“Topyekun vatan savunması”

Hafta başında Federal İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt hükümetinin “Nüfus Koruma Paketi” çerçevesinde 2029 yılına kadar on milyar avro harcayarak “sivil savunma ve afet koruma sistemlerini” yenileyeceğini açıkladı. İlk bakışta olağan bir devlet hizmeti gibi görülebilecek bu adım yakından bakıldığında Alman devletinin militarist dönüşüm temelinde savaş hazırlığının bir adımı olduğu görülebilir. Dahası, bu adım ile kamuoyunda “kesin savaş çıkacak” görüşü yaygınlaştırılarak, militarizme toplumsal rıza üretilmektedir.

„“Topyekun vatan savunması”“ weiterlesen

Almanya’nın “Manhattan Projesi”

Alman silah tekellerinin görevlendirdiği bir grup “savunma stratejisti” Avrupa’nın ABD’den bağımsız bir silahlanma stratejisi geliştirmesini talep eden bir belgeyi dolaşıma soktu. “Avrupa’nın savunma otonomisine giden yol: Kritik bağımlılıkların aşılmasına yönelik bir kılavuz” başlığını taşıyan belge Avrupa’nın “ABD’den gelen yazılımlar ve sistemler ile Beyaz Saray’ın izni olmaksızın hiçbir savaş operasyonu yapamayacağını” tespit ettikten sonra, Avrupa’nın 500 milyar avroluk bir yatırımla bu “bağımlılıktan” kurtulabileceğini iddia ediyor. Ve Avrupa’nın “savunma otonomisinin ancak Almanya’nın mali ve endüstriyel kaynaklarının kullanılmasıyla sağlanabileceği” vurgulanarak, Alman silah tekellerinin üstleneceği role atıfta bulunuyor.

„Almanya’nın “Manhattan Projesi”“ weiterlesen

Silahlanma yarışının gösterdikleri

Stockholm Barış Araştırmaları Enstitüsü SIPRI’nin yayınladığı son verilerin değerlendirmesi

Nisan ayı sonunda yayımlanan son SIPRI verileri 2024’te rekor seviyeye çıkan silahlanma harcamalarının (2,72 trilyon dolar) 2025’te 2,89 trilyon dolarla yeni bir rekor kırıldığını gösteriyor, ki bu artış Trump yönetiminin Ukrayna’ya yapılan askeri yardımları keserek ABD’nin silahlanma harcamalarının yüzde 7,5 azalmasına rağmen sağlandı. SIPRI verileri dünya çapındaki militarist dönüşümün motorunun Avrupalı emperyalist güçler olduğunu kanıtlıyor. Rusya ve Ukrayna da dahil edilirse Avrupa çapındaki silahlanma harcamaları 2025’te 864 milyar dolara ulaşmış durumda. Sadece Avrupalı NATO üyesi devletler 2025’te 559 milyar dolar harcayarak, 2024’e nazaran yüzde 23,1 dolayında bir artışa neden olmuşlar.

„Silahlanma yarışının gösterdikleri“ weiterlesen

“Ami go home!”?

Alman barış hareketinin isteği nihayet gerçekleşiyor mu? Bilindiği gibi ABD Başkanı Trump geçenlerde Almanya’da konuşlandırılmış 39 bin ABD askerinin beş binini geri çekeceğini ve uzun süredir planlanan Tomahawk füzelerinin gönderilmesinden vazgeçildiğini açıklamıştı. Burjuva medyası bu açıklamayı “Trump Şansölye Merz’e İran nedeniyle ceza kesiyor”diye yorumlarken, Almanya’daki egemen siyasetten “caydırıcılık için alternatif bulmalıyız” sesleri yükseldi.

„“Ami go home!”?“ weiterlesen

1 Mayıs: Almanya’da sıradan bir gün

Savaş ve kriz sarmalı Almanya’daki egemen siyaseti ve temsil ettikleri sermaye fraksiyonlarını her zamanki yöntemlerine başvurmaya itiyor: Krizin ve militarist dönüşümün faturasını çalışan sınıflara ve yoksullara çıkarmaya! Sınıf mücadelesinden çoktan vazgeçmiş ve “sosyal partnerliğe” indirgenmiş sendikalar olduğu müddetçe de bunları yapmak kolaylarına geliyor. Ama gene de dünya çapında işçi sınıfının mücadele günü olarak kutlanan 1 Mayıs Almanya’da sıradan bir gün haline gelmesine rağmen, 1 Mayıs kutlamaları hala gözlerine batıyor, yok etmeye çalışıyorlar.

„1 Mayıs: Almanya’da sıradan bir gün“ weiterlesen

Militarist dönüşümün yeni adımı

Alman emperyalizminin yeni “Askeri Strateji” belgesinin gösterdikleri

Almanya ve dolayısıyla Avrupa tarihinde Alman sosyal demokrasisinin ihanetleri ve savaşlar konusundaki sorumlulukları herhalde saymakla bitmez. Topyekûn savaş sarmalı ile karşı karşıya olduğumuz günümüzde Alman emperyalizmi bir kez daha Alman sosyal demokrasini emelleri için kullanıyor. 22 Nisan’da basın önüne çıkan Federal Savunma Bakanı, sosyal demokratların umut bağladığı Boris Pistorius, bakanlığı tarafından hazırlanan “Askeri Strateji” belgesini kamuoyuna tanıttı. Böylesi bir belge Almanya Federal Cumhuriyeti tarihinde ilk kez hazırlanıyor. Sosyal demokrat Şansölye Olaf Scholz döneminde 14 Haziran 2023’te karar altına alınan “Almanya Ulusal Güvenlik Stratejisi” ve 9 Kasım 2023’te gene Pistorius tarafından açıklanan “Savunma Politikaları Yönergesinden” sonra karar altına alınan bu strateji belgesinin önemli bölümleri gizli tutulsa da kamuoyuna açıklanan bölümleri militarist dönüşümün ne denli ivme kazandığını yeterince kanıtlamaktadır. Makalemizde öncelikli olarak strateji belgesinin içeriğini inceleyeceğiz.

„Militarist dönüşümün yeni adımı“ weiterlesen

Faşizm? Faşizm!

Bir yıl öncesine kadar tekelci burjuvazilerin verili koşullar altında özellikle Avrupa’da açık faşist diktatörlüğe şimdilik gereksinim duymadıkları düşüncesindeydik. Ne de olsa, 2023 Ekim’inde yazdığımız gibi: “Burjuva parlamentarizmi egemen siyasete yönelik her türlü eleştiriyi anında aforoz edebilen, toplumsal yaşamın her türlü alanını militarizme açan, siyasi kararları herhangi bir demokratik kontrol olmaksızın, tekel temsilcilerinin belirleyici oldukları komisyonlarda alan, ırkçılığı ve göçmen-mülteci politikalarını etkin birer egemenlik aracı olarak kullanan ve yayılmacı devlet aklını kamuoyu görüşü haline getiren bir parlamenter diktatörlük biçimini” almıştı. Sistem alternatifinin ve güçlü bir sınıf hareketinin olmadığı koşullar faşizmi gereksiz kılıyor düşüncesindeydik.

„Faşizm? Faşizm!“ weiterlesen

Küresel Fay Hatları: Topyekûn Savaş Sarmalı ve Bölgesel Çatışmalar

Güncel ihtilafların olası kümülatif sonuçları üzerine…

Son yazılarımızda İran’a yönelik saldırı savaşının dünya çapındaki etkilerini ve insanlığı yok edebilecek şiddetteki nükleer savaş tehlikesine ne denli yakınlaştığımızı anlatmaya çalıştık. Gerçi bu tehlikeye gerek Politika Gazetesi’nde gerekse de farklı devrimci yayınlarda yeterince dikkat çekildi, ama bu sefer konuyu farklı bir senaryo üzerinden irdelemek istiyoruz. Elbette bu senaryo bazı varsayımlara ve tahminlere dayanmaktadır, ancak gerçekleşme olasılığının güncel ihtilaflara bakarak ve engelleyici faktörlerin zayıflaması veya yok olması durumunda hayli yüksek olduğunu düşündüğümüzü belirtmeliyiz. Dünya çapında bir kaosa yol açabileceğini düşündüğümüz senaryo gerek Batılı emperyalist güçlerin gerekse de Rusya Federasyonu ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin kendi iç sorunlarına odaklanmaları ve/veya birbirleriyle olan mücadeleye hapsolmaları durumunda müdahale kapasitelerinin zayıflaması, yani vekalet savaşlarını denetleme olanaklarının azalması sonucu nelerin olabileceği sorusu üzerine kuruludur. Dünyanın farklı coğrafyalarında, özellikle hassas bölgelerdeki güncel ve donmuş ihtilaflar ABD, Rusya ve ÇHC’nin denetleme ve müdahale olanakları eksildiğinde ne gibi sonuçlar yaratabilir? Bununla bağlantılı olan soru, dünyamızın 2026 yılında sonraları kontrol edilemeyecek bir topyekûn savaş sarmalına mı girdiği sorusudur. Makalemizde bu soruların yanıtlarını farklı bölgelerdeki reel ihtilaflara bakarak arayacağız.

„Küresel Fay Hatları: Topyekûn Savaş Sarmalı ve Bölgesel Çatışmalar“ weiterlesen

Macaristan: Aşırı sağ kaybetti mi?

Avrupa’daki burjuva medyasının “Macaristan kurtarıldı” başlıklı sansasyonel yorumlarına bakılırsa, Macaristan seçimlerinde aşırı sağ kaybetti ve Avrupacı “demokratlar” kazandı. Avrupa’daki ırkçı-faşist hareketlerin öncü liderler arasında gördüğü Viktor Orbán’ın seçimleri açık farkla kaybetmiş olması, AB Komisyonu’nu ve Avrupa’daki egemen siyaseti şüphesiz rahatlattı. Ama kimilerinin yorumladığı gibi, bir “jeopolitik depremden” ve “demokratikleşmeden” söz edilebileceğini sanmıyoruz. Seçimleri kazanan Péter Magyar, ki Fidesz partisinde büyüdü, Orbán’ın ırkçı politikalarını sürdüreceğini ta başından belirtmişti.

„Macaristan: Aşırı sağ kaybetti mi?“ weiterlesen

Savaşın jeoekonomik boyutları

İran’a yönelik saldırı savaşının jeoekonomisi üzerine bir analiz denemesi

ABD ve İran arasında, İsrail’i devre dışı bırakarak üzerinde uzlaşılan ateşkes daha ilk günlerinde ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Okumakta olduğunuz bu makale kaleme alınırken, ateşkes sürecinin hangi yöne evrileceği – özellikle İsrail’in Lübnan’a yoğun saldırıları devam ederken – belli değildi. Netanyahu hükümeti genel seçimlere savaşı kızıştırarak hazırlanırken, Trump yönetiminin yüzüne karşı esen sert rüzgarlar daha da sürat kazanıyor. Avrupa ise, İran’ın 28 Şubat 2026’dan bu yana Hürmüz Boğazı’nı abluka altına alması nedeniyle oluşan enerji krizinin yükleri altında debeleniyor. Hürmüz Boğazı’ndan dünya çapındaki petrol ve likit doğal gaz arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği ve dünya piyasalarına sunulan Helyum’un yüzde 40’ını üreten Katar’da üretimin durduğu – ki Helyum çip üretiminde ve otomotiv sanayi gibi kilit sektörlerde yaşamsal önemde – düşünülürse, ablukanın aylarca devam etmesinin nelere yol açabileceği tahmin edilebilir.

„Savaşın jeoekonomik boyutları“ weiterlesen

Avrupa faşizme doğru mu ilerliyor?

Aslına bakılırsa geçen haftaki yazımızda değindiğimiz konuyu, Alman işçileri arasındaki faşistleşme sürecini diğer Avrupa ülkelerindeki örnekleriyle irdelemeye devam etmek gerekiyordu. Bunu daha sonraki yazılara bırakalım, çünkü dünya gündemi öylesine hızlı değişiyor ki, yetişebilmek namümkün. Örneğin bu yazı kaleme alındığında ABD ve İran, İsrail’i devre dışı bırakarak iki haftalık ateşkeste anlaştılar. Sonucunu şimdiden kestirebilmek zor, çünkü Trump yönetiminin dengesizliği biliniyor. O nedenle bu sefer Avrupa’daki bazı gelişmeleri masaya yatırmak istiyoruz.

„Avrupa faşizme doğru mu ilerliyor?“ weiterlesen

İttifakta çözülme başladı mı?

Emperyalizmin savaş aygıtı NATO’nun geleceği üzerine

Varşova Paktı’nın 1991 yılında feshedilmesinin ardından kimi liberal yorumcu NATO’nun da varlık gerekçesi kalmadı diyerek feshedileceği beklentisini ifade ediyordu. Ancak emperyalizmin savaş aygıtı NATO sadece varlığını sürdürmekle kalmadı, aynı zamanda uluslararası hukuka aykırı saldırı savaşları yürüttü ve kendisini feshetme yerine Doğu Avrupa’ya genişleyerek üye devlet sayısını 16’dan 32’ye katladı. Soğuk Savaş sonrasında Rusya Federasyonu’nu NATO üyesi devletlerle kuşatma stratejisinde, ABD’nin 2011 yılında stratejik önceliğini Hint-Pasifik Bölgesine vermesiyle bir eksen kayması yaşandı.

„İttifakta çözülme başladı mı?“ weiterlesen

Alman işçileri faşistleşiyor mu?

Başlık son derece anlamsız ve provokatif gelebilir. Ancak güncel araştırmalar ırkçı-faşist AfD partisinin Alman işçi sınıfı arasında, özellikle de sendikalarda örgütlü işçiler arasında giderek daha fazla taraftar bulduğunu ve işçiler arasında faşizan yaklaşımların olağanlaşma tandansı gösterdiğini gösteriyor. Her ne kadar veriler bu tezi doğruluyor gibi görünse de sayılara yakından bakmakta ve nedenleri irdelemekte fayda var.

„Alman işçileri faşistleşiyor mu?“ weiterlesen

Unutulan tehlike: Ukrayna’nın AB üyeliği

Dünya gündemi İran savaşı ile meşgulken, ki sonuçları şimdiden dünya ekonomisini etkiliyor, gene başta Avrupa olmak üzere dünyayı nükleer cehenneme çevirebilecek başka bir gelişme gözlerden kaçıyor gibi görünüyor – ya da dikkatler bilinçli bir şekilde bu tehlikenin üzerinden çekiliyor: Ukrayna’nın AB üyeliğine alınmasının sonuçları. Burjuva medyası ve egemen siyaset Ukrayna’nın NATO üyesi olmasını fikir birliği içinde reddederken, AB’ye üye yapılmasını “insani eylem” olarak savunuyorlar. Halbuki böylesi bir adım Avrupa’yı Rusya ile doğrudan sıcak savaşa sokacak hukuki bir mekanizmanın işlemesine neden olacak.

„Unutulan tehlike: Ukrayna’nın AB üyeliği“ weiterlesen

Antisiyonizm Yahudi düşmanlığı mı?

Reformist Alman solunda, baki kalan tüm eleştirilerimize rağmen, bazen doğru işler yapıldığını da belirtmeliyiz. Muhtemelen bunlar son zamanlarda Sol Parti’ye katılan çok sayıda antifaşist ve savaş karşıtı gençlerin başarısıdır. Örneğin Sol Parti Aşağı Saksonya eyalet örgütü Alman solu açısından ender, ama bir o kadar doğru bir karar tasarısını kabul etti. Eyalet örgütü, “Bugün reel olarak var olan Siyonizmi reddediyoruz” başlığı altında üçte ikilik bir çoğunlukla kabul ettiği metin gerek burjuva medyası ve partilerinin gerekse de Sol Parti’nin “esas oğlanlarının” tepkisine yol açtı. Partinin önde gelen isimleri burjuva medyasıyla birlikte “antisemitizm” suçlamasına sarıldılar.

„Antisiyonizm Yahudi düşmanlığı mı?“ weiterlesen

Batının irrasyonalitesi

İran’a yönelik saldırı savaşının olası gidişatı üzerine

ABD ve İsrail’in İran’ yönelik saldırı savaşı ve kullandıkları yöntemler ile İran savunması Avrupa’daki kafa karışıklığını derinleştiriyor. Egemen siyasete eklemlenmiş aydınlar (!) ve gazeteciler her geçen gün bu savaşı kutsayan argümanlar bulmakta zorlanırlarken, kimi aydınlar ve İran uzmanı olan bilim insanları uyarı üzerine uyarı yayımlıyorlar. Sadece barış hareketine yakın internet sayfalarında değil, kimi burjuva medyasında da ABD ve İsrail’in saldırı savaşına yönelik eleştirel yazılar yayınlanmaya başladı. Nihayet saldırı savaşının uluslararası hukuka aykırılığı ve dünya ekonomisine olan olumsuz etkileri Avrupa’daki burjuva medyasında da görülüyor – her ne kadar yapılan itirazlar ve uyarılar henüz cılız çıkıyor olsalar da.

„Batının irrasyonalitesi“ weiterlesen

Refah şovenizmi eyaleti

Geçen pazar günü yapılan Baden-Württemberg Eyalet Parlamentosu seçimleriyle Almanya’da “Süper seçim yılı” başlamış oldu. Daha önceki köşe yazımızda bu yıl yapılacak seçimlerin asıl öneminin çoğunluk toplumundaki faşistleşme sürecinin nasıl bir ivme kazanacağını göstermesinde yattığını belirtmiştik. Nitekim ırkçı-faşist AfD, tüm yolsuzluk haberlerine rağmen oylarını ikiye katlayarak, yüzde 18,8 ile Eyalet Meclisindeki en büyük “muhalefet” oldu. Gerçi seçimleri Yeşiller, daha doğrusu kampanyasında partisinin adını dahi anmayan Cem Özdemir kazandı, ancak bir politika değişikliği olacağını beklemek büyük naiflik olacak.

„Refah şovenizmi eyaleti“ weiterlesen

Bölgesel ihtilaftan fazlası

“Eppstein Koalisyonunun” saldırı savaşının uluslararası alandaki hukuksal ve iktisadi sonuçları üzerine

Ekranlarda patlayan bombaları, yıkılan kentleri, sivillerin acılı yüzlerini, paramparça olmuş çocuk bedenlerini gördükçe savaşların ve dünya gündeminin soğukkanlı değerlendirmesini yapmaya çalışmak çok zor. Ancak gelişmeleri doğru okumak, olayları görüngülere ve egemen siyasetin söylemlerine göre değil, arka planı ve çıplak çıkarları ele alarak analiz etmek ve her ne kadar burjuva hukuku olsa da evrensel hukuk normları temelinde değerlendirme yapmak, kanımızca en başta ezilen haklar ve sömürülen sınıfların kurtuluşu için mücadele ettiğini iddia edenleri görevidir. Okumakta olduğunuz bu yazıda İran’daki Molla rejiminin ne olup ne olmadığından bağımsız, ABD ve İsrail’in saldırı savaşının uluslararası alandaki hukuksal ve iktisadi sonuçlarını irdeliyoruz. Yazar hukukçu veya hukuk alanında ihtisas yapmış birisi değildir. Hukuksallıktan kastımız uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler Şartı’dır. Yani değerlendirmemizi herkesin ulaşabileceği bilgiler ışığında yapmaya çalışacağız.

„Bölgesel ihtilaftan fazlası“ weiterlesen

Vasalların hukuku

“Eppstein Koalisyonu” olarak adlandırılan ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısı, Batıdaki burjuva toplumlarının tüm yozlaşmışlığını ve iki yüzlülüğünü gözler önüne serdi. Emperyalist güçler önceleri özenle kurgulanmış yalanlarla saldırı savaşlarını başlatmak ve gerekçelendirmek için çaba sarfeder, bu savaşları meşrulaştırmak ve uluslararası topluma kabul ettirmek için bin bir türlü takla atarken, artık buna gerek duymamaktadırlar. Daha doğrusu artık uluslararası hukuku kabul etme iddiasında değiller ve bundan itibaren, “antika ve çıkarlara uygun olmayan” uluslararası hukuk yerine güçlünün ve vasalların hukukunun geçerli olduğunu gösteriyorlar.

„Vasalların hukuku“ weiterlesen

Almanya’daki faşistleşme süreci

Bu yıl Almanya’da beş eyalette seçimler yapılacak. 8 Mart’ta Baden-Württemberg’de, 22 Mart’ta Rheinland-Pflaz’da, 6 Eylül’de Saksonya-Anhalt’da, 22 Eylül’de de Berlin ve Mecklenburg-Vorpommern’de seçmenler yeni Eyalet Parlamentolarını ve yeni eyalet hükümetlerini seçecekler. Ayrıca aynı tarihlerde Aşağı-Saksonya, Bavyera, Berlin ve Hessen eyaletlerinde yerel seçimler gerçekleştirilecek. Burjuva medyasına baktığımızda, bu seçim yılının Merz hükümeti için önemli bir sınav olacağı yorumlarının yapıldığını görebiliriz. Nihayetinde özellikle Eyalet Parlamentosu seçimleri salt bölgesel değil, ülke düzeyinde de siyasi etkide bulunacaklar.

„Almanya’daki faşistleşme süreci“ weiterlesen