Militaristleştirmediklerimizden misiniz?

ABD-Avrupa evliliğinin boşanma süreci ve Avrupa’nın militarist dönüşümü

26 Ocak 2026

Avrupa Birliği’nde, önceleri Britanya sonraları da Doğu Avrupa ülkeleri tarafından temsil edilen transatlantikçilerin borusu ötmekteydi. Sözcülüğünü üstlendikleri sermaye fraksiyonlarının çıkarları Avrupa’nın NATO ve dolayısıyla öncü gücü olan ABD ile sıkı iş birliğinde silahlanmasını öngörmekteydi. Almanya ve Fransa’daki “Avrupacılar” ise Avrupa’nın ABD’nin yanında ve ABD’ye rağmen düzen kurucu güç olmasını savunuyorlardı. Trump yönetiminin son dönemdeki politikaları Avrupacıların Doğu Avrupa ülkelerindeki kısmi etkinliklerinin artmasına neden oldu. Avrupacıların AB’nin sadece Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) ve Rusya Federasyonu’na (RF) karşı değil, gerektiğinde potansiyel rakip olarak ABD’ye karşı da askeri denklik sağlaması gerektiği savunusu halihazırda giderek daha çok taraftar kazanıyor.

Aslına bakılırsa AB’nin militarist dönüşüm sürecinin işleyişi son 25 yılın AB strateji belgelerinden okunabilir. 2000 yılında gerçekleştirilen Lizbon Zirvesinde kamuoyuna tanıtılan “AB Güvenlik ve Savunma Mimarisiyle” militarist dönüşümün ilk belirgin adımları atılmıştı. Belgenin mimarları olan Xavier Solana ve Robert Cooper “AB’nin, üyelerinin ve medeni Batının kendi aralarında hukuka ve kurallara dayalı ilişkiler kuran, ama ormanda hareket ettiğinde orman kanunlarını uygulayan iyi niyetli bir emperyalizm olduğunu” iddia ediyorlardı. Üç yıl sonra kabul edilen 2003 Avrupa Güvenlik Strateji belgesi ise, Rusya’ya karşı agresif olmayan bir dil kullanıyor, ama ilk kez Avrupa’nın “Global Player” konumuna yükseldiğini vurguluyordu. Daha sonraları, 2016’da kabul edilen “Küresel Strateji Belgesinde” Rusya’ya karşı daha saldırgan bir dil kullanılmaya başlanmış, bununla birlikte NATO ve ABD ile olan sıkı iş birliğinin önemi belirtiliyordu. Nitekim 2022’de kabul edilen “Stratejik Pusula” ile bir tarafta Rusya’nın yanı sıra ÇHC hedef tahtasına yerleştirildi, diğer tarafta ise silahlanma politikaları açısından ABD’ye olan bağımlılığın azaltılması için öngörülen adımlar ön plana çıkarıldı. “Stratejik Otonomi” ihtiyacı da özellikle ABD ile çıkması muhtemel görülen çıkar çelişkilerinin hesaba katılması sonucu oluşmuştu.

Boşanma ilamı

Nitekim 19 Mart 2025’te Brüksel’de “Avrupa Savunması İçin Beyaz Kitap ve ReArm Europe Planı – 2030 Hazırlığı” başlıklı AB strateji belgesinin kamuoyuna tanıtılmasıyla ABD’den boşanma süreci resmen başlatılmış oldu. AB Savunma Sorumlusu Kaja Kallas belgeyi basına tanıtırken, AB’nin seçtiği rotayı şu sözlerle tanımlıyordu: “Özgür dünyanın yeni bir lidere ihtiyacı olduğu açıkça ortaya çıktı. Bu zorluğun üstesinden gelmek biz Avrupalılara düşüyor”.

Avrupalıların “bu zorluğun üstesinden” nasıl geleceklerini ise AB Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen aynı toplantıda şöyle açıklamıştı: “Barışın getiri dönemi çoktan sona erdi. Şimdiye kadar güvendiğimiz güvenlik mimarisine artık güvenemeyiz. Avrupa kendi kaderini kendi eline almaya hazırdır. Savunmaya yatırım yapmalı, yeteneklerimizi geliştirmeli ve proaktif bir güvenlik yaklaşımı izlemeliyiz. Kararlı bir şekilde ilerliyoruz. Daha yüksek savunma harcamaları ile Avrupa’nın savunma alanındaki endüstriyel yeteneklerine önemli yatırımlar içeren 2030 Hazırlık Yol Haritasını sizlere sunuyoruz. Satın alımlarımız daha çok Avrupa merkezli olmalıdır. Çünkü bu, Avrupa savunmasının teknolojik ve endüstriyel temelini güçlendirmek, yenilikleri teşvik etmek anlamına gelmektedir. Ve bu, nihayetinde AB çapında bir savunma ürünleri pazarı yaratmak demektir.”

Von der Leyen Avrupa’nın son yıllarda askeri yeteneklerini ve güvenliğini fazlasıyla ihmal ettiğini ve bu yüzden ABD’ye bağımlı hale geldiğini söylüyor. Ancak sadece “AB Savunma Ajansının” resmi verilerine baktığımızda, bu iddianın yalan olduğunu görebiliriz. Veriler AB’nin “savunma” giderlerinin son on yıl içinde yüzde yüzden fazla artırılmış olduğunu kanıtlamakta. AB üyesi devletler 2014 yılında silahlanmaya 151 milyar Euro harcamışlarken, bu meblağ 392 milyar Euro’ya ulaştı. Halihazırda Komisyon planları önümüzdeki yıllarda silahlanma bütçelerinin gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 3,5’in yükseltilmesini öngörüyor. Bu ise yılda 680 milyar Euro anlamına gelmektedir. Von der Leyen’e kalırsa yüzde 5 ile yaklaşık 970 milyar Euro gerekiyor, ki bu rakam ABD’nin güncel yıllık harcamalarına ancak yaklaşabiliyor.

Von der Leyen Avrupa’daki “savunma ürünleri pazarının”, AB üyesi ülkelerin silah sanayilerini fazlasıyla “ulusal” tutmaları nedeniyle dağınık ve zayıf olduğunu belirterek, çözüm yolunun siparişleri AB çapındaki büyük projeler kapsamında yapılması ile bulunacağını iddia ediyor. Strateji belgesi de bu nedenle, istisnasız ABD’ye bağımlılığın büyük olduğu yedi temel alana yoğunlaşıyor: “1.) Hava ve füze savunması; 2.) Topçu sistemleri; 3.) Mühimmat ve güdümlü füzeler; 4.) Dronlar ve dronlara karşı savunma sistemleri; 5.) Askeri hareket kabiliyeti: 6.) Yapay zeka, kuantum bilişim sistemleri, siber ve elektronik savaş; 7.) Stratejik etkinleştiriciler ve kritik altyapının korunması”. Belge bu alanlarda istenilen bağımsızlığın sağlanabilmesi ve üye devletlerin “henüz sahip olmadıkları askeri yeteneklere kavuşabilmeleri” için Avrupa silah sanayinin üretim kapasitelerinin masif biçimde artırılmasını öngörmekte. AB Silahlanma Komiseri Adrius Kubilius üretim kapasitesinin artırılması için gerekli olan ilk adımı şöyle açıklıyor: “Savunma sanayisinin engelsiz bir şekilde büyüyebilmesini sağlamalıyız”. Elbette bu ulusal parlamentoların ve Avrupa Parlamentosu’nun kontrol haklarının ellerinden alınması, çevre koruması yönetmeliklerinin ve ekolojik gerekliliklerin en aza indirgenmesi, karar mekanizmalarının silah tekellerinin temsilcilerine bırakılması, silah tekellerinin üretim tesislerinde çalışma ve ücretlendirme koşullarının ağırlaştırılması, işyeri işçi temsilciliklerinin katılım haklarının azaltılması gibi adımlar olacağı anlamına gelmektedir.

Belge silah tekellerinin büyümesini sağlamak ve ABD’ye olan bağımlılığı azaltmak için bazı eylem öncelikleri belirlemiş. Eylem öncelikleri belgede şöyle sıralanıyor: “Özellikle üye devletler tarafından belirlenen kritik yetenekler açısında yetenek eksikliklerini gidermek. Toplu talep ve daha fazla ortak satın alma yoluyla Avrupa savunma sanayisini desteklemek. Ukrayna’yı askeri yardımı artırarak ve Avrupa ile Ukrayna savunma sanayilerinin entegrasyonunu güçlendirerek desteklemek. AB çapında savunma pazarını genişletmek, bunun için düzenlemeleri basitleştirmek. Savunmayı daha hızlı dönüştürmek için. Yapay zeka ve kuantum teknolojisi gibi teknolojik yeniliklerden yararlanmak. Avrupa’nın en kötü senaryolara hazırlıklı olmasını, askeri hareket kabiliyetinin artırılması, stokların oluşturulması ve dış sınırların, özellikle Rusya ve Beyaz Rusya ile olan kara sınırının güvenliğinin sağlanması yoluyla iyileştirmek. Aynı görüşe sahip ülkelerle dünya çapında ortaklıkları ve iş birliğini güçlendirmek”.

Kamu kaynaklarının talanı

AB Komisyonu, daha önceleri Avrupa çapında sosyal hakların kısıtlanması ve ulusal bütçelerin neoliberal politikalar lehine harcanması için bir “İstikrar ve Büyüme Paktını” üye devletlere dayatmıştı. Otoriter neoliberal uygulamalar, sosyal güvenlik, sağlık, konut, eğitim ve öğrenim alanlarındaki bütçe kısıtlamaları bu pakt ile gerekçelendirilmiş ve ulusal parlamentoların bütçe belirleme hakları böylelikle fiilen ellerinden alınmıştı. Şimdi ise Komisyon silahlanma harcamalarının artırılması için pakta bir ulusal istisna maddesini yerleştirdi. Bu istisna maddesi sadece “savunma harcamaları” için geçerli. İstatistiksel kategorisi “savunma” olarak tanımlanan kamu harcamalarında maksimum sınır her yıl için gayri safi yurtiçi hasılasının yüzde 1,5’i olarak kararlaştırıldı. Ulusal istisna maddesinin süresi ise şimdilik dört yılla sınırlandırıldı. Komisyon bu şekilde Avrupa çapındaki askeri harcamaların kısa sürede AB çapındaki gayri safi yurtiçi hasılasının yüzde 3,5’ine çıkartılabileceğini söylüyor.

Kamu kaynaklarının talanı anlamına gelen bu adım, karar altına alınan “Önlemler Paketinin” birinci adımı. İkinci adım 29 Mayıs 2025’te yürürlüğe sokulan SAFE [Avrupa için güvenlik eylemi] adlı ve 150 milyar Euro tutarındaki “Avrupa finansman aracıdır”. Finansman aracıyla üye ülkelere silahlanma yatırımları ve Ukrayna’ya yapılan silah ihracatı için düşük faizli krediler sağlanacak. Ancak krediler, en az iki ülke bir araya geldiğinde ve strateji belgesinde belirtilen temel yetenekler alanındaki satın almalar söz konusu olduğunda onaylanacak. Komisyon ayrıca bu ülkelere satın alımlar için KDV muafiyeti tanıyacak. Krediler için belirleyici kriter, satın alınacak unsurların en az yüzde 65’inin Avrupa ve Ukrayna menşeli olması ve “üçüncü tarafların” büyük ölçüde sınırlandırılmasıdır. Nitekim şimdiye kadar, hem de 2025 Kasım’ı olarak belirlenen son başvuru tarihinden çok önce 18 ülkeden toplam 127 milyar Euro tutarında kredi başvurusu yapılmış durumda.

Paketin üçüncü adımıyla AB üyesi yoksul ülkelerdeki çevre ve altyapı önlemlerinin finansmanı ile bu ülkelerdeki yaşam koşullarının kademeli olarak zengin ülkelerle eşitlenmesini sağlamak için oluşturulan Uyum Fonunun kaynaklarına el atılmaktadır. Burada amaç fonun büyük bir bölümünü silahlanma bütçelerine ayırmaktır. Halihazırda 2021-2027 dönemi için hazırlanmış olan AB bütçesinin 204 milyar Euro’luk bölümü bu amaçlar için kullanılabilecek hale getirilmek istenmektedir.

Dördüncü adımla üye ülkeler arasındaki gelişme farklılıklarını azaltmak için kurulmuş olan Avrupa Yatırım Bankası’nın da silahlanma yatırımları için kullanılmak istenmesidir. Strateji belgesi Avrupa Yatırım Bankası’nın “AB’nin siyasi önceliklerine uyum sağlaması için uygunluk kriterlerinin uyarlanmasını” öngörüyor. Buna göre banka, daha önce yasaklanmış olan faaliyetlerin finansmanını “desteklenebilir projeler” kapsamına aldı. 2025 Mart’ında yürürlüğe giren uygulamayla banka Avrupalı silah tekelleri için ayırdığı finansman programını üç katına çıkardı ve “Avrupa ticari bankalarının Avrupa Yatırım Bankası’nın fonlarını kullanarak, silahlanma yatırımları için likidite yaratmalarını” sağladı.

AB’nin 2028-2034 dönemindeki bütçesinin önemli bir bölümünü silahlanma harcamaları için gerekli olan AB kaynaklarına ayırmayı öngören önlemler paketinin beşinci adımı ise özel yatırım sermayesini silahlanma yatırımları için teşvik etmek. Bu nedenle özel fonlar için getirilen cirosunun yüzde ondan fazlasını silah üretimi veya satışından elde eden şirketlere yatırım yapma yasağı kaldırıldı. Bu adımla uluslararası mali sermayenin Avrupa’da “sürdürülebilir fon” kategorisine kabul edilen fonların yatırım olanakları artırıldı, ki 2025’in ikinci yarısında yapılan yüksek yatırımlar AB Komisyonu tarafından önlemler paketinin “başarısı” olarak yorumlandı.

Sonuç itibariyle “yaşlı kıtanın” Alman emperyalizminin öncülüğünde şimdiye kadar görülmemiş bir militarist dönüşüm sürecine girdiğini söyleyebiliriz. Çok kutuplu dünyanın değişen koşullarının zorlaması, Trump yönetiminin “Önce Amerika” politikası ve sürekli savaş hali karşısında çıkış yolu arayan Avrupalı emperyalist güçler, köşeye sıkıştıkça daha da saldırganlaşma tercihini yapıyorlar. Militarist dönüşümün finansmanı için hep daha fazla kamu kaynağını talan ediyor, olası toplumsal tepkileri önlemek için daha otoriterleşiyor, çoğunluk toplumlarındaki faşistleşme süreçlerini körüklüyor ve bağımlı çalışan sınıflar üzerindeki baskılarını artırıyorlar. 25 yıl öncesinde “kurallar dünyasında yaşıyoruz, kendi aramızda hukuka ve kurallara dayalı ilişkiler kuruyoruz” diyerek dünya çapında kurucu güç olmak isteyen Avrupa, dünyanın diğer bölgelerinde uyguladıkları “orman kanununun”, yani “güçlünün kanunun” artık kendi aralarında da geçerli olduğunu görüyor ve “iyi huylu emperyalizmlerinin” aslında sömürgeci, saldırgan ve yayılmacı bir emperyalizmden başka bir şey olmadığı gerçeğini teyit ediyor. Ne yazık ki, en başta Avrupa’daki işçi sınıfının ve halkların aleyhine olan bu militarist dönüşüm sürecini engelleyecek bir toplumsal güç görünürde yok. Avrupa’daki çoğunluk toplumlarının gerçek düşmanlarının göçmenler ve mülteciler olmadığını, kendi ülkelerindeki egemen sınıflar olduğunu ne zaman görecekleri konusunda maalesef herhangi bir öngörümüz de bulunmuyor.