Barış, hemen şimdi!

“1 Eylül – Dünya Barış Günü”. Lübnan’da, Gazze’de veya Yemen’de ve dünyanın çatışmalı muhtelif coğrafyalarında yaşayanlara bir faydası olmayan bir gün. Ama gene de önemli bir gün, çünkü ırkçılık ve milliyetçilik zehri merkezine aşılanmış burjuva toplumlarına “barış her şey değil, ama barış olmadan da size rahat yok” deme günüdür. Ve “asıl düşmanın kendi ülkemizde olduğu” gerçeğini yeniden bilincimize çıkarmamızı sağlayan bir gün.

Özellikle Türkiye’de, neredeyse tüm toplumsal ve iktisadi sorunların çözümü için verilmesi gereken mücadelelerin önündeki engelleri aşma olanağını verebilecek Barış ve Demokratikleşme Sürecinin bizlere yüklediği görevleri düşünürsek. Komünistler açısından barış istemi basit bir toplumsal barış değildir. Bizler barış sorununun da sınıfsal olduğunun bilincindeyiz. Barış sorunu sınıfsaldır, çünkü ezilenler ve sömürülenlerin çıkarınadır. Militarizme, emperyalist yayılmacılığa ve tekelci burjuvazinin çıkarlarına vurulan bir darbedir.

Barış aynı zamanda yurt içi talep için üretim yapan burjuvazinin, küçük burjuvalar dahil, diğer toplumsal kesimlerin de çıkarınadır. Çünkü barış ekolojik sorunların kapitalizm koşulları altında bir nebze azaltılmasına, burjuva demokrasisinin ve burjuvazi açısından da önemi olan hukukun üstünlüğünün işlev kazanmasına ve sömürülen sınıfların satın alma gücünün artmasına, dolayısıyla yurt içi konjonktürün canlanmasına yarayabilecek koşulları yaratabilir. Silahlanma, savaş olmadan toplumlara hiçbir yararı olmayan ölü yatırım olduğundan, sadece dar bir azınlığın yararınadır. Barış ise insanlığın yüzde 99’unun yararına!Bu nedenle barış şiarını haykırmak, geniş toplumsal kesimleri bu şiar çerçevesinde harekete geçirmek zorundayız. Unutmayalım: bu görevi komünistler ve devrimciler haricinde kimse önemsemez. Barış, yaşamsal önemi olan aşağıdan sınıf mücadelesinin önünü açacak, demokratik, eşit haklı ve ekolojik dengeyi kollayan bir cumhuriyet için verilmesi gereken mücadeleleri kolaylaştıracaktır. O yüzden: Barış, hemen şimdi!