Alman gençliği kıpırdanmaya devam ediyor hala…

Geçtiğimiz hafta sonu otuz civarında kentte on binlerce gencin gerçekleştirdiği eylemler, Almanya’daki burjuva medyası ve burjuva siyasetçileri tarafından karalanmaktan kurtulamıyorlar. “Çapulcuların şiddeti”, “entegre olmamış göçmenlerin saldırıları”, “aşırı solcuların provokasyonları” veya “yağmacılar esnafa kan ağlattı” gibi, ipe sapa gelmez suçlamalarla, haklı eylemler diskredite edilmeye çalışılıyor. Ajan-provokatörlerin cirit attığı eylemler, ırkçı-faşist AfD’nin söylemlerini üstlenen muhafazakar, yeşil ve sosyal demokrat politikacılar ile polis “sendikası” GdP tarafından göçmen ve mülteci düşmanlığını körüklemek için kullanılıyor.

Özellikle Federal İçişleri Bakanı CSU’lu Dobrindt eylemleri ceza yasasında yeni sertleştirmelere gerekçe göstererek, şimdiden 20 Kasım’da yapılacak olan eylemlere katılımın azalmasını sağlamak ve korku salmak istiyor. Aslına bakılırsa Avrupa’nın farklı ülkelerinde yapılan eylemlerin ilk gününden itibaren egemen siyaset Almanya’da benzeri eylemlerin önüne geçebilmek için medyatik bir seferberlik başlatmıştı. Devlet televizyon kanallarında peş peşe çıkan burjuva siyasetçileri, sürekli “aşırı solcular ile Müslüman göçmenler” söylemini ısıtarak, çoğunluk toplumunda zorlaşan hayat koşullarına karşı oluşmakta olan tepkileri, ırkçı ve göçmen-mülteci düşmanı yaklaşımlara kanalize etmeye çalıştılar, çalışmaktalar. Bunun nedeni çok açık: militarist dönüşüme, sermaye lehine olan politikalara ve sosyal kısıtlamalara karşı haklı tepkinin önüne geçmek, “vatan cephesinde” sessizliği sağlamak.

İşin diğer ilginç bir yanı da üçüncü ve dördüncü kuşaktan göçmen kökenli insanların hala yabancı unsur olarak gösterilmeleri. Almanya’daki egemen siyaset zaten oldum olası tüm toplumu ilgilendiren kısıtlamaları, demokratik ve sosyal hak gaspını önce “yabancı unsur” olarak gösterilenler üzerinde gerçekleştirip, sonradan toplumun bütününe uygulamıştır. En zayıf ve en korumasız olandan başlayarak, ki sendikal alanda da aynı uygulamalar mevcuttur, sömürü mekanizmasının dişlilerini çalıştırmaya, toplumsal rıza üretmeye ve toplumu parçalayıp bölmeye çalışmaktadırlar. Ancak bu tavırlarının gösterdiği bir gerçek daha var: o da toplumsal direnişten ne denli korktuklarıdır. Asıl sorun, egemen siyaset ve egemen sınıflar tarafından yukarıdan dayatılan sınıf savaşına, Almanya’daki toplumsal ve siyasi solun aşağıdan sınıf mücadelesini örememesinde yatmaktadır. Alman reformizmi hükümet sosyalistliğinden kurtulamadığı müddetçe bu oyun değişmeden devam edecektir – Alman gençliği kıpırdanmaya devam etse dahi…