Seçimlerle değiştirilemeyenlere dair…

Almanya’daki seçim sonuçları ve dış politikaya yansımaları üzerine

Kurt Tucholsky’nin “seçimler bir şeyi değiştirebilseydi, çoktan yasaklanmış olurlardı” dediği rivayet edilir. Bu sözü sahiden Tucholsky mi yoksa Mark Twain veya Emma Goldmann mı söylemiş bilemeyiz, ama bildiğimiz gerçek seçimlerin değiştiremediği çok şey olduğudur. Elbette burjuva demokrasilerinde, işlevlerini kaybetmedikleri sürece, toplumsal iklimdeki gelişmelere paralel sistem içi hükümet yapılarında kimi değişimler olmaktadır. Ancak günümüzün kapitalist dünyasındaki ülkelerde, en demokratiğinde bile, verili olan sistem seçimlerle değiştirilemez. O açıdan bizce asıl önemli olan, seçimleri, dolayısıyla seçmenleri ve kamuoyu görüşünü belirleyen, iç ve dış politikaların çerçevesini çizen bu “değiştirilemeyenlerin” ne olduğu sorusuna yanıt aramaktır.

„Seçimlerle değiştirilemeyenlere dair…“ weiterlesen

“Karanlık zamanlar senfonisi”

Eyalet seçimleri ve Almanya’daki faşistleşme süreci

6 Eylül 2026’da yapılan Saksonya-Anhalt Eyalet Parlamentosu seçimleri Almanya’daki çoğunluk toplumundaki faşistleşme sürecinin boyutunu görünür kıldı. Egemen siyasetin, dizginsiz bir kapitalist şehvet ile yayın yapan burjuva medyasının yıllardır yürüttükleri göçmen ve mülteci düşmanlığı bu seçimlerle zirveye ulaştı. Saksonya-Anhalt’ta beklenildiği gibi ırkçı-faşist AfD yüzde 43,8 oy alarak birinci parti oldu. Reformist Sol Parti sadece yüzde 8,6 oranına ulaşabilirken, başta CDU olmak üzere diğer burjuva partileri hezimete uğradılar. Kimileri her ne kadar faşistlerin mutlak çoğunluğa kavuşamamış olmalarına seviniyor olsa da CDU veya diğer partilerden yapılması muhtemel milletvekili transferiyle faşist AfD’nin hükümet kurması pekala olasıdır.

„“Karanlık zamanlar senfonisi”“ weiterlesen

“Koyunun olmadığı yerde…”

Faşist AfD, Saksonya-Anhalt Eyalet Parlamentosu seçimlerinden açık ara farkla en güçlü parti olarak çıktı. Bu ay yapılacak olan Mecklenburg-Vorpommern ve Berlin seçimlerinde de yüksek oy oranları elde edeceğinden hareket edebiliriz. Reformist toplumsal ve siyasi sol bu sonuçlar karşısında şoke olmuş durumda. Halbuki bu gelişmenin 1990’lardan bu yana devam eden neoliberal politikaların ve son birkaç yılda ivme kazanan militarist dönüşüm çabalarının doğal sonucu olduğunu en iyi solun bilmesi gerekiyor. Aynı şekilde asıl meselenin sadece faşist partinin seçim zaferi elde etmiş olmasının olmadığını da…

„“Koyunun olmadığı yerde…”“ weiterlesen

Söylenebilirliğin ve yapılabilirliğin sınırları

Eylül ayında yapılacak üç eyalet parlamentosu seçimleriyle Almanya’nın “süper seçim yılı” sona erecek. Saksonya-Anhalt, Mecklenburg-Vorpommern ve Berlin’de yapılacak olan seçimler, bir taraftan ırkçı-faşist AfD partisinin güçlenmesi diğer taraftan da reformist solun bu gelişmeye vereceği yanıt hakkında bilgi verecek. Anketler, federal düzeyde birinci parti haline gelen ırkçı-faşist AfD’nin bilhassa Saksonya-Anhalt ve Mecklenburg-Vorpommern’de olağanüstü seçim başarısı elde edeceğine, hatta Saksonya-Anhalt’ta eyalet hükümetine ortak olabileceğine işaret ediyor. Sol Parti ise sadece Berlin’de seçimleri önde bitirecek gibi görünüyor.

„Söylenebilirliğin ve yapılabilirliğin sınırları“ weiterlesen

Krizden çıkış – silahla mı?

(21 Ağustos 2026)

Başta Almanya olmak üzere Avrupa otomotiv sektörü giderek derinleşen bir kriz içinde. Otomotiv tekelleri yeniden yapılandırmalar, kitlesel işten çıkarmalar, fabrikaların kapatılması ve en önemlisi üretimi askeri teçhizata kaydırarak krizden çıkış yolları arıyorlar. Egemen siyaset tarafından teşvik edilen bu eğilim son iki yılda önemli ölçüde hızlandı. Sonuç itibariyle yüksek yetkinliğe sahip olan Avrupa otomotiv sanayi militarist dönüşümün önemli bir ayağı haline getiriliyor.

„Krizden çıkış – silahla mı?“ weiterlesen

“Gestapo 2.0” mı?

Hitler faşizmi 1933’te iktidarı ele geçirir geçirmez yaptığı ilk işlerden birisi, Prusya Polis Teşkilatı’nın siyasi bürosunu Hermann Göring’in yönetiminde “Geheime Staatspolizei” (Devlet Gizli Polisi), kısaca Gestapo’ya dönüştürmekti. Her türlü parlamenter kontrol dışında ve cezadan muaf tutulan Gestapo’nun özellikle 1936’da Heinrich Himmler’in yönetimi altına uyguladığı vahşet biliniyor. Tarih kitaplarını okumayanlar bile muhtemelen Holywood filmlerinden Gestapo’nun nasıl kullanıldığının ve başta toplama kampları olmak üzere, faşist vahşetin ne tür bir aracı olduğunu öğrenmişlerdir.

„“Gestapo 2.0” mı?“ weiterlesen

Kazanamayacağın savaşa kalkışırsan…

Liseye gitmek için 1975’te Almanya’dan Türkiye’ye geldiğimde, hemen Akaretlerdeki Beşiktaş Jimnastik Kulübünün boks takımına yazılmıştım. Şanslıydık, çünkü takımın antrenörlüğünü, 2026 Nisan’ında vefat eden efsanevi milli antrenör Yurdakul Gülören yapıyordu. Yurdakul hoca biz genç boksörlere, benim hayat boyu unutmayacağım dersler verirdi. Bir keresinde, “boksör sorumlu sporcudur, sokakta kavgaya girişmez. Hele kazanamayacağı bir kavgaya hiç kalkışmaz” demişti. Nur içinde yatsın…

„Kazanamayacağın savaşa kalkışırsan…“ weiterlesen

“Burgfrieden” siyaseti ve Alman sendikaları

Orta çağdan kalma “Burgfrieden” [Kale Barışı] teriminin Alman işçi sınıfının tarihinde uğursuz bir anlamı var. 1914’te, Birinci Emperyalist Dünya Paylaşım Savaşı başlamadan önce, Alman sosyal demokratları ve etkileri altındaki Alman sendikaları egemen sınıflarla iç politik çekişmeleri, grevleri ve sınıf mücadelesini “ertelemek” üzere uzlaşmışlardı. Bu uzlaşı sonucunda sosyal demokratlar sadece savaş kredilerine onay vermekle kalmamış, aynı zamanda da “ulusal çıkarlar” gerekçesiyle, başta basın ve düşünce özgürlüğü olmak üzere özgürlüklerin rafa kaldırılmasını kabul etmişlerdi. Sonrası biliniyor… Akıllarda kalan ve anılması gereken Karl Liebknecht’in tek başına bu politikalara karşı verdiği mücadeledir.

„“Burgfrieden” siyaseti ve Alman sendikaları“ weiterlesen

Vasallığın bedeli

Almanya ve dolayısıyla Avrupa’nın militarist dönüşümü genellikle ABD’nin geri çekilmesiyle ve “Rusya’ya karşı güçlenme zorunluluğu” ile gerekçelendiriliyor. Avrupa’daki egemen sınıflar ABD’nin geri çekilmesini hem bir zafiyet hem de bir fırsat olarak değerlendiriyorlar. Ancak ABD sadece Avrupa’dan geri çekilerek askeri güçlerini başta Hint-Pasifik bölgesi olmak üzere, farklı coğrafyalara yönlendirmiyor. Aynı zamanda Avrupalı müttefiklerini ekonomik açıdan disipline ederek ve sırtlarına yeni “görevler ve sorumluluklar” yükleyerek hegemonik konumunu güçlendirmek istiyor.

„Vasallığın bedeli“ weiterlesen

Yoksulluk ve yoksunluk

12 Haziran 2026

Almanya’daki sınıf toplumunun ve kapitalist üretim tarzının çirkin yüzü, her yıl olduğu gibi, bu yıl da resmi “Federal Yoksulluk Raporuyla” kanıtlandı. “2026 Küresel Servet Raporu” Almanya’nın dünyanın en zengin ülkelerinden birisi olduğunu bildirirken, “Yoksulluk Raporu” Almanya nüfusunun yüzde 16,1’inin – yani 13,3 milyon insanın – yoksulluk sınırı altında yaşamak zorunda bırakıldığını gösteriyor. Krize rağmen Almanya’da biriken zenginliğin kaymağını topu-topu beş bin kişi, yani nüfusun yüzde birinden az bir kesimi yerken, 13,3 milyon insan yaşamıyor, ancak hayatta kalıyor.

„Yoksulluk ve yoksunluk“ weiterlesen

“ABD’yle, ABD’siz, ABD’ye karşı?”

Emperyalist güçler arasındaki ilişkilerin değişkenliği ve keskinleşen çıkar çelişkileri üzerine

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırı savaşının dünya çapındaki etkileri, enerji taşıyıcıları ve kritik altyapılar ile kilit sanayiler için yaşamsal önemi olan nadir topraklar darboğazı, öncelikle Batı Avrupa’daki emperyalist devletleri zora sokmaktadır. Dünya ekonomisinin ağırlık noktasının Asya’ya kayması, Avrupa’daki sanayisizleşme süreçlerinin hız kazanması, enerji ve hammadde bağımlılığı ve bunlarla bağlantılı olarak ABD emperyalizminin önceliğini Hint-Pasifik bölgesine vermesinin sonuçları, başta Almanya olmak üzere Avrupalı emperyalist güçlerin “stratejik otonomi” sağlayacak yeni arayışlara girmelerine neden olmaktadır. “Yaşlı kıtanın” egemen sınıfları değişmekte olan koşullara Avrupa’nın militarist dönüşümüne ivme kazandırarak uyum sağlamaya ve uluslararası siyasetin belirlenmesinde söz sahibi olabilecekleri güce erişmeye çalışarak yanıt vermektedirler.

„“ABD’yle, ABD’siz, ABD’ye karşı?”“ weiterlesen

“Topyekun vatan savunması”

Hafta başında Federal İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt hükümetinin “Nüfus Koruma Paketi” çerçevesinde 2029 yılına kadar on milyar avro harcayarak “sivil savunma ve afet koruma sistemlerini” yenileyeceğini açıkladı. İlk bakışta olağan bir devlet hizmeti gibi görülebilecek bu adım yakından bakıldığında Alman devletinin militarist dönüşüm temelinde savaş hazırlığının bir adımı olduğu görülebilir. Dahası, bu adım ile kamuoyunda “kesin savaş çıkacak” görüşü yaygınlaştırılarak, militarizme toplumsal rıza üretilmektedir.

„“Topyekun vatan savunması”“ weiterlesen

Almanya’nın “Manhattan Projesi”

Alman silah tekellerinin görevlendirdiği bir grup “savunma stratejisti” Avrupa’nın ABD’den bağımsız bir silahlanma stratejisi geliştirmesini talep eden bir belgeyi dolaşıma soktu. “Avrupa’nın savunma otonomisine giden yol: Kritik bağımlılıkların aşılmasına yönelik bir kılavuz” başlığını taşıyan belge Avrupa’nın “ABD’den gelen yazılımlar ve sistemler ile Beyaz Saray’ın izni olmaksızın hiçbir savaş operasyonu yapamayacağını” tespit ettikten sonra, Avrupa’nın 500 milyar avroluk bir yatırımla bu “bağımlılıktan” kurtulabileceğini iddia ediyor. Ve Avrupa’nın “savunma otonomisinin ancak Almanya’nın mali ve endüstriyel kaynaklarının kullanılmasıyla sağlanabileceği” vurgulanarak, Alman silah tekellerinin üstleneceği role atıfta bulunuyor.

„Almanya’nın “Manhattan Projesi”“ weiterlesen

“Ami go home!”?

Alman barış hareketinin isteği nihayet gerçekleşiyor mu? Bilindiği gibi ABD Başkanı Trump geçenlerde Almanya’da konuşlandırılmış 39 bin ABD askerinin beş binini geri çekeceğini ve uzun süredir planlanan Tomahawk füzelerinin gönderilmesinden vazgeçildiğini açıklamıştı. Burjuva medyası bu açıklamayı “Trump Şansölye Merz’e İran nedeniyle ceza kesiyor”diye yorumlarken, Almanya’daki egemen siyasetten “caydırıcılık için alternatif bulmalıyız” sesleri yükseldi.

„“Ami go home!”?“ weiterlesen

1 Mayıs: Almanya’da sıradan bir gün

Savaş ve kriz sarmalı Almanya’daki egemen siyaseti ve temsil ettikleri sermaye fraksiyonlarını her zamanki yöntemlerine başvurmaya itiyor: Krizin ve militarist dönüşümün faturasını çalışan sınıflara ve yoksullara çıkarmaya! Sınıf mücadelesinden çoktan vazgeçmiş ve “sosyal partnerliğe” indirgenmiş sendikalar olduğu müddetçe de bunları yapmak kolaylarına geliyor. Ama gene de dünya çapında işçi sınıfının mücadele günü olarak kutlanan 1 Mayıs Almanya’da sıradan bir gün haline gelmesine rağmen, 1 Mayıs kutlamaları hala gözlerine batıyor, yok etmeye çalışıyorlar.

„1 Mayıs: Almanya’da sıradan bir gün“ weiterlesen

Militarist dönüşümün yeni adımı

Alman emperyalizminin yeni “Askeri Strateji” belgesinin gösterdikleri

Almanya ve dolayısıyla Avrupa tarihinde Alman sosyal demokrasisinin ihanetleri ve savaşlar konusundaki sorumlulukları herhalde saymakla bitmez. Topyekûn savaş sarmalı ile karşı karşıya olduğumuz günümüzde Alman emperyalizmi bir kez daha Alman sosyal demokrasini emelleri için kullanıyor. 22 Nisan’da basın önüne çıkan Federal Savunma Bakanı, sosyal demokratların umut bağladığı Boris Pistorius, bakanlığı tarafından hazırlanan “Askeri Strateji” belgesini kamuoyuna tanıttı. Böylesi bir belge Almanya Federal Cumhuriyeti tarihinde ilk kez hazırlanıyor. Sosyal demokrat Şansölye Olaf Scholz döneminde 14 Haziran 2023’te karar altına alınan “Almanya Ulusal Güvenlik Stratejisi” ve 9 Kasım 2023’te gene Pistorius tarafından açıklanan “Savunma Politikaları Yönergesinden” sonra karar altına alınan bu strateji belgesinin önemli bölümleri gizli tutulsa da kamuoyuna açıklanan bölümleri militarist dönüşümün ne denli ivme kazandığını yeterince kanıtlamaktadır. Makalemizde öncelikli olarak strateji belgesinin içeriğini inceleyeceğiz.

„Militarist dönüşümün yeni adımı“ weiterlesen

Avrupa faşizme doğru mu ilerliyor?

Aslına bakılırsa geçen haftaki yazımızda değindiğimiz konuyu, Alman işçileri arasındaki faşistleşme sürecini diğer Avrupa ülkelerindeki örnekleriyle irdelemeye devam etmek gerekiyordu. Bunu daha sonraki yazılara bırakalım, çünkü dünya gündemi öylesine hızlı değişiyor ki, yetişebilmek namümkün. Örneğin bu yazı kaleme alındığında ABD ve İran, İsrail’i devre dışı bırakarak iki haftalık ateşkeste anlaştılar. Sonucunu şimdiden kestirebilmek zor, çünkü Trump yönetiminin dengesizliği biliniyor. O nedenle bu sefer Avrupa’daki bazı gelişmeleri masaya yatırmak istiyoruz.

„Avrupa faşizme doğru mu ilerliyor?“ weiterlesen

İttifakta çözülme başladı mı?

Emperyalizmin savaş aygıtı NATO’nun geleceği üzerine

Varşova Paktı’nın 1991 yılında feshedilmesinin ardından kimi liberal yorumcu NATO’nun da varlık gerekçesi kalmadı diyerek feshedileceği beklentisini ifade ediyordu. Ancak emperyalizmin savaş aygıtı NATO sadece varlığını sürdürmekle kalmadı, aynı zamanda uluslararası hukuka aykırı saldırı savaşları yürüttü ve kendisini feshetme yerine Doğu Avrupa’ya genişleyerek üye devlet sayısını 16’dan 32’ye katladı. Soğuk Savaş sonrasında Rusya Federasyonu’nu NATO üyesi devletlerle kuşatma stratejisinde, ABD’nin 2011 yılında stratejik önceliğini Hint-Pasifik Bölgesine vermesiyle bir eksen kayması yaşandı.

„İttifakta çözülme başladı mı?“ weiterlesen

Alman işçileri faşistleşiyor mu?

Başlık son derece anlamsız ve provokatif gelebilir. Ancak güncel araştırmalar ırkçı-faşist AfD partisinin Alman işçi sınıfı arasında, özellikle de sendikalarda örgütlü işçiler arasında giderek daha fazla taraftar bulduğunu ve işçiler arasında faşizan yaklaşımların olağanlaşma tandansı gösterdiğini gösteriyor. Her ne kadar veriler bu tezi doğruluyor gibi görünse de sayılara yakından bakmakta ve nedenleri irdelemekte fayda var.

„Alman işçileri faşistleşiyor mu?“ weiterlesen

Refah şovenizmi eyaleti

Geçen pazar günü yapılan Baden-Württemberg Eyalet Parlamentosu seçimleriyle Almanya’da “Süper seçim yılı” başlamış oldu. Daha önceki köşe yazımızda bu yıl yapılacak seçimlerin asıl öneminin çoğunluk toplumundaki faşistleşme sürecinin nasıl bir ivme kazanacağını göstermesinde yattığını belirtmiştik. Nitekim ırkçı-faşist AfD, tüm yolsuzluk haberlerine rağmen oylarını ikiye katlayarak, yüzde 18,8 ile Eyalet Meclisindeki en büyük “muhalefet” oldu. Gerçi seçimleri Yeşiller, daha doğrusu kampanyasında partisinin adını dahi anmayan Cem Özdemir kazandı, ancak bir politika değişikliği olacağını beklemek büyük naiflik olacak.

„Refah şovenizmi eyaleti“ weiterlesen