Alman burjuvazisinin yönetim krizi

26. November 2017  Aktuelles

Alman burjuvazisinin yönetim krizi

Bu köşe yazısı 25 Kasım 2017 tarihli Yeni Özgür Politika ve Özgürlükçü Demokrasi gazetelerinde yayımlanmıştır.

Federal Parlamento seçimlerinden bu yana geçen iki aylık süreç içerisinde hâlâ bir hükümetin kurulamamış olması, Avrupa’yı kapsayan çoklu kriz ortamının Almanya’daki yönetim kriziyle zenginleştiğini gösteriyor. Aslına bakılırsa bu yılın eyalet ve Federal Parlamento seçimleri Alman tekelci burjuvazisinin ciddî bir yönetim kriziyle karşı karşıya kalacağına işaret etmekteydi. Şaşırtıcı bir gelişme değil nitekim. Ancak buradan Avrupa’nın merkezî gücü olan Alman emperyalizminin istikrarsızlık dönemine gireceği sonucu çıkartılmamalı. Aksine, toplumsal rızanın yaratılmasının kolaylaşması daha olası.

Liberal FDP’nin koalisyon görüşmelerinden beklenmedik bir biçimde geri çekilmesinin ardında yatan asıl nedenleri görebilmek için henüz çok erken. Büyük sermaye fraksiyonlarından bazılarının çıkarlarını kollamak için taktiksel bir geri çekilme de söz konusu olabilir, ırkçı AfD karşısında burjuva alternatifi olunduğu profilini çizme amacı da. Ama her halükârda FDP’nin bu adımı daha fazla dizginsizleştirme, daha fazla sermaye yanlısı tedbirler ve daha fazla antidemokratik ve anti-sosyal politikalar için baskının artırılacağı anlamına gelmektedir.

Zaten baskıların ilk mızrak ucu, ana muhalefet olmayı seçen SPD’ye yöneldi bile. Burjuva medyasına demeç veren bazı önde gelen SPD milletvekilleri ile yöneticileri, »şimdi söz konusu olan ülkemiz için sorumluluk almaktır« gibi geleneksel sosyal demokrat »yurtseverlik« demagojisini yeniden büyük koalisyon kurulması için kullanıyorlar. Örneğin SPD sağının sözcüsü Johannes Kahrs gibi isimler, »kategorik hayır politikası sorumsuzluktur« diyerek, SPD’nin erken seçim yerine »Federal Cumhurbaşkanımızın önerilerine açık olmasını« talep ediyorlar.

Daha önceki bir yazımızda SPD şahinlerinden Frank-Walter Steinmeier’in »ortak« cumhurbaşkanı adayı gösterilip, seçtirilmesinin Alman emperyalizmi açısından stratejik bir adım olarak görüldüğünü vurgulamıştık. Nitekim, gerek Schröder, gerekse de Merkel hükümetlerinde tekelci burjuvazinin »has adamı« olarak önemli görevlerde bulunan Steinmeier’in, beklenen krizler karşısında burjuvazinin çıkarları için toplumsal rızayı sağlayabilecek en iyi isimlerden birisi olduğu bugün kanıtlanıyor.

Aynı şekilde toplumsal rızanın sağlanmasında burjuva medyasının ne denli önemli rol oynadığını da görüyoruz. »Jamaika« koalisyonu görüşmeleri başladığında, kurulacak hükümetin »mülteci krizini çözebilecek ve ekonomik büyümeyi sağlayabilecek« bir kabine olacağı algısını yayan burjuva medyası, şimdi de »Avrupa bizden istikrar bekliyor« gerekçesiyle »her parti elini taşın altına koymalıdır« görüşünü egemen görüş hâline getirmeye çalışıyor.

Almanya toplumsal ve siyasî solu, bilhassa sendikalar, sosyal ve demokratik hakların korunması ve genişletilmesi için mücadeleleri yoğunlaştırmak yerine, burjuva parlamentarizminin yönetim krizini çözmeyi dert ettiğinden, burjuva medyasının çabaları meyvesini verecek gibi. O nedenle tekelci burjuvazinin bu krizden de güçlenerek çıkacağını öngörebiliriz. Alman emperyalizmi 1914 ve 1939’da olduğu gibi, bir kez daha çalışan sınıfların büyük çoğunluğunun ve sendikal hareketin gönüllü uşaklığıyla iştahını kabartıyor. Daha önce gördüğümüz bir film değil mi bu?