Geçen pazar günü yapılan Baden-Württemberg Eyalet Parlamentosu seçimleriyle Almanya’da “Süper seçim yılı” başlamış oldu. Daha önceki köşe yazımızda bu yıl yapılacak seçimlerin asıl öneminin çoğunluk toplumundaki faşistleşme sürecinin nasıl bir ivme kazanacağını göstermesinde yattığını belirtmiştik. Nitekim ırkçı-faşist AfD, tüm yolsuzluk haberlerine rağmen oylarını ikiye katlayarak, yüzde 18,8 ile Eyalet Meclisindeki en büyük “muhalefet” oldu. Gerçi seçimleri Yeşiller, daha doğrusu kampanyasında partisinin adını dahi anmayan Cem Özdemir kazandı, ancak bir politika değişikliği olacağını beklemek büyük naiflik olacak.
„Refah şovenizmi eyaleti“ weiterlesenAlmanya’daki faşistleşme süreci
Bu yıl Almanya’da beş eyalette seçimler yapılacak. 8 Mart’ta Baden-Württemberg’de, 22 Mart’ta Rheinland-Pflaz’da, 6 Eylül’de Saksonya-Anhalt’da, 22 Eylül’de de Berlin ve Mecklenburg-Vorpommern’de seçmenler yeni Eyalet Parlamentolarını ve yeni eyalet hükümetlerini seçecekler. Ayrıca aynı tarihlerde Aşağı-Saksonya, Bavyera, Berlin ve Hessen eyaletlerinde yerel seçimler gerçekleştirilecek. Burjuva medyasına baktığımızda, bu seçim yılının Merz hükümeti için önemli bir sınav olacağı yorumlarının yapıldığını görebiliriz. Nihayetinde özellikle Eyalet Parlamentosu seçimleri salt bölgesel değil, ülke düzeyinde de siyasi etkide bulunacaklar.
„Almanya’daki faşistleşme süreci“ weiterlesenTransatlantik yarık büyüyor mu?
Münih Güvenlik (!) Konferansının gösterdikleri
Geleneksel olarak düzenlenen ve bu yıl 13 Şubat’ta Münih’te başlayan konferans sona erdi, ama yankıları uzun süre devam edecek gibi görünüyor. Aslına bakılırsa 60’a yakın devlet ve hükümet başkanının, yüzlerce bakanın, daha fazla silah tekeli temsilcisi ve gazetecinin katıldığı konferans artık herkesin kabul ettiği gerçeği teyit etti: 1945 sonrası kurulan düzen tarih oldu! Açılış konuşmalarından birisini yapan Şansölye Merz ABD ve Avrupa arasındaki çatlakların genişlediğini ve “derin bir yarık oluştuğunu”söyleyerek konuşmasına başlamıştı. Merz, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in geçen yıl Avrupalılara yönelttiği sert eleştirilere gecikmeli yanıt verdiği konuşmasında hem ABD’yi “yalnız hareket yanlış olur” diyerek uyardı hem de transatlantik ortaklığın yeni bir seviyeye çıkartılması gerektiğini savundu.
„Transatlantik yarık büyüyor mu?“ weiterlesenNükleer çılgınlığa bir adım daha…
Alman emperyalizminin nükleer silahlanma çabaları üzerine
3 Şubat 2026
Dünyanın neredeyse uçurumun kenarına gelmesine neden olan emperyalist İkinci Dünya Paylaşım Savaşının fitilini yakan Alman tekelci burjuvazisi, birinci hegemon olma heveslerini yeniden harladı. Kapitalist cephenin en rafine, gerici ve saldırgan burjuvazisi olan Alman tekelci burjuvazisi bu emeline ulaşmak için nükleer bombaya sahip olma arzusunda. Son yıllarda, ama özellikle son aylarda hararetlenen nükleer silahlanma tartışmaları soyut bir düşünce oyunu değil artık. Tam aksine, güncel biçimiyle niteliksel bir siyasi ve zihinsel değişimin ifadesidir. Yani Alman emperyalizmi nükleer bombaya sahip olunmasını salt bir korkutma unsuru veya “caydırıcılık politikasının aracı” olarak değil, gerektiğinde başvurulacak sözde “rasyonel seçenek” ve kullanılmaya müsait bir opsiyon olarak görmektedir.
„Nükleer çılgınlığa bir adım daha…“ weiterlesenMilitaristleştirmediklerimizden misiniz?
ABD-Avrupa evliliğinin boşanma süreci ve Avrupa’nın militarist dönüşümü
26 Ocak 2026
Avrupa Birliği’nde, önceleri Britanya sonraları da Doğu Avrupa ülkeleri tarafından temsil edilen transatlantikçilerin borusu ötmekteydi. Sözcülüğünü üstlendikleri sermaye fraksiyonlarının çıkarları Avrupa’nın NATO ve dolayısıyla öncü gücü olan ABD ile sıkı iş birliğinde silahlanmasını öngörmekteydi. Almanya ve Fransa’daki “Avrupacılar” ise Avrupa’nın ABD’nin yanında ve ABD’ye rağmen düzen kurucu güç olmasını savunuyorlardı. Trump yönetiminin son dönemdeki politikaları Avrupacıların Doğu Avrupa ülkelerindeki kısmi etkinliklerinin artmasına neden oldu. Avrupacıların AB’nin sadece Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) ve Rusya Federasyonu’na (RF) karşı değil, gerektiğinde potansiyel rakip olarak ABD’ye karşı da askeri denklik sağlaması gerektiği savunusu halihazırda giderek daha çok taraftar kazanıyor.
„Militaristleştirmediklerimizden misiniz?“ weiterlesenTramvay yerine tank
Alman sanayisinin militarist dönüşümü üzerine
Scholz hükümeti 4 Aralık 2024’te yeni “Ulusal Güvenlik ve Savunma Sanayi Stratejisi” adlı belgeyi kabul ederek, Alman sanayisinin militarist dönüşümüne yeni bir ivme kazandırmıştı. Belge ile “kilit sanayi teşekkülleri” olarak adlandırılan sanayilerin büyük ölçüde ulusal kontrol altında kalmalarını, kısmen de Avrupalı müttefiklerle ortaklaşa korunmasını öngörüyordu. Nitekim bir yıl içinde “savunma ve güvenliği ilgilendiren bilişim ve iletişim teknolojileri, yapay zeka, tersaneler, zırhlı araçlar, sensör teknolojisi, kuantum teknolojisi, elektromanyetik mücadele, hava savunması ve dronlar, mühimmat” gibi çeşitli alanlarda devlet girişimleri ve katılımları artırıldı. Merz hükümeti de Scholz hükümetinin başlattığı ivmeyi hızlandırdı.
„Tramvay yerine tank“ weiterlesenAlman askeri-sınai kompleksi hakkında
Almanya’daki Die Linke partisine yakın olan Rosa-Luxemburg-Vakfı internet sayfalarında kimi zaman radikal solun da faydalanabileceği bilgiler ve araştırmalar yayınlıyor. Bu araştırmalardan birisi, Tübingen’deki “Militaristleşme Bilgi Merkezi” olarak Türkçeye adını çevirebileceğimiz IMI’de çalışan Andreas Seifert’in Alman askeri-sınai kompleksi içerisinde yer alan kurum ve tekelleri sıraladığı çalışmasıdır. Makalelerimizde sürekli olarak Almanya’daki yaşamın nasıl militarizmin boyunduruğu altına alındığına, Alman silah tekellerinin nasıl dış politikayı etkilediğine ve Alman emperyalizminin hangi hedefler peşinde koştuğuna değiniyoruz. Okurların Almanya’daki tekelleri ve bağlantılarını görebilmeleri, makalelerimizde ileri sürdüğümüz tespitlerin arka planını daha iyi irdeleyebilmeleri için Seifert’in çalışmasının Türkçe çevirisini ilginize sunuyoruz.
„Alman askeri-sınai kompleksi hakkında“ weiterlesenAlmanya’nın alevlenen Hindistan aşkı
19 Ocak 2026
Alman Şansölyesi Friedrich Merz’in 13 Ocak 2026’da yaptığı Hindistan ziyareti, Alman emperyalizminin yirmi yıllık hararetli hazırlığının ara sonucu oldu. Hindu milliyetçisi Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile yirmiden fazla antlaşma imzalayan Merz’in hedefi açık: Çin Halk Cumhuriyeti’nin (ÇHC) Alman tekelleri için üretim mevkii ve pazar olarak büyük önemini izafileştirmek ve Hindistan’ı ÇHC’nin alternatifi haline getirmek. Ayrıca iki ülkenin askeri-sınai komplekslerinin iş birliğini geliştirerek Rusya’nın etkinliği zayıflatmak ve Trump yönetiminin gümrük politikalarından aynı şekilde etkilenen iki ülke olarak aralarındaki iktisadi alış-verişi güçlendirmek.
„Almanya’nın alevlenen Hindistan aşkı“ weiterlesenMilitarist-yayılmacılığın zaferi
Almanya Federal Parlamento Seçimleri üzerine
26 Şubat 2025
Almanya’da yapılan 23 Şubat 2025 Federal Parlamento Seçimleri 1990 sonrasının en yüksek katılımıyla sonuçlanmasına rağmen, Alman emperyalizminin güncel savaş ve kriz politikalarında bir değişim olmayacağına işaret ediyor. Aslına bakılırsa seçim sonuçlarını “savaş kabinesinde görev değişimi” olarak nitelendirmek mümkün. Dahası, yaşamın her alanını ele geçiren militarizmin, toplumsal rıza alarak, asıl seçim zaferini elde ettiğinden bahsedebiliriz. Nihâyetinde Federal Parlamento’da meclis grubu kuracak olan CDU/CSU, SPD, Yeşiller ve ırkçı-faşist AfD, aralarında biçimsel olmak dışında bir fark olmamakla birlikte, seçim kampanyalarındaki söylemlerinde unisono Federal Bütçenin yarısını silahlanmaya ayırmak istediklerini vurgulamışlardı. Bu söylem maalesef Alman seçmenlerin yüzde 81,7’sinin onayını aldı.
„Militarist-yayılmacılığın zaferi“ weiterlesenSavaş kabinesinde görev değişimi
10 Kasım 2024
ABD Başkanlık Seçimlerini Donald Trump’ın kazanmasının ertesi günü Almanya’da hükümet krizinin derinleşerek SPD-Yeşiller-FDP koalisyonunun dağılmasına yol açması, kimi yorumcu tarafından “Almanya’nın ABD vassallığı tescillendi” biçiminde değerlendirildi. Bu tespitte doğruluk payı olsa da Federal Hükümetin dağılacağının sinyallerini bir yıl öncesinden görmek olanaklıydı. Geçen çarşamba günü Şansölye Scholz’un Maliye Bakanı Lindler’i görevden almasıyla erken seçim Almanya’nın gündemine oturmuş oldu.
„Savaş kabinesinde görev değişimi“ weiterlesenSol muhafazakârlık?…
29 Ekim 2023
Almanya reformist solunda nicedir beklenen bölünme tanınmış siyasetçi Sarah Wagenknecht’in hafta başında yaptığı basın toplantısıyla gerçekleştirildi. “Sarah Wagenknecht İttifakı – Akıl ve Adalet İçin” adında bir dernek kurduklarını açıklayan Wagenknecht ve destekçileri, Sol Parti’den istifa ettiklerini, milletvekili kalmaya devam edeceklerini ve Avrupa Parlamentosu Seçimlerine katılmak için 2024 Ocak’ında yeni bir parti kuracaklarını ilân ettiler. Doğal olarak bu bölünme sonucunda Sol Parti Meclis Grubu fraksiyon statüsünü, dolayısıyla bütçe desteğini ve parlamenter haklarının büyük bir kesimini kaybedecek.
„Sol muhafazakârlık?…“ weiterlesenKimlik, sınıf ve otoriter kalkışma
24 Eylül 2023
Friedrich-Ebert-Vakfının bir araştırması Alman halkının yüzde 16,2’sinin “kesin” yabancı düşmanı ve ırkçı dünya görüşüne sahip olduğunu gösterdi. Bununla birlikte yüzde 30’u aşan bir kesim de “gri alanda”, 16,2’lik kesime çok yakın görülüyor. Irkçı-faşist AfD partisinin son anketlerde yükselen oy oranları bu sonuçları teyit eder gibi. Araştırmada “savaştan korkanların” oranı Doğu eyaletlerinde yüzde 70, Batıda ise yüzde 60 çıktığından, araştırmacılar “kimi solcuların da otoriter düşünceler taşıdığı” sonucunu çıkartmışlar. Dahası kapitalizm karşıtlığını “demokrasi karşıtlığına” indirgemişler. Burjuva medyası da bunu “aşırı sağ” gösterip, sola vurmak için kullanmaya başladı.
„Kimlik, sınıf ve otoriter kalkışma“ weiterlesenAlmanya’nın baş ağrıları
17 Eylül 2023
Alman Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock geçen Salı günü ABD’ne giderek hafta içinde ve sonunda çeşitli görüşmeler gerçekleştirdi. Ama sadece Baerbock değil, eski Alman diplomatları ile sermaye temsilcileri de ABD’nde çeşitli görüşmelerde bulundular, bulunuyorlar. Gerek Cumhuriyetçiler gerekse de Demokratlar ile yapılan görüşmelerin ana konusu – her ne kadar kamuoyuna açıklanmamış olsa da – Başkan Joe Biden ve sonrasında yapılacak ABD Başkanlık Seçimleri. Ki seçimler görüldüğü kadarıyla Alman emperyalizminin başını hayli ağrıtıyor.
„Almanya’nın baş ağrıları“ weiterlesenSomut savaş ajandası
NATO’nun zirve sonrası olası adımları üzerine
Emperyalizmin savaş aygıtı NATO’nun Vilnius’ta, deyim yerindeyse Kremlin’in burnunun dibinde gerçekleştirdiği NATO Hükümet ve Devlet Başkanları Zirvesinde alınan kararlar, savaş aygıtının yakın dönemde atması olası adımların somut bir savaş ajandası tarafından şekilleneceğini gösterdi. Kanımızca zirvede asıl dikkat çekici nokta Rusya Federasyonu’na yönelik vekalet savaşının yoğunlaştırılması adımları veya Türkiye’deki AKP-Saray-Rejimine sunulan açık çek politikasından ziyade, Çin Halk Cumhuriyeti’ne yönelik stratejinin sertleştirilmesiydi – ki zirve sonrasında Scholz hükümetinin kamuoyuna tanıttığı 61 sayfalık “Federal Hükümetin Çin Stratejisi” başlıklı belgesi bir yönüyle buna işaret etmektedir. Geçen yıl yapılan zirvede “sistemik hasım” olarak ilân edilen ÇHC bu sefer “ittifakın çıkarlarının karşısında duran en büyük meydan okuma” olarak tanımlandı.
„Somut savaş ajandası“ weiterlesenAvrupa’nın kale duvarları…
23 Temmuz 2023
Avrupalı emperyalistler dünya çapında üretilen zenginliğin büyük bir bölümünü gasp yoluyla kendi refah coğrafyalarında yoğunlaştırırken, coğrafyalarını koruyan kale duvarlarını sürekli yükseltiyorlar. Emperyalist sömürü, müdahale savaşları, uluslararası hukuka aykırı işgaller ve hammadde kaynaklarının, dolayısıyla dünyanın talanı dünya çapında yoksulluğu, açlığı ve ekolojik felaketleri yaygınlaştırıyor. Sonucunda ise, sayıları hâlihazırda 100 milyonu aşan insan yurtlarını terk etmek zorunda kalıyorlar. Terk edemeyen milyarlar ise yoksulluk, açlık ve ekolojik felaketlerle boğuşuyorlar. Dünyayı küresel bir fabrika hâline getiren emperyalizm hem kendi coğrafyalarındaki hem de dünya çapındaki ezilen ve sömürülen sınıfları bölmek, altta tutmak için elinden geleni yapıyor.
„Avrupa’nın kale duvarları…“ weiterlesenOtoriterliğin olağanlaşması
9 Temmuz 2023
Bir hafta önce, Pazar günü Britanya’da olağan zamanlarda akıllara zarar olarak görülecek bir yasa yürürlüğe sokuldu. Protesto amacıyla yapılan yavaş yürümelere katılanlar üç yıl hapis cezasına çarptırılabilecekler. Muhafazakâr Britanya hükümeti bu uygulamayı “halkımız gündelik yaşamın egoist protestocular tarafından aksatılmasını istemiyor” diyerek gerekçelendiriyor ve iklim koruma aktivistlerinin eylemlerini örnek gösteriyor. Böylelikle Britanya polisi “yavaş yürüyerek kamu düzenini bozacağını tahmin ettiği” her kişiyi gözaltına alabilecek. Benzer bir uygulama Almanya’da da yürürlüğe sokulmuş ve bazı eylemciler eylemden günler önce “önleyici gözaltına” alınmışlardı.
„Otoriterliğin olağanlaşması“ weiterlesenTotaliter buyruk
18 Haziran 2023
Scholz hükümeti geçen Çarşamba büyük bir tamtamla “Savunmacı. Dayanıklı. Sürekli. Almanya için bütünleşmiş güvenlik” başlığını taşıyan “Ulusal Güvenlik Stratejisini” kamuoyuna tanıttı. “Feminist dış politika”, “değerlere dayalı savunma” veya “demokrasi ve insan haklarının korunması” gibi, kulağa hoş gelen, ama içi boş söylemlerle süslü 76 sayfalık strateji belgesi, Alman emperyalizminin yayılmacılığı totaliter bir buyruk olarak yaşamın her alanına hâkim kılma çabasının bir kanıtı. Silahlanma bütçelerini kutsal kâse hâline getiren ve her Alman yurttaşını “savunma için katkı sunmaya” zorunlu kılan belgenin düşman resmi ise beklenildiği gibi Rusya oldu. İkinci sırada ise “Ortak, rakip ve sistemik hasım” olarak nitelendirilen Çin Halk Cumhuriyeti yer alıyor.
„Totaliter buyruk“ weiterlesenPragmatizme dönüş
Alman emperyalizminin Erdoğan Türkiye’sinden beklentileri
Türkiye’de gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı ve Parlamento Seçimlerinin ardından Avrupa’daki burjuva medyasında birbirleriyle çelişen değerlendirmeler yayınlandı. Aslında bunları Avrupa kamuoyuna yönelik “rahatlatma” yayınları ve emperyalist güçlerin gerçek çıkarları üzerine değerlendirmeler olarak ikiye ayırmamız gerekmektedir. Yapılan “rahatlatma” yorumları Erdoğan’ın yeniden seçilmesinin Türkiye’nin AB üyesi olma sürecini “rafa kaldırmaya yaradığı”, Avrupa ve Türkiye arasındaki ilişkilerin “sınırlı bir alma-verme ilişkisi çerçevesinde şekilleneceği” ve Türkiye ekonomisinin göreceği olası zararlar “Avrupa’yı da olumsuz etkileyeceğinden” Erdoğan hükümetine “Gümrük Birliğinin modernleştirilmesi türünden destek çıkılmasının gerekli olacağı” gibi değerlendirmeler içeriyor. Bunların yanı sıra Avrupa’da yaşayan Türk vatandaşlarının “otokrat Erdoğan’a” büyük destek vermeleri skandalize edilerek “entegrasyon tedbirlerinin başarısız kaldığı” ve Türkiyeli göçmenlerin hâlâ “yabancı unsur” oldukları demagojisi işleniyor. Bununla birlikte Türkiye’nin “Suriyeli mülteci akınlarını durdurması koşuluyla antidemokratik uygulamalara esnek yaklaşılacağı sözü verilebilir” denilerek güya reel politik önermelerde bulunuluyor.
„Pragmatizme dönüş“ weiterlesenAvrupa kalesinin duvarları yükseltilirken
11 Haziran 2023
Lüksemburg’da gerçekleştirilen AB İçişleri Bakanları Zirvesi beklenildiği gibi Avrupa’nın etrafına ördüğü gerçek ve görünmez duvarları yükselten kararları aldı. Zaten mülteciliğe itilen insanların son derece zor koşullar altına aşabildiği bu duvarlar artık aşılamaz duruma geldi. Dahası mülteci başvurusu yapmak dahi toplama kamplarına tıkılmak için yeterli olacak. Ancak her mülteci için geçerli olan kurallar Ukraynalı mülteciler için geçerli sayılmayacak. Ne de olsa “kahraman Ukraynalılar Batı için savaşıyorlar”. Avrupa kamuoyundan yükselen itirazlar ise son derece cılız ve kararların geri alınmasını sağlayabilecek güçte değil. Yeşiller partisinin tabanından yapılan “sert” itirazların kısa zamanda “ama hükümette daha iyi şeyler yapabiliriz” gerekçesiyle sönümleneceğini şimdiden öngörebiliriz.
„Avrupa kalesinin duvarları yükseltilirken“ weiterlesenYeniden “Almancılara” dair
28 Mayıs 2023
Perşembe itibariyle yurt dışı temsilcilikleri ve gümrüklerde oy kullanan seçmen sayısının yaklaşık 1,9 milyon olduğu açıklandı. Muhtemelen Erdoğan tekrar oyların çoğunluğunu almış olacak. Ancak Kılıçdaroğlu’nun da 14 Mayıstakinden fazla oy alması olası görülüyor. Sonuçları bu akşam göreceğiz. Özellikle Almanya’da oy kullanan seçmen sayısındaki artışın önemli bir nedeninin Kürdistanlı ve Türkiyeli demokratik-devrimci güçlerin gösterdiği özverili çalışma olduğunun altını çizebiliriz. Teşekkürü hak ediyorlar doğrusu.
„Yeniden “Almancılara” dair“ weiterlesen