Burjuvazinin kucağına dönen 68liler…

24. August 2018  Aktuelles

Burjuvazinin kucağına dönen 68liler…

Bu köşe yazısı 25 Ağustos 2018 tarihli Yeni Özgür Politika gazetesinde yayımlanmıştır.

Hazır Erdoğan’ın Almanya ziyareti ile ilgili yazılabileceklerin çoğu yazılmışken, Mayıs ayında yapmak istediğimizi, 1968’in Almanya’daki 50. yıldönümü üzerine bir iki kelam etmeyi, şimdi yapalım. 1968 öğrenci hareketi Almanya’da uzun zamandır liberal ve demagojik bir okumayla ele alınıyor. Burjuva basını ve reformist sol 1968’i »Federal Cumhuriyetin başarı hikâyesinin bir parçası« hâline getirerek, o günlerde güçlü ve radikal biçimde ifade edilen kapitalizm ve emperyalizm eleştirisini unutturmaya, Alman faşizminin vebalı kokusu sinmiş cüppelerin üzerindeki »bin yıllık tozları« silkelemek için sokakları canlandıran devrimci gençlerin izlerini, egemen sisteme eklemlenmiş sözde 68liler ile eşitleyerek, tarihten silmeye çalışıyorlar.

Bu çaba, bilhassa neoliberalizme ivme kazandıran 1998 seçimlerinden bu yana her fırsatta tekrarlanmaktadır. Alman devletinin »genlerine« işlemiş olan azgın antikomünizmin kürsüye çağırdığı şahitler hep aynı kişiler: 68’in »genç sosyalisti« Gerhard Schröder ve deri ceketli Joseph Fischer! 1998’den beri tekrarlanan terane, »68’in öğrenci liderleri, Federal Cumhuriyetin liderleri oldular« söyleminden ibaret. Ve bu söylem »kapitalizmin kendisi ilerici düzeltmeler yapabilmektedir« demagojisinin dayanağı. Burjuva basını bu çerçevede özgürlük ve devrim mücadelesini »gençliğimizin romantik naifliği« diye nitelendirip, değersizleştiren Schröder ve Fischer üzerinden, 1970’lerden beri kariyer basamaklarını hızla tırmanan küçük burjuva züppeleri »özgürlükçü ve çağdaş Almanya’nın kurulmasına katkı sağlayan isimler« diye pazarlamaktadır.

Schröder ve Fischer gibi güya »devrimci kadroların« egemen bloka entegre edilmelerinden sonra yaptıkları hafızalarda olsa gerek. Önemli ikisini anımsatalım: 1945 sonrasında muhafazakârların dahi dokunamadığı savaş tabusunu yıkarak, Yugoslavya’yı parçalayan NATO savaşına katılmak ve on yıllarca verilen çetin mücadelelerle elde edilmiş sosyal devlet kazanımlarını sermaye yanlısı »Ajanda 2010« politikalarıyla yok ederek, en saldırgan neoliberal dönüşüm adımlarını atmak! Kariyer açısından Schröder ve Fischer’in çok başarılı oldukları su götürmez gerçek: ikisi de devlet görevlerinde biriktirdikleri bilgi ve ilişkileri şevkle sermayenin hizmetine sunuyorlar.

İlginçtir, Almanya’daki önde gelen 68lilerin yaşam hikâyelerine baktığımızda, burjuvazinin kucağına koşarak dönenlerin istisnasız sol-oportünist yapılardan gelenler olduklarını görmekteyiz. 1968’de sözel radikalizmleri emsalsiz olan bu »otoritarizm ve elitizm karşıtları«, kısa zaman içerisinde yıkacaklarını (!) iddia ettikleri emperyalist devletin hizmetine girdiler ve o zamandır antikomünist zehirlerini yüksek seviyelerden kusmaya devam etmekteler.

1968’in Almanya devrimci kuşağını genellemeye tutmak doğru değil elbette. Gençliklerindeki devrimci heyecanı hâlâ yitirmemiş onlarca »genç kalan« devrimcinin isimlerini sayabiliriz. Ancak Schröder ile Fischer veya Daniel Cohn-Bendit ile bugün Baden-Württemberg başbakanı olan Winfried Kretschmann gibi sembolleşmiş isimlerin, belki naif ve hayalperest, ama her halükârda özgürlükçü, kurtuluşçu, enternasyonalist ve devrimci 1968’in mezar kazıcıları olarak görev yapmaya devam ettiklerini söylememek için tek bir neden yok.