Bugünlerde dijital medyada yayınlanan isyan resimleri egemen sınıfları çılgına döndürüyor. Arjantin, Arnavutluk, Belçika, Brezilya, Fransa, İspanya ve İtalya sokakları protesto eylemleriyle şenlenirken, burjuva medyası ağzından salyalar akıtarak eylemcileri karalamaya, lağım kokulu nefesiyle çoğunluk toplumlarının zihnini zehirlemeye çalışıyor. Özellikle Almanya’daki egemen siyasetin ve sermayenin borazanlığı görevini üstlenen burjuva medyasının kin dolu söylemi artık öylesine raddeye geldi ki, bunların nefes kokusunun yanında tarladaki gübre kokusu gül kokusuna benzer oldu.
„Burjuva medyasının lağım kokan nefesi…“ weiterlesenKoridor arayışı mı, jeoekonomik çıkarlar mı?
ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattıkları saldırı savaşının sonucunda Hürmüz Boğazı ile Kızıldeniz’e giriş noktası olan Bab el-Mandab’ın fiilen kapatılması Avrupa’yı, ama özellikle enerji kaynakları ithalatına bağımlı olan Almanya’yı olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle Avrupalı devletler risk oranını azaltan alternatif güzergâhlar arayışına girmekteler. Basına yansıyan haberlere göre Körfez ülkelerinden yapılacak nakliyatların Mısır, Suriye ve Türkiye üzerinden yeni boru hatlarıyla gerçekleştirilmesi planlanıyor.
„Koridor arayışı mı, jeoekonomik çıkarlar mı?“ weiterlesenKoşar adım felakete…
Alman emperyalizminin Rusya ile savaş hazırlıkları üzerine
(Mustafa Suphi Vakfı’nın yayın organı Politika Gazetesi’nin 100’üncü sayısından yayımlanmıştır.)
Almanya’daki egemen siyaset ve burjuva medyası, 1970’li yıllarda Celal Bayar’ın sürekli tekrarladığı “bu kış komünizm gelecek” sözünü aratmayan bir şekilde hemen her gün Rusya’nın Almanya’ya saldıracağı iddiasını tekrarlıyor. Her ne kadar silahlanma için propaganda amacını taşıyan bir söylem olsa da Alman devletinin bu agresif söylemi giderek daha sık kullanması ve Rusya’ya yöneltilmiş uzun menzilli ilk vuruş saldırı füzelerini topraklarına konuşlandırması, bir savaş durumunda Almanya’yı öncelikli saldırı hedefine getirecektir. Rusya, NATO ile girişeceği olası bir savaşta belki yenilebilir, ancak sadece Kaliningrad’daki nükleer cephanesinin Almanya’yı yaşanamaz bir coğrafyaya dönüştürmesi işten bile değildir.
„Koşar adım felakete…“ weiterlesenSusuş kumkuması
Karl Marx yakın dostlarından Ludwig Kugelmann’a yazdığı mektuplardan birinde, “Das Kapital” yayınlanır yayınlanmaz adeta bir sessizlik suikastına veya daha doğru bir çeviriyle suskunluk komplosuna uğratıldığından bahseder. Marx’a göre egemen çevreler ve burjuva basını kitabının kuramsal gücünden korkarak, eleştirmek yerine hiç yokmuş gibi davranarak unutturmaya çalışmaktaydılar. Burjuvazi korkmakta haklıydı diyebiliriz. Çünkü Marx’ın tamamlanmamış başyapıtı halen müthiş etkisini sürdürmektedir.
„Susuş kumkuması“ weiterlesenAlmanya’da nihayet eylem zamanı mı?
Sol Partinin Berlin zaferi, ardından geçen hafta 50 bin öğrencinin zorunlu askerliğe karşı okul grevleri düzenlemesi ve gene geçen cumartesi Alman Sendikalar Birliği DGB’nin çağrısıyla farklı kentlerde Merz hükümetinin sosyal politikalarını protesto için sokaklara çıkan 175 bin insan, acaba Almanya’da ibre sol muhalefetten yana mı dönüyor sorusunu akla getirdi. Yarın, yani 3 Ekim’de Berlin ve Stuttgart’ta Alman barış hareketinin çağrısıyla barışseverler savaş hazırlıklarını protesto etmek için sokakları dolduracak.
„Almanya’da nihayet eylem zamanı mı?“ weiterlesenAlman sendikaları hala “mış” gibi…
Geçen cumartesi Alman Sendikalar Birliği DGB’nin çağrısıyla farklı kentlerde 170 binden fazla insan sosyal kısıtlamalara karşı sokaklara çıktı. Eylemler burjuva basınında kısa haber kategorisinden fazla ilgi bulmadı. Buna karşı gene geçen hafta 50 bin öğrencinin zorunlu askerliğe karşı gerçekleştirdikleri okul grevleri, karalanarak olsa da daha fazla ilgi çekti. Zaten burjuva basını için önemli olan eylemcilerin sayısı değil, egemen siyasete yönelik sert itirazdı.
„Alman sendikaları hala “mış” gibi…“ weiterlesenEhlileştirmeden evcilleştirmeye
Almanya’daki seçim yılının sonuçları egemen siyaset üzerinde baskısını artıran bir fırtına yaratırken, Alman burjuvazisinin çirkef yüzünü de bir kez daha açığa çıkarttı. SPD ve Yeşillere yakın medya kuruluşları da dahil, tüm burjuva medyası ağızlarından salyalar akıtarak reformist Sol Partiye savaş açmış durumda. “Antisemitizm” ve “organize suç örgütü üyelerine yakınlık” gibi suçlamalar, “kamusallaştırma fantezileri” gibi antikomünist söylemlerle Berlin’de seçimi kazanan Sol Partiyi hizaya getirmeye çalışıyorlar.
„Ehlileştirmeden evcilleştirmeye“ weiterlesenAlmanya’daki seçimlerin gösterdikleri
Mecklenburg-Vorpommern ve Berlin’de yapılan eyalet parlamentosu seçimleriyle Almanya’daki “süper seçim yılı” sonuçlanmış oldu. Faşist AfD Mecklenburg-Vorpommern’de birinci parti olurken, Berlin’de, önceki yazılarımızda öngördüğümüz gibi, Sol Parti yarışı önde bitirdi. İktidar partisi CDU Mecklenburg-Vorpommern’de barajın altında kalarak tarihi bir yenilgi aldı. Berlin’de de oy kaybı yaşayarak hükümetten uzaklaştırıldı. Şansölye Merz ise seçim sonuçlarının açıklanmasından hemen sonra basının karşısına geçti ve olası istifa taleplerinin önünü almaya çalıştı.
„Almanya’daki seçimlerin gösterdikleri“ weiterlesenAlacakaranlıkta bir Şansölye
18 Eylül 2026
Faşist AfD’nin seçim başarıları Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU) partisinde taht kavgalarına yol açacak gibi. CDU’nun olağanüstü oy kayıpları parti içerisinde Şansölye Merz’e yönelik eleştirilerin dozunu artırmaya başladı. Hatta partinin gençlik örgütünün saymanı bir televizyon programında “Bu Şansölye ile artık seçim kazanılamaz” diyerek, Merz’in bir daha aday olmaması gerektiğini vurguladı. Görüldüğü kadarıyla bazı muhafazakarlar Federal Hükümetin içinde bulunduğu krizi Merz’i kurban ederek aşmayı düşünüyorlar.
„Alacakaranlıkta bir Şansölye“ weiterlesenSeçimlerle değiştirilemeyenlere dair…
Almanya’daki seçim sonuçları ve dış politikaya yansımaları üzerine
Kurt Tucholsky’nin “seçimler bir şeyi değiştirebilseydi, çoktan yasaklanmış olurlardı” dediği rivayet edilir. Bu sözü sahiden Tucholsky mi yoksa Mark Twain veya Emma Goldmann mı söylemiş bilemeyiz, ama bildiğimiz gerçek seçimlerin değiştiremediği çok şey olduğudur. Elbette burjuva demokrasilerinde, işlevlerini kaybetmedikleri sürece, toplumsal iklimdeki gelişmelere paralel sistem içi hükümet yapılarında kimi değişimler olmaktadır. Ancak günümüzün kapitalist dünyasındaki ülkelerde, en demokratiğinde bile, verili olan sistem seçimlerle değiştirilemez. O açıdan bizce asıl önemli olan, seçimleri, dolayısıyla seçmenleri ve kamuoyu görüşünü belirleyen, iç ve dış politikaların çerçevesini çizen bu “değiştirilemeyenlerin” ne olduğu sorusuna yanıt aramaktır.
„Seçimlerle değiştirilemeyenlere dair…“ weiterlesen“Karanlık zamanlar senfonisi”
Eyalet seçimleri ve Almanya’daki faşistleşme süreci
6 Eylül 2026’da yapılan Saksonya-Anhalt Eyalet Parlamentosu seçimleri Almanya’daki çoğunluk toplumundaki faşistleşme sürecinin boyutunu görünür kıldı. Egemen siyasetin, dizginsiz bir kapitalist şehvet ile yayın yapan burjuva medyasının yıllardır yürüttükleri göçmen ve mülteci düşmanlığı bu seçimlerle zirveye ulaştı. Saksonya-Anhalt’ta beklenildiği gibi ırkçı-faşist AfD yüzde 43,8 oy alarak birinci parti oldu. Reformist Sol Parti sadece yüzde 8,6 oranına ulaşabilirken, başta CDU olmak üzere diğer burjuva partileri hezimete uğradılar. Kimileri her ne kadar faşistlerin mutlak çoğunluğa kavuşamamış olmalarına seviniyor olsa da CDU veya diğer partilerden yapılması muhtemel milletvekili transferiyle faşist AfD’nin hükümet kurması pekala olasıdır.
„“Karanlık zamanlar senfonisi”“ weiterlesen“Koyunun olmadığı yerde…”
Faşist AfD, Saksonya-Anhalt Eyalet Parlamentosu seçimlerinden açık ara farkla en güçlü parti olarak çıktı. Bu ay yapılacak olan Mecklenburg-Vorpommern ve Berlin seçimlerinde de yüksek oy oranları elde edeceğinden hareket edebiliriz. Reformist toplumsal ve siyasi sol bu sonuçlar karşısında şoke olmuş durumda. Halbuki bu gelişmenin 1990’lardan bu yana devam eden neoliberal politikaların ve son birkaç yılda ivme kazanan militarist dönüşüm çabalarının doğal sonucu olduğunu en iyi solun bilmesi gerekiyor. Aynı şekilde asıl meselenin sadece faşist partinin seçim zaferi elde etmiş olmasının olmadığını da…
„“Koyunun olmadığı yerde…”“ weiterlesenSöylenebilirliğin ve yapılabilirliğin sınırları
Eylül ayında yapılacak üç eyalet parlamentosu seçimleriyle Almanya’nın “süper seçim yılı” sona erecek. Saksonya-Anhalt, Mecklenburg-Vorpommern ve Berlin’de yapılacak olan seçimler, bir taraftan ırkçı-faşist AfD partisinin güçlenmesi diğer taraftan da reformist solun bu gelişmeye vereceği yanıt hakkında bilgi verecek. Anketler, federal düzeyde birinci parti haline gelen ırkçı-faşist AfD’nin bilhassa Saksonya-Anhalt ve Mecklenburg-Vorpommern’de olağanüstü seçim başarısı elde edeceğine, hatta Saksonya-Anhalt’ta eyalet hükümetine ortak olabileceğine işaret ediyor. Sol Parti ise sadece Berlin’de seçimleri önde bitirecek gibi görünüyor.
„Söylenebilirliğin ve yapılabilirliğin sınırları“ weiterlesenKrizden çıkış – silahla mı?
(21 Ağustos 2026)
Başta Almanya olmak üzere Avrupa otomotiv sektörü giderek derinleşen bir kriz içinde. Otomotiv tekelleri yeniden yapılandırmalar, kitlesel işten çıkarmalar, fabrikaların kapatılması ve en önemlisi üretimi askeri teçhizata kaydırarak krizden çıkış yolları arıyorlar. Egemen siyaset tarafından teşvik edilen bu eğilim son iki yılda önemli ölçüde hızlandı. Sonuç itibariyle yüksek yetkinliğe sahip olan Avrupa otomotiv sanayi militarist dönüşümün önemli bir ayağı haline getiriliyor.
„Krizden çıkış – silahla mı?“ weiterlesen“Gestapo 2.0” mı?
Hitler faşizmi 1933’te iktidarı ele geçirir geçirmez yaptığı ilk işlerden birisi, Prusya Polis Teşkilatı’nın siyasi bürosunu Hermann Göring’in yönetiminde “Geheime Staatspolizei” (Devlet Gizli Polisi), kısaca Gestapo’ya dönüştürmekti. Her türlü parlamenter kontrol dışında ve cezadan muaf tutulan Gestapo’nun özellikle 1936’da Heinrich Himmler’in yönetimi altına uyguladığı vahşet biliniyor. Tarih kitaplarını okumayanlar bile muhtemelen Holywood filmlerinden Gestapo’nun nasıl kullanıldığının ve başta toplama kampları olmak üzere, faşist vahşetin ne tür bir aracı olduğunu öğrenmişlerdir.
„“Gestapo 2.0” mı?“ weiterlesenKazanamayacağın savaşa kalkışırsan…
Liseye gitmek için 1975’te Almanya’dan Türkiye’ye geldiğimde, hemen Akaretlerdeki Beşiktaş Jimnastik Kulübünün boks takımına yazılmıştım. Şanslıydık, çünkü takımın antrenörlüğünü, 2026 Nisan’ında vefat eden efsanevi milli antrenör Yurdakul Gülören yapıyordu. Yurdakul hoca biz genç boksörlere, benim hayat boyu unutmayacağım dersler verirdi. Bir keresinde, “boksör sorumlu sporcudur, sokakta kavgaya girişmez. Hele kazanamayacağı bir kavgaya hiç kalkışmaz” demişti. Nur içinde yatsın…
„Kazanamayacağın savaşa kalkışırsan…“ weiterlesen“Burgfrieden” siyaseti ve Alman sendikaları
Orta çağdan kalma “Burgfrieden” [Kale Barışı] teriminin Alman işçi sınıfının tarihinde uğursuz bir anlamı var. 1914’te, Birinci Emperyalist Dünya Paylaşım Savaşı başlamadan önce, Alman sosyal demokratları ve etkileri altındaki Alman sendikaları egemen sınıflarla iç politik çekişmeleri, grevleri ve sınıf mücadelesini “ertelemek” üzere uzlaşmışlardı. Bu uzlaşı sonucunda sosyal demokratlar sadece savaş kredilerine onay vermekle kalmamış, aynı zamanda da “ulusal çıkarlar” gerekçesiyle, başta basın ve düşünce özgürlüğü olmak üzere özgürlüklerin rafa kaldırılmasını kabul etmişlerdi. Sonrası biliniyor… Akıllarda kalan ve anılması gereken Karl Liebknecht’in tek başına bu politikalara karşı verdiği mücadeledir.
„“Burgfrieden” siyaseti ve Alman sendikaları“ weiterlesenVasallığın bedeli
Almanya ve dolayısıyla Avrupa’nın militarist dönüşümü genellikle ABD’nin geri çekilmesiyle ve “Rusya’ya karşı güçlenme zorunluluğu” ile gerekçelendiriliyor. Avrupa’daki egemen sınıflar ABD’nin geri çekilmesini hem bir zafiyet hem de bir fırsat olarak değerlendiriyorlar. Ancak ABD sadece Avrupa’dan geri çekilerek askeri güçlerini başta Hint-Pasifik bölgesi olmak üzere, farklı coğrafyalara yönlendirmiyor. Aynı zamanda Avrupalı müttefiklerini ekonomik açıdan disipline ederek ve sırtlarına yeni “görevler ve sorumluluklar” yükleyerek hegemonik konumunu güçlendirmek istiyor.
„Vasallığın bedeli“ weiterlesenYoksulluk ve yoksunluk
12 Haziran 2026
Almanya’daki sınıf toplumunun ve kapitalist üretim tarzının çirkin yüzü, her yıl olduğu gibi, bu yıl da resmi “Federal Yoksulluk Raporuyla” kanıtlandı. “2026 Küresel Servet Raporu” Almanya’nın dünyanın en zengin ülkelerinden birisi olduğunu bildirirken, “Yoksulluk Raporu” Almanya nüfusunun yüzde 16,1’inin – yani 13,3 milyon insanın – yoksulluk sınırı altında yaşamak zorunda bırakıldığını gösteriyor. Krize rağmen Almanya’da biriken zenginliğin kaymağını topu-topu beş bin kişi, yani nüfusun yüzde birinden az bir kesimi yerken, 13,3 milyon insan yaşamıyor, ancak hayatta kalıyor.
„Yoksulluk ve yoksunluk“ weiterlesen“ABD’yle, ABD’siz, ABD’ye karşı?”
Emperyalist güçler arasındaki ilişkilerin değişkenliği ve keskinleşen çıkar çelişkileri üzerine
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırı savaşının dünya çapındaki etkileri, enerji taşıyıcıları ve kritik altyapılar ile kilit sanayiler için yaşamsal önemi olan nadir topraklar darboğazı, öncelikle Batı Avrupa’daki emperyalist devletleri zora sokmaktadır. Dünya ekonomisinin ağırlık noktasının Asya’ya kayması, Avrupa’daki sanayisizleşme süreçlerinin hız kazanması, enerji ve hammadde bağımlılığı ve bunlarla bağlantılı olarak ABD emperyalizminin önceliğini Hint-Pasifik bölgesine vermesinin sonuçları, başta Almanya olmak üzere Avrupalı emperyalist güçlerin “stratejik otonomi” sağlayacak yeni arayışlara girmelerine neden olmaktadır. “Yaşlı kıtanın” egemen sınıfları değişmekte olan koşullara Avrupa’nın militarist dönüşümüne ivme kazandırarak uyum sağlamaya ve uluslararası siyasetin belirlenmesinde söz sahibi olabilecekleri güce erişmeye çalışarak yanıt vermektedirler.
„“ABD’yle, ABD’siz, ABD’ye karşı?”“ weiterlesen