Koşar adım felakete…

Alman emperyalizminin Rusya ile savaş hazırlıkları üzerine

(Mustafa Suphi Vakfı’nın yayın organı Politika Gazetesi’nin 100’üncü sayısından yayımlanmıştır.)

Almanya’daki egemen siyaset ve burjuva medyası, 1970’li yıllarda Celal Bayar’ın sürekli tekrarladığı “bu kış komünizm gelecek” sözünü aratmayan bir şekilde hemen her gün Rusya’nın Almanya’ya saldıracağı iddiasını tekrarlıyor. Her ne kadar silahlanma için propaganda amacını taşıyan bir söylem olsa da Alman devletinin bu agresif söylemi giderek daha sık kullanması ve Rusya’ya yöneltilmiş uzun menzilli ilk vuruş saldırı füzelerini topraklarına konuşlandırması, bir savaş durumunda Almanya’yı öncelikli saldırı hedefine getirecektir. Rusya, NATO ile girişeceği olası bir savaşta belki yenilebilir, ancak sadece Kaliningrad’daki nükleer cephanesinin Almanya’yı yaşanamaz bir coğrafyaya dönüştürmesi işten bile değildir.

„Koşar adım felakete…“ weiterlesen

Susuş kumkuması

Karl Marx yakın dostlarından Ludwig Kugelmann’a yazdığı mektuplardan birinde, “Das Kapital” yayınlanır yayınlanmaz adeta bir sessizlik suikastına veya daha doğru bir çeviriyle suskunluk komplosuna uğratıldığından bahseder. Marx’a göre egemen çevreler ve burjuva basını kitabının kuramsal gücünden korkarak, eleştirmek yerine hiç yokmuş gibi davranarak unutturmaya çalışmaktaydılar. Burjuvazi korkmakta haklıydı diyebiliriz. Çünkü Marx’ın tamamlanmamış başyapıtı halen müthiş etkisini sürdürmektedir.

„Susuş kumkuması“ weiterlesen

Alacakaranlıkta bir Şansölye

18 Eylül 2026

Faşist AfD’nin seçim başarıları Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU) partisinde taht kavgalarına yol açacak gibi. CDU’nun olağanüstü oy kayıpları parti içerisinde Şansölye Merz’e yönelik eleştirilerin dozunu artırmaya başladı. Hatta partinin gençlik örgütünün saymanı bir televizyon programında “Bu Şansölye ile artık seçim kazanılamaz” diyerek, Merz’in bir daha aday olmaması gerektiğini vurguladı. Görüldüğü kadarıyla bazı muhafazakarlar Federal Hükümetin içinde bulunduğu krizi Merz’i kurban ederek aşmayı düşünüyorlar.

„Alacakaranlıkta bir Şansölye“ weiterlesen

Seçimlerle değiştirilemeyenlere dair…

Almanya’daki seçim sonuçları ve dış politikaya yansımaları üzerine

Kurt Tucholsky’nin “seçimler bir şeyi değiştirebilseydi, çoktan yasaklanmış olurlardı” dediği rivayet edilir. Bu sözü sahiden Tucholsky mi yoksa Mark Twain veya Emma Goldmann mı söylemiş bilemeyiz, ama bildiğimiz gerçek seçimlerin değiştiremediği çok şey olduğudur. Elbette burjuva demokrasilerinde, işlevlerini kaybetmedikleri sürece, toplumsal iklimdeki gelişmelere paralel sistem içi hükümet yapılarında kimi değişimler olmaktadır. Ancak günümüzün kapitalist dünyasındaki ülkelerde, en demokratiğinde bile, verili olan sistem seçimlerle değiştirilemez. O açıdan bizce asıl önemli olan, seçimleri, dolayısıyla seçmenleri ve kamuoyu görüşünü belirleyen, iç ve dış politikaların çerçevesini çizen bu “değiştirilemeyenlerin” ne olduğu sorusuna yanıt aramaktır.

„Seçimlerle değiştirilemeyenlere dair…“ weiterlesen

“Karanlık zamanlar senfonisi”

Eyalet seçimleri ve Almanya’daki faşistleşme süreci

6 Eylül 2026’da yapılan Saksonya-Anhalt Eyalet Parlamentosu seçimleri Almanya’daki çoğunluk toplumundaki faşistleşme sürecinin boyutunu görünür kıldı. Egemen siyasetin, dizginsiz bir kapitalist şehvet ile yayın yapan burjuva medyasının yıllardır yürüttükleri göçmen ve mülteci düşmanlığı bu seçimlerle zirveye ulaştı. Saksonya-Anhalt’ta beklenildiği gibi ırkçı-faşist AfD yüzde 43,8 oy alarak birinci parti oldu. Reformist Sol Parti sadece yüzde 8,6 oranına ulaşabilirken, başta CDU olmak üzere diğer burjuva partileri hezimete uğradılar. Kimileri her ne kadar faşistlerin mutlak çoğunluğa kavuşamamış olmalarına seviniyor olsa da CDU veya diğer partilerden yapılması muhtemel milletvekili transferiyle faşist AfD’nin hükümet kurması pekala olasıdır.

„“Karanlık zamanlar senfonisi”“ weiterlesen

“Gestapo 2.0” mı?

Hitler faşizmi 1933’te iktidarı ele geçirir geçirmez yaptığı ilk işlerden birisi, Prusya Polis Teşkilatı’nın siyasi bürosunu Hermann Göring’in yönetiminde “Geheime Staatspolizei” (Devlet Gizli Polisi), kısaca Gestapo’ya dönüştürmekti. Her türlü parlamenter kontrol dışında ve cezadan muaf tutulan Gestapo’nun özellikle 1936’da Heinrich Himmler’in yönetimi altına uyguladığı vahşet biliniyor. Tarih kitaplarını okumayanlar bile muhtemelen Holywood filmlerinden Gestapo’nun nasıl kullanıldığının ve başta toplama kampları olmak üzere, faşist vahşetin ne tür bir aracı olduğunu öğrenmişlerdir.

„“Gestapo 2.0” mı?“ weiterlesen

Kazanamayacağın savaşa kalkışırsan…

Liseye gitmek için 1975’te Almanya’dan Türkiye’ye geldiğimde, hemen Akaretlerdeki Beşiktaş Jimnastik Kulübünün boks takımına yazılmıştım. Şanslıydık, çünkü takımın antrenörlüğünü, 2026 Nisan’ında vefat eden efsanevi milli antrenör Yurdakul Gülören yapıyordu. Yurdakul hoca biz genç boksörlere, benim hayat boyu unutmayacağım dersler verirdi. Bir keresinde, “boksör sorumlu sporcudur, sokakta kavgaya girişmez. Hele kazanamayacağı bir kavgaya hiç kalkışmaz” demişti. Nur içinde yatsın…

„Kazanamayacağın savaşa kalkışırsan…“ weiterlesen

“Burgfrieden” siyaseti ve Alman sendikaları

Orta çağdan kalma “Burgfrieden” [Kale Barışı] teriminin Alman işçi sınıfının tarihinde uğursuz bir anlamı var. 1914’te, Birinci Emperyalist Dünya Paylaşım Savaşı başlamadan önce, Alman sosyal demokratları ve etkileri altındaki Alman sendikaları egemen sınıflarla iç politik çekişmeleri, grevleri ve sınıf mücadelesini “ertelemek” üzere uzlaşmışlardı. Bu uzlaşı sonucunda sosyal demokratlar sadece savaş kredilerine onay vermekle kalmamış, aynı zamanda da “ulusal çıkarlar” gerekçesiyle, başta basın ve düşünce özgürlüğü olmak üzere özgürlüklerin rafa kaldırılmasını kabul etmişlerdi. Sonrası biliniyor… Akıllarda kalan ve anılması gereken Karl Liebknecht’in tek başına bu politikalara karşı verdiği mücadeledir.

„“Burgfrieden” siyaseti ve Alman sendikaları“ weiterlesen

Vasallığın bedeli

Almanya ve dolayısıyla Avrupa’nın militarist dönüşümü genellikle ABD’nin geri çekilmesiyle ve “Rusya’ya karşı güçlenme zorunluluğu” ile gerekçelendiriliyor. Avrupa’daki egemen sınıflar ABD’nin geri çekilmesini hem bir zafiyet hem de bir fırsat olarak değerlendiriyorlar. Ancak ABD sadece Avrupa’dan geri çekilerek askeri güçlerini başta Hint-Pasifik bölgesi olmak üzere, farklı coğrafyalara yönlendirmiyor. Aynı zamanda Avrupalı müttefiklerini ekonomik açıdan disipline ederek ve sırtlarına yeni “görevler ve sorumluluklar” yükleyerek hegemonik konumunu güçlendirmek istiyor.

„Vasallığın bedeli“ weiterlesen

“ABD’yle, ABD’siz, ABD’ye karşı?”

Emperyalist güçler arasındaki ilişkilerin değişkenliği ve keskinleşen çıkar çelişkileri üzerine

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırı savaşının dünya çapındaki etkileri, enerji taşıyıcıları ve kritik altyapılar ile kilit sanayiler için yaşamsal önemi olan nadir topraklar darboğazı, öncelikle Batı Avrupa’daki emperyalist devletleri zora sokmaktadır. Dünya ekonomisinin ağırlık noktasının Asya’ya kayması, Avrupa’daki sanayisizleşme süreçlerinin hız kazanması, enerji ve hammadde bağımlılığı ve bunlarla bağlantılı olarak ABD emperyalizminin önceliğini Hint-Pasifik bölgesine vermesinin sonuçları, başta Almanya olmak üzere Avrupalı emperyalist güçlerin “stratejik otonomi” sağlayacak yeni arayışlara girmelerine neden olmaktadır. “Yaşlı kıtanın” egemen sınıfları değişmekte olan koşullara Avrupa’nın militarist dönüşümüne ivme kazandırarak uyum sağlamaya ve uluslararası siyasetin belirlenmesinde söz sahibi olabilecekleri güce erişmeye çalışarak yanıt vermektedirler.

„“ABD’yle, ABD’siz, ABD’ye karşı?”“ weiterlesen

“Topyekun vatan savunması”

Hafta başında Federal İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt hükümetinin “Nüfus Koruma Paketi” çerçevesinde 2029 yılına kadar on milyar avro harcayarak “sivil savunma ve afet koruma sistemlerini” yenileyeceğini açıkladı. İlk bakışta olağan bir devlet hizmeti gibi görülebilecek bu adım yakından bakıldığında Alman devletinin militarist dönüşüm temelinde savaş hazırlığının bir adımı olduğu görülebilir. Dahası, bu adım ile kamuoyunda “kesin savaş çıkacak” görüşü yaygınlaştırılarak, militarizme toplumsal rıza üretilmektedir.

„“Topyekun vatan savunması”“ weiterlesen

Almanya’nın “Manhattan Projesi”

Alman silah tekellerinin görevlendirdiği bir grup “savunma stratejisti” Avrupa’nın ABD’den bağımsız bir silahlanma stratejisi geliştirmesini talep eden bir belgeyi dolaşıma soktu. “Avrupa’nın savunma otonomisine giden yol: Kritik bağımlılıkların aşılmasına yönelik bir kılavuz” başlığını taşıyan belge Avrupa’nın “ABD’den gelen yazılımlar ve sistemler ile Beyaz Saray’ın izni olmaksızın hiçbir savaş operasyonu yapamayacağını” tespit ettikten sonra, Avrupa’nın 500 milyar avroluk bir yatırımla bu “bağımlılıktan” kurtulabileceğini iddia ediyor. Ve Avrupa’nın “savunma otonomisinin ancak Almanya’nın mali ve endüstriyel kaynaklarının kullanılmasıyla sağlanabileceği” vurgulanarak, Alman silah tekellerinin üstleneceği role atıfta bulunuyor.

„Almanya’nın “Manhattan Projesi”“ weiterlesen

“Ami go home!”?

Alman barış hareketinin isteği nihayet gerçekleşiyor mu? Bilindiği gibi ABD Başkanı Trump geçenlerde Almanya’da konuşlandırılmış 39 bin ABD askerinin beş binini geri çekeceğini ve uzun süredir planlanan Tomahawk füzelerinin gönderilmesinden vazgeçildiğini açıklamıştı. Burjuva medyası bu açıklamayı “Trump Şansölye Merz’e İran nedeniyle ceza kesiyor”diye yorumlarken, Almanya’daki egemen siyasetten “caydırıcılık için alternatif bulmalıyız” sesleri yükseldi.

„“Ami go home!”?“ weiterlesen

1 Mayıs: Almanya’da sıradan bir gün

Savaş ve kriz sarmalı Almanya’daki egemen siyaseti ve temsil ettikleri sermaye fraksiyonlarını her zamanki yöntemlerine başvurmaya itiyor: Krizin ve militarist dönüşümün faturasını çalışan sınıflara ve yoksullara çıkarmaya! Sınıf mücadelesinden çoktan vazgeçmiş ve “sosyal partnerliğe” indirgenmiş sendikalar olduğu müddetçe de bunları yapmak kolaylarına geliyor. Ama gene de dünya çapında işçi sınıfının mücadele günü olarak kutlanan 1 Mayıs Almanya’da sıradan bir gün haline gelmesine rağmen, 1 Mayıs kutlamaları hala gözlerine batıyor, yok etmeye çalışıyorlar.

„1 Mayıs: Almanya’da sıradan bir gün“ weiterlesen

Militarist dönüşümün yeni adımı

Alman emperyalizminin yeni “Askeri Strateji” belgesinin gösterdikleri

Almanya ve dolayısıyla Avrupa tarihinde Alman sosyal demokrasisinin ihanetleri ve savaşlar konusundaki sorumlulukları herhalde saymakla bitmez. Topyekûn savaş sarmalı ile karşı karşıya olduğumuz günümüzde Alman emperyalizmi bir kez daha Alman sosyal demokrasini emelleri için kullanıyor. 22 Nisan’da basın önüne çıkan Federal Savunma Bakanı, sosyal demokratların umut bağladığı Boris Pistorius, bakanlığı tarafından hazırlanan “Askeri Strateji” belgesini kamuoyuna tanıttı. Böylesi bir belge Almanya Federal Cumhuriyeti tarihinde ilk kez hazırlanıyor. Sosyal demokrat Şansölye Olaf Scholz döneminde 14 Haziran 2023’te karar altına alınan “Almanya Ulusal Güvenlik Stratejisi” ve 9 Kasım 2023’te gene Pistorius tarafından açıklanan “Savunma Politikaları Yönergesinden” sonra karar altına alınan bu strateji belgesinin önemli bölümleri gizli tutulsa da kamuoyuna açıklanan bölümleri militarist dönüşümün ne denli ivme kazandığını yeterince kanıtlamaktadır. Makalemizde öncelikli olarak strateji belgesinin içeriğini inceleyeceğiz.

„Militarist dönüşümün yeni adımı“ weiterlesen

Almanya’daki faşistleşme süreci

Bu yıl Almanya’da beş eyalette seçimler yapılacak. 8 Mart’ta Baden-Württemberg’de, 22 Mart’ta Rheinland-Pflaz’da, 6 Eylül’de Saksonya-Anhalt’da, 22 Eylül’de de Berlin ve Mecklenburg-Vorpommern’de seçmenler yeni Eyalet Parlamentolarını ve yeni eyalet hükümetlerini seçecekler. Ayrıca aynı tarihlerde Aşağı-Saksonya, Bavyera, Berlin ve Hessen eyaletlerinde yerel seçimler gerçekleştirilecek. Burjuva medyasına baktığımızda, bu seçim yılının Merz hükümeti için önemli bir sınav olacağı yorumlarının yapıldığını görebiliriz. Nihayetinde özellikle Eyalet Parlamentosu seçimleri salt bölgesel değil, ülke düzeyinde de siyasi etkide bulunacaklar.

„Almanya’daki faşistleşme süreci“ weiterlesen

Nükleer çılgınlığa bir adım daha…

Alman emperyalizminin nükleer silahlanma çabaları üzerine

3 Şubat 2026

Dünyanın neredeyse uçurumun kenarına gelmesine neden olan emperyalist İkinci Dünya Paylaşım Savaşının fitilini yakan Alman tekelci burjuvazisi, birinci hegemon olma heveslerini yeniden harladı. Kapitalist cephenin en rafine, gerici ve saldırgan burjuvazisi olan Alman tekelci burjuvazisi bu emeline ulaşmak için nükleer bombaya sahip olma arzusunda. Son yıllarda, ama özellikle son aylarda hararetlenen nükleer silahlanma tartışmaları soyut bir düşünce oyunu değil artık. Tam aksine, güncel biçimiyle niteliksel bir siyasi ve zihinsel değişimin ifadesidir. Yani Alman emperyalizmi nükleer bombaya sahip olunmasını salt bir korkutma unsuru veya “caydırıcılık politikasının aracı” olarak değil, gerektiğinde başvurulacak sözde “rasyonel seçenek” ve kullanılmaya müsait bir opsiyon olarak görmektedir.

„Nükleer çılgınlığa bir adım daha…“ weiterlesen

Tramvay yerine tank

Alman sanayisinin militarist dönüşümü üzerine

Scholz hükümeti 4 Aralık 2024’te yeni “Ulusal Güvenlik ve Savunma Sanayi Stratejisi” adlı belgeyi kabul ederek, Alman sanayisinin militarist dönüşümüne yeni bir ivme kazandırmıştı. Belge ile “kilit sanayi teşekkülleri” olarak adlandırılan sanayilerin büyük ölçüde ulusal kontrol altında kalmalarını, kısmen de Avrupalı müttefiklerle ortaklaşa korunmasını öngörüyordu. Nitekim bir yıl içinde “savunma ve güvenliği ilgilendiren bilişim ve iletişim teknolojileri, yapay zeka, tersaneler, zırhlı araçlar, sensör teknolojisi, kuantum teknolojisi, elektromanyetik mücadele, hava savunması ve dronlar, mühimmat” gibi çeşitli alanlarda devlet girişimleri ve katılımları artırıldı. Merz hükümeti de Scholz hükümetinin başlattığı ivmeyi hızlandırdı.

„Tramvay yerine tank“ weiterlesen

Alman askeri-sınai kompleksi hakkında

Almanya’daki Die Linke partisine yakın olan Rosa-Luxemburg-Vakfı internet sayfalarında kimi zaman radikal solun da faydalanabileceği bilgiler ve araştırmalar yayınlıyor. Bu araştırmalardan birisi, Tübingen’deki “Militaristleşme Bilgi Merkezi” olarak Türkçeye adını çevirebileceğimiz IMI’de çalışan Andreas Seifert’in Alman askeri-sınai kompleksi içerisinde yer alan kurum ve tekelleri sıraladığı çalışmasıdır. Makalelerimizde sürekli olarak Almanya’daki yaşamın nasıl militarizmin boyunduruğu altına alındığına, Alman silah tekellerinin nasıl dış politikayı etkilediğine ve Alman emperyalizminin hangi hedefler peşinde koştuğuna değiniyoruz. Okurların Almanya’daki tekelleri ve bağlantılarını görebilmeleri, makalelerimizde ileri sürdüğümüz tespitlerin arka planını daha iyi irdeleyebilmeleri için Seifert’in çalışmasının Türkçe çevirisini ilginize sunuyoruz. 

„Alman askeri-sınai kompleksi hakkında“ weiterlesen

Almanya’nın alevlenen Hindistan aşkı

19 Ocak 2026

Alman Şansölyesi Friedrich Merz’in 13 Ocak 2026’da yaptığı Hindistan ziyareti, Alman emperyalizminin yirmi yıllık hararetli hazırlığının ara sonucu oldu. Hindu milliyetçisi Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile yirmiden fazla antlaşma imzalayan Merz’in hedefi açık: Çin Halk Cumhuriyeti’nin (ÇHC) Alman tekelleri için üretim mevkii ve pazar olarak büyük önemini izafileştirmek ve Hindistan’ı ÇHC’nin alternatifi haline getirmek. Ayrıca iki ülkenin askeri-sınai komplekslerinin iş birliğini geliştirerek Rusya’nın etkinliği zayıflatmak ve Trump yönetiminin gümrük politikalarından aynı şekilde etkilenen iki ülke olarak aralarındaki iktisadi alış-verişi güçlendirmek.

„Almanya’nın alevlenen Hindistan aşkı“ weiterlesen