Liseye gitmek için 1975’te Almanya’dan Türkiye’ye geldiğimde, hemen Akaretlerdeki Beşiktaş Jimnastik Kulübünün boks takımına yazılmıştım. Şanslıydık, çünkü takımın antrenörlüğünü, 2026 Nisan’ında vefat eden efsanevi milli antrenör Yurdakul Gülören yapıyordu. Yurdakul hoca biz genç boksörlere, benim hayat boyu unutmayacağım dersler verirdi. Bir keresinde, “boksör sorumlu sporcudur, sokakta kavgaya girişmez. Hele kazanamayacağı bir kavgaya hiç kalkışmaz” demişti. Nur içinde yatsın…
„Kazanamayacağın savaşa kalkışırsan…“ weiterlesenVasallığın bedeli
Almanya ve dolayısıyla Avrupa’nın militarist dönüşümü genellikle ABD’nin geri çekilmesiyle ve “Rusya’ya karşı güçlenme zorunluluğu” ile gerekçelendiriliyor. Avrupa’daki egemen sınıflar ABD’nin geri çekilmesini hem bir zafiyet hem de bir fırsat olarak değerlendiriyorlar. Ancak ABD sadece Avrupa’dan geri çekilerek askeri güçlerini başta Hint-Pasifik bölgesi olmak üzere, farklı coğrafyalara yönlendirmiyor. Aynı zamanda Avrupalı müttefiklerini ekonomik açıdan disipline ederek ve sırtlarına yeni “görevler ve sorumluluklar” yükleyerek hegemonik konumunu güçlendirmek istiyor.
„Vasallığın bedeli“ weiterlesenSavaş öncesi duruma dönüş mü?
ABD ve İsrail’in saldırı savaşının İran’daki Molla rejiminin dönüşümüne etkisi üzerine
ABD ve İran arasında 17 Haziran 2026’da imzalanan ve BM Güvenlik Konseyi’nin onayını bekleyen mutabakat metni, ya da metindeki tanımlamasıyla “Niyet Beyanı” (Memorandum of Understandig)[1], Ortadoğu’da gerilimin azalacağı umutlarını yeşertti ve enerji piyasalarında belirli bir rahatlamaya yol açtı. Arabuluculuk görevini üstlenen Pakistan, üzerinde uzlaşılan 14 noktanın “derhal yürürlüğe gireceğini” ve nihai antlaşma için 60 günde müzakerelerin tamamlanacağını açıkladı. Metnin hazırlanmasının ABD Başkanı Trump’ın doğum günü kutlamalarına denk gelmesi ve Trump’ın Fransa’daki G7 zirvesinde katıldığında metni imzalaması, Avrupa’daki burjuva basınında ilginç bir küçümsemeyle karşılandı. Niyet Beyanı “tüm cephelerde, Lübnan’da dahil olmak üzere, savaşın derhal ve kalıcı olarak sona ermesinin” yanı sıra, ABD ve İran’ın “karşılıklı olarak birbirlerinin iç işlerine karışmaktan kaçınmayı taahhüt etmelerini”, 30 gün içinde karşılıklı deniz ablukalarının kaldırılacağını, ayrıca İran’ın “nükleer silah edinme veya bu tür silahlar geliştirme niyetinden olmadığını teyit ettiğini” içeriyor. Niyet Beyanının tam metni basında yer aldığından, burada detaylandırmaya gerek görmüyoruz.
„Savaş öncesi duruma dönüş mü?“ weiterlesen“ABD’yle, ABD’siz, ABD’ye karşı?”
Emperyalist güçler arasındaki ilişkilerin değişkenliği ve keskinleşen çıkar çelişkileri üzerine
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırı savaşının dünya çapındaki etkileri, enerji taşıyıcıları ve kritik altyapılar ile kilit sanayiler için yaşamsal önemi olan nadir topraklar darboğazı, öncelikle Batı Avrupa’daki emperyalist devletleri zora sokmaktadır. Dünya ekonomisinin ağırlık noktasının Asya’ya kayması, Avrupa’daki sanayisizleşme süreçlerinin hız kazanması, enerji ve hammadde bağımlılığı ve bunlarla bağlantılı olarak ABD emperyalizminin önceliğini Hint-Pasifik bölgesine vermesinin sonuçları, başta Almanya olmak üzere Avrupalı emperyalist güçlerin “stratejik otonomi” sağlayacak yeni arayışlara girmelerine neden olmaktadır. “Yaşlı kıtanın” egemen sınıfları değişmekte olan koşullara Avrupa’nın militarist dönüşümüne ivme kazandırarak uyum sağlamaya ve uluslararası siyasetin belirlenmesinde söz sahibi olabilecekleri güce erişmeye çalışarak yanıt vermektedirler.
„“ABD’yle, ABD’siz, ABD’ye karşı?”“ weiterlesenYeni güvenlik mimarisi ve “Mutlak Butlan”
Türkiye’deki ana muhalefet partisine yönelik siyasi kararın ardındaki jeopolitik dinamikler üzerine
Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik “Mutlak Butlan” kararının bir sivil darbe ve iç politika eksenindeki tanımlanmasının yarım kalan bir analiz olduğunu kısaca 29 Mayıs 2026 tarihli köşe yazımızda telgraf stilinde anlatmaya çalışmış ve okura tespitimizi gerekçelendireceğimiz detaylı bir makaleyi en kısa zamanda hazırlama sözünü vermiştik. Okuduğunuz bu yazı ile sözümüzü yerine getirmeyi amaçlıyoruz.
Köşe yazımızda buzdağının altının görülmesi gerektiğini anımsatmış, salt iç politika gözlüğü ile yapılan analizlerin eksik kalacağını ve resmin bütününü görebilmek için, Balkanlar-Kafkasya-Ortadoğu üçgenindeki gelişmeleri okumak gerektiğini belirtmiştik. Özcesi, siyasi bir karar olan “Mutlak Butlan” kararının iç siyasi hedeften ziyade, Türkiye’deki karar vericilerin operasyonel bir dış tehdide karşı alınacak adımları güvence altına alacak bir yönetim istikrarı tedbiri olduğu sonucunu çıkarmıştık. Kapsamı sınırlı olan bir köşe yazısında tespitimizi detaylı bir şekilde açıklayabilmek olanaklı değil elbette. O nedenle belirttiğimiz sonuca nasıl ulaştığımızı bu yazı ile açıklamaya çalışalım.
„Yeni güvenlik mimarisi ve “Mutlak Butlan”“ weiterlesenSilahlanma yarışının gösterdikleri
Stockholm Barış Araştırmaları Enstitüsü SIPRI’nin yayınladığı son verilerin değerlendirmesi
Nisan ayı sonunda yayımlanan son SIPRI verileri 2024’te rekor seviyeye çıkan silahlanma harcamalarının (2,72 trilyon dolar) 2025’te 2,89 trilyon dolarla yeni bir rekor kırıldığını gösteriyor, ki bu artış Trump yönetiminin Ukrayna’ya yapılan askeri yardımları keserek ABD’nin silahlanma harcamalarının yüzde 7,5 azalmasına rağmen sağlandı. SIPRI verileri dünya çapındaki militarist dönüşümün motorunun Avrupalı emperyalist güçler olduğunu kanıtlıyor. Rusya ve Ukrayna da dahil edilirse Avrupa çapındaki silahlanma harcamaları 2025’te 864 milyar dolara ulaşmış durumda. Sadece Avrupalı NATO üyesi devletler 2025’te 559 milyar dolar harcayarak, 2024’e nazaran yüzde 23,1 dolayında bir artışa neden olmuşlar.
„Silahlanma yarışının gösterdikleri“ weiterlesen“Ami go home!”?
Alman barış hareketinin isteği nihayet gerçekleşiyor mu? Bilindiği gibi ABD Başkanı Trump geçenlerde Almanya’da konuşlandırılmış 39 bin ABD askerinin beş binini geri çekeceğini ve uzun süredir planlanan Tomahawk füzelerinin gönderilmesinden vazgeçildiğini açıklamıştı. Burjuva medyası bu açıklamayı “Trump Şansölye Merz’e İran nedeniyle ceza kesiyor”diye yorumlarken, Almanya’daki egemen siyasetten “caydırıcılık için alternatif bulmalıyız” sesleri yükseldi.
„“Ami go home!”?“ weiterlesenKüresel Fay Hatları: Topyekûn Savaş Sarmalı ve Bölgesel Çatışmalar
Güncel ihtilafların olası kümülatif sonuçları üzerine…
Son yazılarımızda İran’a yönelik saldırı savaşının dünya çapındaki etkilerini ve insanlığı yok edebilecek şiddetteki nükleer savaş tehlikesine ne denli yakınlaştığımızı anlatmaya çalıştık. Gerçi bu tehlikeye gerek Politika Gazetesi’nde gerekse de farklı devrimci yayınlarda yeterince dikkat çekildi, ama bu sefer konuyu farklı bir senaryo üzerinden irdelemek istiyoruz. Elbette bu senaryo bazı varsayımlara ve tahminlere dayanmaktadır, ancak gerçekleşme olasılığının güncel ihtilaflara bakarak ve engelleyici faktörlerin zayıflaması veya yok olması durumunda hayli yüksek olduğunu düşündüğümüzü belirtmeliyiz. Dünya çapında bir kaosa yol açabileceğini düşündüğümüz senaryo gerek Batılı emperyalist güçlerin gerekse de Rusya Federasyonu ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin kendi iç sorunlarına odaklanmaları ve/veya birbirleriyle olan mücadeleye hapsolmaları durumunda müdahale kapasitelerinin zayıflaması, yani vekalet savaşlarını denetleme olanaklarının azalması sonucu nelerin olabileceği sorusu üzerine kuruludur. Dünyanın farklı coğrafyalarında, özellikle hassas bölgelerdeki güncel ve donmuş ihtilaflar ABD, Rusya ve ÇHC’nin denetleme ve müdahale olanakları eksildiğinde ne gibi sonuçlar yaratabilir? Bununla bağlantılı olan soru, dünyamızın 2026 yılında sonraları kontrol edilemeyecek bir topyekûn savaş sarmalına mı girdiği sorusudur. Makalemizde bu soruların yanıtlarını farklı bölgelerdeki reel ihtilaflara bakarak arayacağız.
„Küresel Fay Hatları: Topyekûn Savaş Sarmalı ve Bölgesel Çatışmalar“ weiterlesenSavaşın jeoekonomik boyutları
İran’a yönelik saldırı savaşının jeoekonomisi üzerine bir analiz denemesi
ABD ve İran arasında, İsrail’i devre dışı bırakarak üzerinde uzlaşılan ateşkes daha ilk günlerinde ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Okumakta olduğunuz bu makale kaleme alınırken, ateşkes sürecinin hangi yöne evrileceği – özellikle İsrail’in Lübnan’a yoğun saldırıları devam ederken – belli değildi. Netanyahu hükümeti genel seçimlere savaşı kızıştırarak hazırlanırken, Trump yönetiminin yüzüne karşı esen sert rüzgarlar daha da sürat kazanıyor. Avrupa ise, İran’ın 28 Şubat 2026’dan bu yana Hürmüz Boğazı’nı abluka altına alması nedeniyle oluşan enerji krizinin yükleri altında debeleniyor. Hürmüz Boğazı’ndan dünya çapındaki petrol ve likit doğal gaz arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği ve dünya piyasalarına sunulan Helyum’un yüzde 40’ını üreten Katar’da üretimin durduğu – ki Helyum çip üretiminde ve otomotiv sanayi gibi kilit sektörlerde yaşamsal önemde – düşünülürse, ablukanın aylarca devam etmesinin nelere yol açabileceği tahmin edilebilir.
„Savaşın jeoekonomik boyutları“ weiterlesenİttifakta çözülme başladı mı?
Emperyalizmin savaş aygıtı NATO’nun geleceği üzerine
Varşova Paktı’nın 1991 yılında feshedilmesinin ardından kimi liberal yorumcu NATO’nun da varlık gerekçesi kalmadı diyerek feshedileceği beklentisini ifade ediyordu. Ancak emperyalizmin savaş aygıtı NATO sadece varlığını sürdürmekle kalmadı, aynı zamanda uluslararası hukuka aykırı saldırı savaşları yürüttü ve kendisini feshetme yerine Doğu Avrupa’ya genişleyerek üye devlet sayısını 16’dan 32’ye katladı. Soğuk Savaş sonrasında Rusya Federasyonu’nu NATO üyesi devletlerle kuşatma stratejisinde, ABD’nin 2011 yılında stratejik önceliğini Hint-Pasifik Bölgesine vermesiyle bir eksen kayması yaşandı.
„İttifakta çözülme başladı mı?“ weiterlesenBatının irrasyonalitesi
İran’a yönelik saldırı savaşının olası gidişatı üzerine
ABD ve İsrail’in İran’ yönelik saldırı savaşı ve kullandıkları yöntemler ile İran savunması Avrupa’daki kafa karışıklığını derinleştiriyor. Egemen siyasete eklemlenmiş aydınlar (!) ve gazeteciler her geçen gün bu savaşı kutsayan argümanlar bulmakta zorlanırlarken, kimi aydınlar ve İran uzmanı olan bilim insanları uyarı üzerine uyarı yayımlıyorlar. Sadece barış hareketine yakın internet sayfalarında değil, kimi burjuva medyasında da ABD ve İsrail’in saldırı savaşına yönelik eleştirel yazılar yayınlanmaya başladı. Nihayet saldırı savaşının uluslararası hukuka aykırılığı ve dünya ekonomisine olan olumsuz etkileri Avrupa’daki burjuva medyasında da görülüyor – her ne kadar yapılan itirazlar ve uyarılar henüz cılız çıkıyor olsalar da.
„Batının irrasyonalitesi“ weiterlesenBölgesel ihtilaftan fazlası
“Eppstein Koalisyonunun” saldırı savaşının uluslararası alandaki hukuksal ve iktisadi sonuçları üzerine
Ekranlarda patlayan bombaları, yıkılan kentleri, sivillerin acılı yüzlerini, paramparça olmuş çocuk bedenlerini gördükçe savaşların ve dünya gündeminin soğukkanlı değerlendirmesini yapmaya çalışmak çok zor. Ancak gelişmeleri doğru okumak, olayları görüngülere ve egemen siyasetin söylemlerine göre değil, arka planı ve çıplak çıkarları ele alarak analiz etmek ve her ne kadar burjuva hukuku olsa da evrensel hukuk normları temelinde değerlendirme yapmak, kanımızca en başta ezilen haklar ve sömürülen sınıfların kurtuluşu için mücadele ettiğini iddia edenleri görevidir. Okumakta olduğunuz bu yazıda İran’daki Molla rejiminin ne olup ne olmadığından bağımsız, ABD ve İsrail’in saldırı savaşının uluslararası alandaki hukuksal ve iktisadi sonuçlarını irdeliyoruz. Yazar hukukçu veya hukuk alanında ihtisas yapmış birisi değildir. Hukuksallıktan kastımız uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler Şartı’dır. Yani değerlendirmemizi herkesin ulaşabileceği bilgiler ışığında yapmaya çalışacağız.
„Bölgesel ihtilaftan fazlası“ weiterlesenVasalların hukuku
“Eppstein Koalisyonu” olarak adlandırılan ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısı, Batıdaki burjuva toplumlarının tüm yozlaşmışlığını ve iki yüzlülüğünü gözler önüne serdi. Emperyalist güçler önceleri özenle kurgulanmış yalanlarla saldırı savaşlarını başlatmak ve gerekçelendirmek için çaba sarfeder, bu savaşları meşrulaştırmak ve uluslararası topluma kabul ettirmek için bin bir türlü takla atarken, artık buna gerek duymamaktadırlar. Daha doğrusu artık uluslararası hukuku kabul etme iddiasında değiller ve bundan itibaren, “antika ve çıkarlara uygun olmayan” uluslararası hukuk yerine güçlünün ve vasalların hukukunun geçerli olduğunu gösteriyorlar.
„Vasalların hukuku“ weiterlesenTransatlantik yarık büyüyor mu?
Münih Güvenlik (!) Konferansının gösterdikleri
Geleneksel olarak düzenlenen ve bu yıl 13 Şubat’ta Münih’te başlayan konferans sona erdi, ama yankıları uzun süre devam edecek gibi görünüyor. Aslına bakılırsa 60’a yakın devlet ve hükümet başkanının, yüzlerce bakanın, daha fazla silah tekeli temsilcisi ve gazetecinin katıldığı konferans artık herkesin kabul ettiği gerçeği teyit etti: 1945 sonrası kurulan düzen tarih oldu! Açılış konuşmalarından birisini yapan Şansölye Merz ABD ve Avrupa arasındaki çatlakların genişlediğini ve “derin bir yarık oluştuğunu”söyleyerek konuşmasına başlamıştı. Merz, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in geçen yıl Avrupalılara yönelttiği sert eleştirilere gecikmeli yanıt verdiği konuşmasında hem ABD’yi “yalnız hareket yanlış olur” diyerek uyardı hem de transatlantik ortaklığın yeni bir seviyeye çıkartılması gerektiğini savundu.
„Transatlantik yarık büyüyor mu?“ weiterlesenŞahinler zirvesi okumaları
16 Şubat 2026
Münih Güvenlik (!) Konferansı bitti, ancak etkileri önümüzdeki yakın döneme damga vuracak. Konferansa değinmeden, ki onu internet sayfamızda yayınlayacağımız makaleye bırakıyoruz, Türkiye’deki özgür medyada yer alan bazı yorumlara bakmak gereğini görüyoruz. Cumhuriyet yazarlarından Ergin Yıldızoğlu konferansın başladığı gün rapora ilişkin izlenimlerini yazmış. Raporu doğru okuyan Yıldızoğlu, merkez kapitalist ülkelerindeki egemen ruh halini “Zerstörungslust”, yani “yıkma şehveti” ile tanımlıyor. Yıldızoğlu’nun yorumuna büyük ölçüde katılmamak mümkün değil.
„Şahinler zirvesi okumaları“ weiterlesenNew-START sonrası olasılıklar
Süreç çok kutuplu nükleer güçler dünyasına doğru mu ilerliyor?
13 Şubat 2026
ABD ve Rusya Federasyonu arasında 2010 yılında Prag’da imzalanan “New-START – Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Antlaşması’nın” süresi 5 Şubat 2026’da doldu. Her ne kadar antlaşmanın uzatılması yönünde bazı görüşmeler sürüyor olsa da ABD’nin Çin Halk Cumhuriyeti’ni (ÇHC) antlaşmanın tarafı yapma ısrarı, yenilenmeyi sürüncemeye sokuyor. Zaten dünya çapında ihtilafların karmaşıklaşması, vekalet savaşlarının yaygınlaşması ve Almanya başta olmak üzere Avrupalı emperyalist güçlerin aşırı silahlanmaya ağırlık vermesiyle oluşan nükleer savaş tehlikesi, New-START-Antlaşması’nın sona ermesiyle daha da büyümüş oldu.
„New-START sonrası olasılıklar“ weiterlesenHibrid Savaş
21. yüzyılın yeni oluşan askeri-sınai-dijital kompleksi üzerine
5 Şubat 2026
Dikkatli okur fark etmiştir; yazılarımızda “emperyalizm” ve “askeri-sınai-kompleks” tanımlarını sıkça kullanıyoruz. Yazılarımıza gelen bazı tepkilerde “geçmişin tanımlarıyla bugünü açıklamaya çalışıyorsun” eleştirileri de geliyor. O nedenle şunu açıklığa kavuşturmamız gerekiyor: Kullandığımız emperyalizm tanımı 19. Yüzyılda kalmış olan bir tanım değil, halen geçerliliğini koruyan ve kapitalizmin yasallığı üzerine kurulu Leninist bir tanımlamadır. Şüphesiz 19. Yüzyılın emperyalist devletleri ile günümüzün emperyalist güçleri arasında farklılıklar bulunmaktadır, kullandıkları yöntemler farklıdır, ancak amaç ve hedefleri değişmemiştir: Emperyalist yayılmacılık, dün olduğu gibi bugün de – bu sefer farklı araçlarla – dünyanın geri kalanını boyunduruk altına almak, piyasalara hakim olmak, enerji ve hammadde kaynaklarını sömürmek ve tedarik yollarını kontrol etmeyi amaçlamaktadır.
„Hibrid Savaş“ weiterlesenAvrupa’nın yeni kahramanı: Carney
Kanada ve Avrupa’nın çıkış yolu arayışları
1 Şubat 2026
Kanada Başbakanı Mark Carney Davos’ta yaptığı ve “eski dünya düzenindeki kırılmalardan” bahsettiği konuşmasının ardından Avrupa burjuva medyası tarafından kahraman ilan edildi. Baş sayfalarda “Carney Avrupa hükümetlerine örnek olmalı” gibi yorumlar bolca yer aldı. ABD Başkanı Trump’ın şiddetini sürekli artırarak yaptığı baskılardan bunalan Avrupalı güçler bir umut ışığı yakalamış gibi görünüyorlar. Carney, Avrupa ve Kanada’nın ABD ve Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) arasındaki çekişmenin “kaybedeni olmamak için direnç yetimize ortak yatırımlar yapmalıyız” diyerek, Avrupalıları iş birliğine davet etti. Batının on yıllar boyunca ticaret kurallarını “asimetrik biçimde kendi lehine kullandığını”, ama “büyük güçler arasındaki jeopolitikanın artık herhangi bir kısıtlamaya tabi olmadığını” söyleyen Carney, Avrupa ve Kanada’nın “birlikte değişken geometri” temelinde hareket etmeleri gerektiğini savundu.
„Avrupa’nın yeni kahramanı: Carney“ weiterlesenMilitaristleştirmediklerimizden misiniz?
ABD-Avrupa evliliğinin boşanma süreci ve Avrupa’nın militarist dönüşümü
26 Ocak 2026
Avrupa Birliği’nde, önceleri Britanya sonraları da Doğu Avrupa ülkeleri tarafından temsil edilen transatlantikçilerin borusu ötmekteydi. Sözcülüğünü üstlendikleri sermaye fraksiyonlarının çıkarları Avrupa’nın NATO ve dolayısıyla öncü gücü olan ABD ile sıkı iş birliğinde silahlanmasını öngörmekteydi. Almanya ve Fransa’daki “Avrupacılar” ise Avrupa’nın ABD’nin yanında ve ABD’ye rağmen düzen kurucu güç olmasını savunuyorlardı. Trump yönetiminin son dönemdeki politikaları Avrupacıların Doğu Avrupa ülkelerindeki kısmi etkinliklerinin artmasına neden oldu. Avrupacıların AB’nin sadece Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) ve Rusya Federasyonu’na (RF) karşı değil, gerektiğinde potansiyel rakip olarak ABD’ye karşı da askeri denklik sağlaması gerektiği savunusu halihazırda giderek daha çok taraftar kazanıyor.
„Militaristleştirmediklerimizden misiniz?“ weiterlesenDevlet terörü neden gerekli görülüyor?
15 Ocak 2026
Minneapolis kentinde ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) polisinin Renee Good adlı kadını vurmasının ardından ABD’de alevlenen kitlesel protestolar Avrupa’daki iki yüzlü burjuva medyası tarafından “Trump’ı püskürtecek umut kıvılcımları” olarak yorumlanıyor. Bu “kıvılcımların” Trump yönetimine karşı geniş bir toplumsal direnişi tetiklemesi kanımızca hayli şüpheli. Şüpheli, çünkü var olan protestolara sonuç alıcı biçimde süreklilik kazandırabilecek bir öncü siyasi özne ufukta görünmüyor. Basın açıklamalarıyla yetinen Demokrat Parti’nin – her ne kadar bazı milletvekilleri cesaret gösteriyor olsalar da – böylesi bir öncülüğü üstlenmesi pek olası gözükmüyor. Kaldı ki ABD işçi sınıfının büyük bir çoğunluğu halihazırda Trump yönetiminin arkasında duruyor.
Bizce asıl yanıtlanması gereken soru, küçümsenemeyecek bir toplumsal desteğe sahip olan Trump yönetiminin ülke içerisinde polis şiddetine ve devlet terörü sarmalına neden ihtiyaç duyduğudur. Ki aynı soru Avrupalı devletler için de geçerlidir.
„Devlet terörü neden gerekli görülüyor?“ weiterlesen