işaret ediyor. Gelmekte olduğu göz göre göre belli olan bu gelişme karşısında ezilen ve sömürülen sınıflardan yana olanlar ne yapmalı – insanlık ve savaş suçu işleyenleri telin etmek dışında?
„Cehennemin kapıları açıldı…“ weiterlesenÇok kutuplu dünyaya doğru
26 Mart 2023
ABD Temsilciler Meclisi’nde 2024 savunma bütçesinin 842 milyar dolara çıkartılması için konuşan ABD Genelkurmay Başkanı Mark Miley, Biden yönetiminin savaş retoriğinin aksine, “Rusya ve Çin ile askeri çatışmanın kaçınılabilir olduğunu” söyledi. Ama hemen peşinden de “böyle bir savaşı engellemek için ABD ordusu dünyanın en güçlü ordusu kalmalıdır” diye ekledi. ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin ise aynı toplantıda savunma bütçesinin yükseltilmesinin temel nedeninin “Çin Halk Cumhuriyeti ile olan stratejik rekabetimizdir” dedi.
„Çok kutuplu dünyaya doğru“ weiterlesenKaradeniz ısınırken…
19 Mart 2023
Stockholm Barış Araştırmaları Enstitüsü SIPRI tarafından geçenlerde açıklanan veriler dünya çapındaki silahlanmanın ne denli tehlikeli boyutlara ulaştığını bir kez daha gösterdi. Verileri incelediğimizde silah ihracatının emperyalist ülkeler için, iktisadi açıdan olduğu kadar Batının dünya çapındaki hegemonyasının sürdürülebilirliği açısından da yaşamsal önem taşıdığını tespit edebiliriz. Bu özellikle ABD emperyalizmi açısından geçerlidir. 2018-2022 yılları arasındaki zaman diliminde ABD bir kez daha birinci sırayı almış: Silah ihracatı toplamının yüzde 40’ı ABD tarafından karşılanırken, Rusya yüzde 16, Fransa yüzde 11, Çin Halk Cumhuriyeti yüzde 5,2 ve Almanya yüzde 4,2’lik oranlarla listedeki yerlerini alıyorlar.
„Karadeniz ısınırken…“ weiterlesenEmperyalizmin yeşili…
Alman tekelci burjuvazisinin siyasi temsilciliğine soyunan Yeşiller Partisi üzerine
Şubat 2023
1979 ve 1980 yılları Batı Almanya’da çevre ve barış hareketlerinin kitleselleşip, radikalleştiği yıllar olmuştu. 1968 gençlik hareketinden doğan, ama kısa zamanda anti-Sovyet pozisyonlarıyla egemen sisteme entegre edilen “Yeni Toplumsal Hareketler” veya “Yeni Sol” özellikle nükleer enerjiye karşı oluşan çevre hareketinde etkin olmaya başlamış ve barış hareketi içinde de yaygın bir şekilde yer almaya başlamıştı. Antimilitarist ve pasifist söylem Soğuk Savaşın keskinleştiği bu yıllarda NATO’ya ve NATO’nun nükleer roket konuşlandırma kararına karşı büyük bir toplumsal tepki oluşmasına destek olmuştu. Alman komünistlerinin etkin olduğu barış hareketi de yüzbinlerce insanın katıldığı büyük protesto gösterileri düzenliyor ve dönemin hükümetini baskı altına alıyordu.
„Emperyalizmin yeşili…“ weiterlesenSavaş, nereye kadar?
12 Mart 2023
Alman Şansölyesi Olaf Scholz’un geçen hafta Washington’da ABD Başkanı Biden ile yaptığı görüşmenin detayları nedense medyada pek yer almadı ve iki tarafın açıklamaları da olağan diplomatik söylemin ötesine gitmedi. Bu alışılmadık durumun kendisi çok şeye işaret ediyor. Dünyanın önde gelen iki siyasetçisinin basına doğru dürüst açıklama yapmadan ayrılmaları spekülatif yorumlara kanmayı olası kılıyor, ancak üstünkörü bir bakış dahi Batı ittifakının öncü güçlerinin Ukrayna savaşının nereye kadar sürdürüleceği konusunda bir türlü anlaşamadıklarını görmeye yetiyor. Kanımızca ABD ve Avrupa’nın Ukrayna savaşının ve Rusya’ya yönelik yaptırımların sonuçlarından farklı etkilenmeleri bu anlaşmazlığın temel nedeni.
„Savaş, nereye kadar?“ weiterlesen“It’s the economy, stupid!”
5 Mart 2023
Hiyerarşik toplumlarda, yani imtiyazlar üzerine kurulu olanlarda bilgiye ve habere ulaşım da imtiyaz sahibi olmayı gerektirir. Bilgi ne denli müstesna, karar vericilerin kararları için ne denli önemliyse, o bilgiye ulaşmanın fiyatı da o denli yüksek olur. Nihâyetinde kapitalist toplumlarda bilgi ve haber birer meta olduklarından toplum çoğunluğunun bilgiye ulaşımı kısıtlıdır. Genellikle bilgi değerini kaybettikten sonra ve toplumsal rıza üretimi için gerekli olduğunda toplum çoğunluğuna ulaştırılır.
„“It’s the economy, stupid!”“ weiterlesenSol-liberalizmin sefaleti
26 Şubat 2023
Anadolu-Mezopotamya coğrafyasında yaşanan deprem felaketinin acıları sürerken başka konulara odaklanmak pek kolay değil. Almanya’da yaşayan birçok Kürdistanlı ve Türkiyeli – kim bilir belki de fazlaca duygusal olduğumuzdan – ilginç bir hayal kırıklığı içerisindeler. Özellikle Alman dostlarından hayal kırıklığına uğramışlar. Deprem felaketinin ilk günlerinde ilgi yoğun olmasına rağmen, “tanıdığın veya akraban etkilendi mi?” sorusunu soranların sayısı o kadar azdı ki, gösterilen dayanışmanın büyüklüğü bile bu hayal kırıklıklarını gideremedi.
„Sol-liberalizmin sefaleti“ weiterlesenSavaş bakanları ve büyük kumar
22 Ocak 2023
Cuma günü ABD’nin Avrupa’daki en önemli üslerinden birisinin bulunduğu Ramstein’da bir araya gelen “Ukrayna Kontak Grubu” toplantısında ABD savaş bakanı Lloyd Austin müttefiklerini Ukrayna’ya daha fazla yardım yapmaya çağırdı. “Zamanın uygun olduğunu” söyleyen Austin, ABD’nin şimdiye dek toplam 26,7 milyar dolarlık yardım yatığını belirterek, müttefiklerinin ”Ukrayna’nın kendisini savunması için gerekli olduğu süre boyunca” desteklerini sürdürmek zorunda olduklarını vurguladı. Böylelikle Leopar 2 hücum tanklarını vermekte çekingen davranan Scholz hükümeti üzerindeki baskı artırılmış oldu.
RusKof sembol siyaseti
Kof sembol siyaseti
9 Ekim 2022
İki hafta önceki köşe yazımızda bahsettiğimiz “yüksek sohbet toplantısı” geçen perşembe günü Prag’da gerçekleştirildi. “Avrupa Siyasi Birliği” (European Political Community – EPC) başlığı altında bir araya gelen 44 devlet ve hükümet başkanı burjuva basınına bolca “sohbet fotoğrafı” sundu, ama toplantının kof sembol siyasetinin, yani içi boş ve çelişkilerin üstünü örtmekten başka bir işe yaramayan söylemlerin ötesinde bir sonucu olmadı. Buna rağmen yaygın Avrupa medyası “XXL-Avrupa Zirvesi: Birlikte Putin’e karşı” yalanını manşetlerine taşıdı. Halbuki sadece Macaristan, Sırbistan ve Türkiye’nin Rusya ile olan ilişkileri bu manşetleri daha yayınlanmadan yalanlamaktaydı.
„Kof sembol siyaseti“ weiterlesenDezenformasyon ve tek seslilik
Dezenformasyon ve tek seslilik
2 Ekim 2022
Geçenlerde Scholz hükümetinin memurlarından birisinin muhbirliği sonucu basına sızan bir resmi belge Alman devletinin ne denli yoğun bir bilgi çarpıtma ve propaganda çalışması başlattığını ortaya çıkardı. 27 Haziran 2022 tarihli belge, Federal İçişleri Bakanlığı’nın öncülüğünde farklı bakanlıkların, gizli servislerin, devlet kurumlarının, dijital ve yaygın medya ile okulların “Rusya-Ukrayna konusunda tek sesliliklerinin nasıl sağlanacağını” ayrıntılarıyla tanımlıyor. Hoş, kapitalist devletin işleyiş biçimini iyi bilenler açısından bu bilgi yeni değil, ancak bunun böyle açık ve alenen, hem de özel bir görev gücü oluşturarak yapılması ilginç.
„Dezenformasyon ve tek seslilik“ weiterlesenAvrupacıların sancıları
Avrupacıların sancıları
11 Eylül 2022
Rusya’ya yönelik yaptırımlar Alman ekonomisinde, bilhassa orta ve küçük ölçekli sermaye fraksiyonlarında sancılara ve dolayısıyla kıpırdanmalara neden oluyor. Bu sermaye kesimleri arasında Transatlantikçi Yeşil İktisat Bakanı Habeck’e ve Dışişleri Bakanı Baerbock’a yönelik sert eleştirinin dozu her geçen gün artıyor. Alman sanayisinin doğal gaz için ABD’ndeki piyasa fiyatlarının sekiz kat fazlasını ödemek zorunda kalmasının şirket iflaslarına ve işletme kapanmalarına yol açacağını vurgulayan sermaye temsilcileri, Federal Hükümeti uyarıyorlar. Burjuva basınında da benzer uyarılar çoğalmaya başladı.
„Avrupacıların sancıları“ weiterlesen„Halk ayaklanmaları“?!!
„Halk ayaklanmaları“?!!
31 Temmuz 2022
Scholz hükümetinin politikalarının Almanya’da toplumsal kaosa, hatta kitlesel ayaklanma girişimlerine yol açacağına dair söylemler burjuva medyasında da yer almaya başladı. İşin ilginci halkı Scholz hükümetinin uygulamalarının sonuçları hakkında uyaranların Scholz hükümetinin bizzat üyesi olmaları. Federal İçişleri Bakanı Nancy Faeser, kimseden böylesi bir soru gelmemesine rağmen devletin şiddet aparatının olası toplumsal olaylara karşı hazırlıklı olduğunu açıklarken, savaş yaygaracısı Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock durup dururken “halk ayaklanmalarından” bahsetmeye başladı.
„„Halk ayaklanmaları“?!!“ weiterlesenSavaş ilânı
Savaş ilânı
17 Temmuz 2022
Almanya’daki farklı araştırma kurumlarının olası resesyon ve dramatik sosyal sorunlarla ilgili gerçekçi öngörüleri egemen siyaseti, ama bilhassa Alman askeri-sınai kompleksini fena rahatsız etmişe benziyor. Gerçi Scholz hükümeti Almanya kamuoyunu sadece çetin geçmesi kesinleşen sonbahar ve kış aylarına hazırlamakla kalmıyor, aynı zamanda yıllar sürecek bir dönem için “kemer sıkmaya” razı etmek istiyor. Özellikle Yeşil bakanlar ısrarlı bir biçimde “halkın kendi payına düşeni taşıması gerekir” ve “gerekirse barış için üşürüz” demagojisini tekrarlıyorlar – sanki durumdan halk sorumluymuş gibi. Ama bu bile militaristler için yeterli değil.
„Savaş ilânı“ weiterlesenNatoculaştırabildiklerimizden misiniz?
Natoculaştırabildiklerimizden misiniz?
3 Temmuz 2022
Yazının başlığı kimi okur için yabancı veya gülünç gelebilir, ancak emperyalist cephenin son zirvelerinin ardından hayli ciddi ve insanlığın geleceğini tehdit eden bir soru hâline geldiğini vurgulamalıyız. 1989/1990 karşı devriminden sonra burjuva basınında dahi, “artık NATO’ya gerek kalmadı” görüşleri ifade edilirken, bugün savaş aygıtı NATO’nun sadece Kuzey Atlantik İttifakı olarak kalması değil, dünya çapında genişlemesi gerektiği yaygın görüş hâline getirilmeye çalışılıyor. NATO basını kanalıyla ve NATO soluna dönüştürülen reformist akımların desteğiyle neredeyse yaşamın her alanı militarist akıl tarafından esir alınıyor. O açıdan “Natoculaştırabildiklerimizden misiniz” sorusunun, salt ulus devletlere ve egemen sınıflara değil, her insana yönelik bir soru olduğunu söyleyebiliriz.
„Natoculaştırabildiklerimizden misiniz?“ weiterlesen