Almanya’nın alevlenen Hindistan aşkı

19 Ocak 2026

Alman Şansölyesi Friedrich Merz’in 13 Ocak 2026’da yaptığı Hindistan ziyareti, Alman emperyalizminin yirmi yıllık hararetli hazırlığının ara sonucu oldu. Hindu milliyetçisi Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile yirmiden fazla antlaşma imzalayan Merz’in hedefi açık: Çin Halk Cumhuriyeti’nin (ÇHC) Alman tekelleri için üretim mevkii ve pazar olarak büyük önemini izafileştirmek ve Hindistan’ı ÇHC’nin alternatifi haline getirmek. Ayrıca iki ülkenin askeri-sınai komplekslerinin iş birliğini geliştirerek Rusya’nın etkinliği zayıflatmak ve Trump yönetiminin gümrük politikalarından aynı şekilde etkilenen iki ülke olarak aralarındaki iktisadi alış-verişi güçlendirmek.

Trump yönetiminin kendi müttefiklerine rakiplerinden farklı davranmaması, en şahin Alman transatlantikçilerin bile kafasına alternatif zorunluluğunu dank ettiriyor. O nedenle Merz, Modi ile yaptığı ortak basın açıklamasında boşuna “Avrupa ve ABD ile olan transatlantik ilişkiler Almanlar olarak bizim için son derece önemli olsalar da bugün daha geniş bir ortaklık ağı örmek zorundayız”demedi. Nitekim Almanya bir taraftan Trump yönetiminin gümrük vergileriyle boğuşan Kanada ile olan ilişkilerini geliştirirken, diğer taraftan da Mercosur’un dört üyesi olan Arjantin, Brezilya, Paraguay ve Uruguay ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki serbest ticaret antlaşmasını imzalanabilecek kıvama gelmesini sağladı.

“Arzulanan ortak”

Ekonomik verimlilik açısından 4,51 trilyon dolarlık hacmiyle dünya sıralamasında Japonya’nın önünde dördüncülüğe yerleşen Hindistan, Almanya için “arzulanan ortak” seviyesine yükseldi. Bunun birkaç nedeni var: Bir kere Hindistan’ın kendisi Batılı emperyalistlerle iş birliğini aramakta ve Asya’da kendisini ÇHC karşısında güvence altına almaya çalışmakta. Özellikle Almanya ile gireceği iş birliğinden teknoloji transferi sağlamak istemektedir. Hindistan Dışişleri Bakanı ABD’nin yüzde elliye varan gümrük vergilerini eleştirdiği bir basın açıklamasında bu nedenle “AB ile olan ilişkiler en yüksek büyüme potansiyeli taşımaktadır” diyordu.

Hindistan’ın ÇHC karşısında güç kazanması için Alman emperyalizminin desteğine ihtiyacı var, çünkü ÇHC ile karşılaştırılınca Hindistan’ın ekonomik gücü çok zayıf kalıyor. Alman tekellerinin yatırımlarına baktığımızda aradaki farklar çok daha belirgin: Hindistan’daki Alman yatırımları 2024 yılında toplam 25 milyar Euro tutarındayken, ÇHC’ndeki Alman yatırımları 116 milyar Euro’yu aşıyordu. Almanya’nın Hindistan ile olan ürün ticareti gene 2024’te 30 milyar Euro’ya ulaşmışken, ÇHC ile 246 milyar Euro’yu aşmıştı. Merz ve Modi bu durumu değiştirmek istiyorlar. Ancak veriler Hindistan’ın Alman tekelleri için ÇHC ile aynı öneme ulaşmasının uzak olduğunu gösteriyor.

Merz buna rağmen ilk Asya gezisinde Hindistan’ı seçerek (Angela Merkel ÇHC’ni, Olaf Scholz ise Japonya’yı seçmişlerdi) önemli bir sinyal vermek istedi. Gerçi gezisine katılan topu-topu iki düzine tekel temsilcisi arasında büyük tekellerden sadece Siemens, Infineon ve Henkel’in temsilcileri bulunuyordu – ve bu gerçek Alman tekelci burjuvazi açısından ÇHC’nin yaşamsal değerde görüldüğünün değişmediğini kanıtlıyor – ancak Merz buna rağmen asıl önemli olanın Hindistan’ın AB ile serbest ticaret antlaşması imzalaması olduğunu vurguladı. 19 yıl süren görüşmelerden sonra böylesi bir antlaşmanın ocak ayı sonunda imzalanması planlanıyor.

Askeri-sınai kompleksler arası iş birliği

Alman silah tekellerinin Hindistan’a olan ihracatlarının artırılmasının yanı sıra, Alman emperyalizmi için öncelikli olan hedef Rusya’nın Hindistan’daki askeri alanlardaki ve silah satışındaki etkisini sınırlamaktır. Hindistan’ın da belirli bir iş birliğinin haricinde olanaklı olduğunca Rusya’dan bağımsızlaşmak istemesi de biliniyor. Silahlanma araştırmaları konusunda uzman kuruluş olan SIPRI’nin son verilerine göre Hindistan’ın silah satın alımında Rusya yüzde 36 ile birinci sırada yer alıyor. Yüzde 33 ile Fransa ikinci sıradayken, İsrail yüzde 13 ile üçüncü sırada yer alıyor. Bu sıralamanın sonlarında yer alan Almanya ise bu durumu sadece silah satışlarıyla değil, aynı zamanda Hindistan askeri-sınai kompleksinin gelişmesine yatırım yaparak değiştirmeyi planlıyor. Örneğin geçen yıl Alman Rheinmetall ve Diehl Defence tekelleri Hintli Reliance Defence Ltd. ile Hindistan’da patlayıcı madde, itici gaz ve mühimmat üretimini ortaklaşa gerçekleştirmek için bir anlaşma imzaladılar.

ThyssenKrupp Marine Systems tekelinden 214 sınıfındaki altı denizaltı satın almayı taahhüt eden Hindistan, gemi yapımının Hint tersanesi Mazagon Dock Shipbuilders ile ortaklaşa gerçekleştirilmesini antlaşmaya yazdırdı. Ortaklaşa gemi yapımı sayesinde teknoloji transferini sağlamak isteyen Hindistan, bu şekilde kendi kapasitelerini artırmak ve askeri-sınai kompleksinin tank, top, helikopter, savaş uçakları ve diğer silah sistemlerini üretmesi için kollarını sıvadı.

Merz’in ziyareti esnasında imzalanan bir Niyet Beyanı silahlanma alanında daha yoğun ortak faaliyetlerin gerçekleştirilmesini öngörüyor. Hindistan’ın Ukrayna’nın ardından dünyanın en fazla silah satın alan ülkesi olması Alman tekellerinin iştahını kabartıyor. Rusya’nın Hindistan’a satışlarının azaltılması da işin cabası olarak değerlendiriliyor. Ancak Almanya’nın bu isteği pek kolay gerçekleşmeyecek gibi, çünkü halihazırda farklı silah sistemleri ile savaş uçaklarını kendisi üreten Hindistan Rusya ile olan “savunma” iş birliğini sürdürmeye devam ediyor. Hindistan ordusu için Kalaşnikov tüfeklerinin yeni bir varyantını üretmek için kurulan Hint-Rus ortak girişimi hayli başarılı ve iki taraf 2025 Aralık’ında benzer ortak girişimler için yeni bir antlaşma daha imzaladılar.

Sonuç itibariyle Alman emperyalizmi Hindistan’da etkin olabilmek için bütün olanaklarını seferber etmiş durumda. İlk kez 2024’te Hindistan ordusuyla ortak tatbikat düzenleyen Alman ordusunun bu yıl şubat ayında gerçekleştirilecek “Milan” adlı deniz kuvvetleri ve “Tarang Shakti” adı altında Eylül’de gerçekleştirilecek olan hava kuvvetleri tatbikatlarına katılacağı açıklandı. Almanya bu şekilde Hindistan’ın en büyük rakibi ÇHC’ne karşı düzenlendiği bilinen tatbikatlara katılarak hem ÇHC karşısında pozisyon alıyor hem de ABD emperyalizminin öncelik verdiği Hint-Pasifik bölgesindeki etkinliğini geliştirmek istiyor.Ancak Almanya’nın bu girişimi, Alman ordusunun olasılığı artan bir Hindistan-Pakistan sıcak savaşı içine çekilme tehlikesini barındırıyor. Nükleer cephaneye sahip bu iki ülke arasında çıkabilecek bir sıcak savaşın Almanya açısından ne denli büyük zararlar açacağı belli değil. Belli olan Hindistan’ın büyük Alman tekelleri açısından henüz ÇHC’ne karşı bir alternatif olamayacağıdır, ki çıplak veriler bunu kanıtlamaktadır. Gene de Alman emperyalizminin ABD başta olmak üzere, diğer emperyalist güçlerle arasında keskinleşen çıkar çelişkileri, bu tür alternatif arayışlarına daha çok baş vuracağını gösteriyor. Şu an için Batılı emperyalistler arasında ibre ABD lehine dönüyor. Stalingrad acısından bir türlü kurtulamamış olan Alman tekelci burjuvazisi bir kez daha, bu kez AB çatısı altında, ibreyi kendi yönüne çevirmeye kararlı. Koşullar bunun zor olacağını gösteriyor. Ama gidişat her halükârda Avrupa halkları ve işçi sınıfı açısından karanlık bir geleceği işaret ediyor. Öyle ya da böyle, Avrupa çoğunluk toplumlarındaki faşistleşme sürecinin ivme kazanacağını öngörebiliriz.