Kanada ve Avrupa’nın çıkış yolu arayışları
1 Şubat 2026
Kanada Başbakanı Mark Carney Davos’ta yaptığı ve “eski dünya düzenindeki kırılmalardan” bahsettiği konuşmasının ardından Avrupa burjuva medyası tarafından kahraman ilan edildi. Baş sayfalarda “Carney Avrupa hükümetlerine örnek olmalı” gibi yorumlar bolca yer aldı. ABD Başkanı Trump’ın şiddetini sürekli artırarak yaptığı baskılardan bunalan Avrupalı güçler bir umut ışığı yakalamış gibi görünüyorlar. Carney, Avrupa ve Kanada’nın ABD ve Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) arasındaki çekişmenin “kaybedeni olmamak için direnç yetimize ortak yatırımlar yapmalıyız” diyerek, Avrupalıları iş birliğine davet etti. Batının on yıllar boyunca ticaret kurallarını “asimetrik biçimde kendi lehine kullandığını”, ama “büyük güçler arasındaki jeopolitikanın artık herhangi bir kısıtlamaya tabi olmadığını” söyleyen Carney, Avrupa ve Kanada’nın “birlikte değişken geometri” temelinde hareket etmeleri gerektiğini savundu.
Kanada Başbakanı “değişken geometriden” farklı çıkarlar için farklı koalisyonlar oluşturulmasını ve “bağımsız dış politika” (tabii ki ABD’den) uygulamak zorunda olduklarını kastediyor. Zaten Kanada 2025’in son aylarında bu adımları atmaya başladı bile. 2025 Kasım sonunda Avrupa Birliği’nin (AB) “Security Action for Europe” [Avrupa için güvenlik eylemi] programına üye oldu. Program üyelerine silahlanma projeleri için düşük faizli kredi sağlanmasını ve üye ülkelerin askeri-sınai kompleksleri arasındaki iş birliğinin genişletilmesini öngörüyor.
Kanada aynı şekilde ÇHC ile olan ilişkilerini de yeniden kuruyor. Kısa bir süre önce, ocak ayı ortasında Pekin’e giden Carney, Kanada ve ÇHC arasında yeni bir “stratejik ortaklık” sözleşmesini imzaladı. Sözleşme bilhassa enerji sektöründe genişletilmiş iş birliğini ve ÇHC’nin Kanada’da enerji yatırımları yapmasını hedefliyor. Kanada buna karşın ÇHC menşeli elektro araçlara uyguladığı yüzde yüzlük gümrük vergisini yüzde 6,1’e indirdi. ÇHC Kanada’daki elektro araçlar için tedarik zincirlerinin oluşturulmasına yardım edecek ve Kanada tarım ürünlerine uyguladığı yüksek gümrük vergilerini indirecek. Carney bunun ötesinde Kanada’nın ÇHC’ne yönelik ihracatını 2030’a kadar yarı yarıya artıracağının sözünü de verdi.
Alman devlet televizyonuna konuşan Kanadalı ticaret uzmanı Jaques Shore bu adımları desteklediğini şu sözlerle vurguladı: “Kanada olarak ticaretimizi dünyanın diğer bölgelerini de kapsayacak şekilde çeşitlendirdik. Avrupa, Hint-Pasifik gibi. Büyümek için bu ülkelere güvenebileceğimizi düşünüyorum”.
Trump yönetiminin yanılgısı mı?
Kimi Avrupalı yorumcu Trump yönetiminin dünyayı boyunduruk altına sokma girişimlerinin ters teptiği görüşündeler. Bu görüşün altını çizmek içinse örnek olarak Avrupa Dış İlişkiler Konseyi ECFR’in 2025 Kasım’ında kamuoyuna tanıttığı araştırmasını gösteriyorlar. Farklı 21 ülkede yapılan ankete göre ABD’yi “aynı değer ve çıkarları paylaşan” müttefik olarak gören ülkelerin sayısı giderek azalıyor. Buna karşın ÇHC’yi böylesi bir müttefik olarak algılayan ülkelerin sayısı artıyor.
Sahiden de Kanada’nın attığı adımların benzerlerini diğer Batılı ülkeler de atmaya başladılar. Bunlar arasında kanımızca en ilginç olanı, uzun süre ABD’nin en güvenilir ortağım olarak bilinen Britanya’nın attığı adımlardır. Haberlere göre Britanya Başbakanı Keir Starmer yakında Pekin’i ziyaret edecek. Starmer bu şekilde Britanya ve ÇHC arasındaki iktisadi ilişkilerin “Altın Çağının” başlayacağını söylediği haberlerde yer alıyor. Britanya’nın değişen ÇHC politikasının en önemli göstergesi geçenlerde Londra’da ÇHC’nin Avrupa’daki en büyük elçilik binasının inşaatına, on yıllarca engel çıkarıldıktan sonra izin verilmesiydi. Nihayetinde ÇHC bu adımı ikili ilişkileri canlandırmaya yardımcı olacak bir “iyi niyet” göstergesi olarak yorumladı. Starmer’in Pekin ziyaretiyle ilgili haberlerde ayrıca üst düzey tekel yöneticilerinden oluşacak bir “Britanya-ÇHC CEO Konseyi” oluşturulacağı da yer alıyordu. Britanya medyası bu konseye Britanya tarafından HSBC, British Petrolium, Rolls Royce ve büyük ilaç tekeli AstraZeneca’nın temsilci göndereceğini, ÇHC’den ise Bank of China, China Mobile ve elektro araç üreticisi BYD gibi şirket temsilcilerinin yer alacağını bildiriyordu.
Bu gelişmeler karşısında Almanya ve AB’nin nasıl davranacağı henüz belli değil. AB Komisyonu 2024 Kasım’ında “ABD ile aynı rotada kalma” gerekçesiyle ÇHC menşeli elektro araçlara yüksek gümrük vergileri getirmişti. Ama 2026 Ocak’ında neredeyse sessiz sedasız vergilerden vazgeçip, ÇHC’den AB’ye ithal edilecek elektro araçlara asgari fiyat uygulama kuralını getirdi. Burjuva medyası bu adımı “beklenmeyen bir yakınlaşma” olarak yorumladı. Almanya ve Avrupa bir taraftan bu “yakınlaşma” adımlarını atar, Alman Şansölyesi Merz’in büyük bir delegasyonla şubat ayında ÇHC’ni ziyaret edip, iktisadi ilişkilerin geliştirilmesi için görüşmeler yapacağı haberleri yayılırken, diğer taraftan da yeni Siber Güvenlik Yönetmeliği ile Huawei ve ZTE gibi ÇHC şirketlerinin tüm bileşenlerinin ithalatı yasaklanarak, ÇHC ile sürtüşme tırmandırılıyor.
Sonuç itibariyle Batılı emperyalist güçlerin arasındaki çelişkilerin keskinleşmesi, birbirleriyle çelişen adımları atmalarına yol açıyor. Kanada ve Avrupa’nın bu adımlarla Trump yönetiminin baskısından kurtulabilecekleri hayli şüpheli. Çünkü dünya çapında çok sayıda askeri üsse sahip ve “savunma” harcamalarını yılda 1 trilyon dolar üzerine çıkarmayı hedefleyen ABD karşısında “stratejik otonomiyi” elde etmeleri ve “bağımsız dış politikayı” gerçekleştirmeleri olanaksız gözüküyor. Alman emperyalizmi tam da bu nedenle Avrupa çatısı altında askeri gücünü artırmaya çalışmaktadır. Davos’ta konuşan Federal Şansölye Merz “bizi zorluklar ve tehlikelerle karşı karşıya bırakacak yeni bir büyük güçler dünyasının eşiğini aştık” demekle yetindi. Ama AB Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen “şimdiki jeopolitik şoklar, Avrupa’nın bağımsızlığının yeni biçimini kurmamızın zorunluluğuna işaret etmektedir” diyerek, Avrupa’nın istediği gibi ve gerektiğinde “büyük güçlere” karşı savaşabilecek yeteneğe kavuşması gerektiğini söylüyordu. Almanya ve Avrupa, Kanada Başbakanının “iktisat ve savunma alanlarında birlik içinde ve güçlü olarak büyük güçler karşısında konumlanmalıyız” çağrısına böyle yanıt vermiş oldular. Bu yanıtın son derece militarist ve yayılmacı olduğundan hiç şüphe duyulmamalıdır.
