Küresel Fay Hatları: Topyekûn Savaş Sarmalı ve Bölgesel Çatışmalar

Güncel ihtilafların olası kümülatif sonuçları üzerine…

Son yazılarımızda İran’a yönelik saldırı savaşının dünya çapındaki etkilerini ve insanlığı yok edebilecek şiddetteki nükleer savaş tehlikesine ne denli yakınlaştığımızı anlatmaya çalıştık. Gerçi bu tehlikeye gerek Politika Gazetesi’nde gerekse de farklı devrimci yayınlarda yeterince dikkat çekildi, ama bu sefer konuyu farklı bir senaryo üzerinden irdelemek istiyoruz. Elbette bu senaryo bazı varsayımlara ve tahminlere dayanmaktadır, ancak gerçekleşme olasılığının güncel ihtilaflara bakarak ve engelleyici faktörlerin zayıflaması veya yok olması durumunda hayli yüksek olduğunu düşündüğümüzü belirtmeliyiz. Dünya çapında bir kaosa yol açabileceğini düşündüğümüz senaryo gerek Batılı emperyalist güçlerin gerekse de Rusya Federasyonu ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin kendi iç sorunlarına odaklanmaları ve/veya birbirleriyle olan mücadeleye hapsolmaları durumunda müdahale kapasitelerinin zayıflaması, yani vekalet savaşlarını denetleme olanaklarının azalması sonucu nelerin olabileceği sorusu üzerine kuruludur. Dünyanın farklı coğrafyalarında, özellikle hassas bölgelerdeki güncel ve donmuş ihtilaflar ABD, Rusya ve ÇHC’nin denetleme ve müdahale olanakları eksildiğinde ne gibi sonuçlar yaratabilir? Bununla bağlantılı olan soru, dünyamızın 2026 yılında sonraları kontrol edilemeyecek bir topyekûn savaş sarmalına mı girdiği sorusudur. Makalemizde bu soruların yanıtlarını farklı bölgelerdeki reel ihtilaflara bakarak arayacağız.

„Küresel Fay Hatları: Topyekûn Savaş Sarmalı ve Bölgesel Çatışmalar“ weiterlesen

Savaşın jeoekonomik boyutları

İran’a yönelik saldırı savaşının jeoekonomisi üzerine bir analiz denemesi

ABD ve İran arasında, İsrail’i devre dışı bırakarak üzerinde uzlaşılan ateşkes daha ilk günlerinde ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Okumakta olduğunuz bu makale kaleme alınırken, ateşkes sürecinin hangi yöne evrileceği – özellikle İsrail’in Lübnan’a yoğun saldırıları devam ederken – belli değildi. Netanyahu hükümeti genel seçimlere savaşı kızıştırarak hazırlanırken, Trump yönetiminin yüzüne karşı esen sert rüzgarlar daha da sürat kazanıyor. Avrupa ise, İran’ın 28 Şubat 2026’dan bu yana Hürmüz Boğazı’nı abluka altına alması nedeniyle oluşan enerji krizinin yükleri altında debeleniyor. Hürmüz Boğazı’ndan dünya çapındaki petrol ve likit doğal gaz arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği ve dünya piyasalarına sunulan Helyum’un yüzde 40’ını üreten Katar’da üretimin durduğu – ki Helyum çip üretiminde ve otomotiv sanayi gibi kilit sektörlerde yaşamsal önemde – düşünülürse, ablukanın aylarca devam etmesinin nelere yol açabileceği tahmin edilebilir.

„Savaşın jeoekonomik boyutları“ weiterlesen

Antisiyonizm Yahudi düşmanlığı mı?

Reformist Alman solunda, baki kalan tüm eleştirilerimize rağmen, bazen doğru işler yapıldığını da belirtmeliyiz. Muhtemelen bunlar son zamanlarda Sol Parti’ye katılan çok sayıda antifaşist ve savaş karşıtı gençlerin başarısıdır. Örneğin Sol Parti Aşağı Saksonya eyalet örgütü Alman solu açısından ender, ama bir o kadar doğru bir karar tasarısını kabul etti. Eyalet örgütü, “Bugün reel olarak var olan Siyonizmi reddediyoruz” başlığı altında üçte ikilik bir çoğunlukla kabul ettiği metin gerek burjuva medyası ve partilerinin gerekse de Sol Parti’nin “esas oğlanlarının” tepkisine yol açtı. Partinin önde gelen isimleri burjuva medyasıyla birlikte “antisemitizm” suçlamasına sarıldılar.

„Antisiyonizm Yahudi düşmanlığı mı?“ weiterlesen

Batının irrasyonalitesi

İran’a yönelik saldırı savaşının olası gidişatı üzerine

ABD ve İsrail’in İran’ yönelik saldırı savaşı ve kullandıkları yöntemler ile İran savunması Avrupa’daki kafa karışıklığını derinleştiriyor. Egemen siyasete eklemlenmiş aydınlar (!) ve gazeteciler her geçen gün bu savaşı kutsayan argümanlar bulmakta zorlanırlarken, kimi aydınlar ve İran uzmanı olan bilim insanları uyarı üzerine uyarı yayımlıyorlar. Sadece barış hareketine yakın internet sayfalarında değil, kimi burjuva medyasında da ABD ve İsrail’in saldırı savaşına yönelik eleştirel yazılar yayınlanmaya başladı. Nihayet saldırı savaşının uluslararası hukuka aykırılığı ve dünya ekonomisine olan olumsuz etkileri Avrupa’daki burjuva medyasında da görülüyor – her ne kadar yapılan itirazlar ve uyarılar henüz cılız çıkıyor olsalar da.

„Batının irrasyonalitesi“ weiterlesen

Bölgesel ihtilaftan fazlası

“Eppstein Koalisyonunun” saldırı savaşının uluslararası alandaki hukuksal ve iktisadi sonuçları üzerine

Ekranlarda patlayan bombaları, yıkılan kentleri, sivillerin acılı yüzlerini, paramparça olmuş çocuk bedenlerini gördükçe savaşların ve dünya gündeminin soğukkanlı değerlendirmesini yapmaya çalışmak çok zor. Ancak gelişmeleri doğru okumak, olayları görüngülere ve egemen siyasetin söylemlerine göre değil, arka planı ve çıplak çıkarları ele alarak analiz etmek ve her ne kadar burjuva hukuku olsa da evrensel hukuk normları temelinde değerlendirme yapmak, kanımızca en başta ezilen haklar ve sömürülen sınıfların kurtuluşu için mücadele ettiğini iddia edenleri görevidir. Okumakta olduğunuz bu yazıda İran’daki Molla rejiminin ne olup ne olmadığından bağımsız, ABD ve İsrail’in saldırı savaşının uluslararası alandaki hukuksal ve iktisadi sonuçlarını irdeliyoruz. Yazar hukukçu veya hukuk alanında ihtisas yapmış birisi değildir. Hukuksallıktan kastımız uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler Şartı’dır. Yani değerlendirmemizi herkesin ulaşabileceği bilgiler ışığında yapmaya çalışacağız.

„Bölgesel ihtilaftan fazlası“ weiterlesen

Vasalların hukuku

“Eppstein Koalisyonu” olarak adlandırılan ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısı, Batıdaki burjuva toplumlarının tüm yozlaşmışlığını ve iki yüzlülüğünü gözler önüne serdi. Emperyalist güçler önceleri özenle kurgulanmış yalanlarla saldırı savaşlarını başlatmak ve gerekçelendirmek için çaba sarfeder, bu savaşları meşrulaştırmak ve uluslararası topluma kabul ettirmek için bin bir türlü takla atarken, artık buna gerek duymamaktadırlar. Daha doğrusu artık uluslararası hukuku kabul etme iddiasında değiller ve bundan itibaren, “antika ve çıkarlara uygun olmayan” uluslararası hukuk yerine güçlünün ve vasalların hukukunun geçerli olduğunu gösteriyorlar.

„Vasalların hukuku“ weiterlesen

“Şumaliland Cumhuriyeti” de nereden çıktı?

Genişleyen İsrail projesinin yeni adımına dair

10 Ocak 2026

İsrail’in kendisini “Şumaliland Cumhuriyeti” olarak adlandıran Somaliland’ı bağımsız ülke olarak resmen tanımasıyla dünya kamuoyunun dikkati Kızıl Deniz’in girişi bölgesi olan Cibuti-Yemen-Somali-Üçgenine çekildi. Gazze Şeridi’nden “gönüllü olarak” ayrılmak isteyen Filistinliler için özel bir daire oluşturan ırkçı-faşist Netanyahu hükümeti, Somaliland’ı resmen tanıyarak Kızıl Deniz girişinde stratejik önemi büyük bir mevzi kazanıyor. Savunma Bakanlığına bağlı olarak oluşturulan özel dairenin ne kadar Filistinliyi “güvenli ve kontrollü” (siz bunu zorunlu göç olarak okuyun) olarak Somaliland’a gönderebileceği henüz belli değil. Belli olan ırkçı-faşist Netanyahu hükümetinin hem Türkiye’nin Somali’deki etkinliğini sınırlama hem de Yemen’deki Husilere karşı yeni adımlar atma olanağına kavuşmasıdır.

„“Şumaliland Cumhuriyeti” de nereden çıktı?“ weiterlesen

Cehennemin kapıları açıldı…

22 Ekim 2023

Haberlerde patlayan bombaları, çoluk-çocuk dahi paramparça edilmiş insan bedenlerini ve bilhassa gözümüze bakarak yalan söyleyen devlet ve hükümet başkanlarını gördükçe, insanın içinden egemenlere kallavi bir küfür sallamak geliyor. Hele o timsah gözyaşı döken riyakârlara bakınca… Filistin ve İsrail’deki sivil katliamlar, Rojava’ya ve Güney Kürdistan’a gün aşırı düşen bombalar ve Avrupalı emperyalistlerin tavırları cehennemin kapılarının açıldığına işaret ediyor. Gelmekte olduğu göz göre göre belli olan bu gelişme karşısında ezilen ve sömürülen sınıflardan yana olanlar ne yapmalı – insanlık ve savaş suçu işleyenleri telin etmek dışında?

„Cehennemin kapıları açıldı…“ weiterlesen

“Primitif antiemperyalizm…”miş

“Primitif antiemperyalizm…”miş

5 Aralık 2021

Almanya’da yeni hükümetin göreve başlamasına birkaç gün kala gerek burjuva medyasında gerekse de (sol?) liberal cenahta “otoriter yönetimler ve diktatörlerle mücadele” adı altındaki savaş çığırtkanlığı hız kazanmaya başladı. Dışişleri Bakanı olacak Annalena Baerbock selefi Heiko Maas’tan daha agresif politika izleyeceği sinyallerini verir ve AB üyesi devletlerden Rusya ile Çin’e karşı ortak yaptırım adımları atmayı talep ederken, neoliberal cephenin solunda konumlanmış liberal kesimler barış hareketine demagojik savaş açtılar.

„“Primitif antiemperyalizm…”miş“ weiterlesen

AB Ordusuna doğru adımlar…

AB Ordusuna doğru adımlar…

Bu köşe yazısı 19 Aralık 2018 tarihli Yeni Yaşam gazetesinde yayımlanmıştır.

Bir yıl önce başlatılan »PESCO – Sürekli Yapısal İşbirliği« (Permanent Strucktured Cooperation) başlıklı Avrupa Birliği projesinin, Alman ve Fransız emperyalizmlerinin dayattığı AB militaristleşme sürecine güçlü bir ivme kattığı bugün daha açık olarak görülüyor. Geleneksel olarak ABD ile daha sıkı işbirliğini savunan Britanya’nın – ki bu nedenle ABD’nin Truva Atı olduğu suçlamasına maruz kalıyordu – BREXİT kararının PESCO projesinin tetikleyicisi olduğunu söyleyebiliriz. Halihazırda 24 AB üyesi ülke projeye dahil edilmiş durumda. Britanya’nın haricinde Danimarka ve Malta projeye katılmıyorlar. „AB Ordusuna doğru adımlar…“ weiterlesen

Perşembe’nin gelişi…

Perşembe’nin gelişi…

Bu köşe yazısı 12 Mayıs 2018 tarihli Yeni Özgür Politika gazetesinde yayımlanmıştır.

Alman faşizmi, 1 Eylül 1939’da Polonya’ya saldırarak İkinci Dünya Paylaşım Savaşını başlatmadan önce propaganda savaşını başlatmış ve yalan haberleri devreye sokmuştu. Örneğin 30 Ağustos 1939 tarihli Wochenschau »Alman Rayh’ı Polonya’nın kısa zaman içerisinde Doğu sınırlarımıza saldırmasını beklemektedir ve bu nedenle güvenlik önlemlerini artırmıştır« haberini yayıyordu. Nitekim 1 Eylül sabah saat 5:45’de bizzat Hitler’in »ateş ederek karşılık verilmektedir« yalanıyla 50 milyondan fazla insanın yaşamına mal olan büyük savaş başlamıştı. „Perşembe’nin gelişi…“ weiterlesen

İntifada üzerine bir kez daha

İntifada üzerine bir kez daha

Bu köşe yazısı 23 Aralık 2017 tarihli Yeni Özgür Politika ve Özgürlükçü Demokrasi gazetelerinde yayımlanmıştır.

Geçen haftaki yazımıza gelen bazı tepkiler konuyu bir kez daha ele almamızı gerekli kıldı. Şüphesiz bir köşe yazısının kapsamı, yazıda yapılan tespitleri yeterince açıklamaya olanak tanımaması nedeniyle yanlış anlaşılmalara ve itirazlara kapı açabilir. O nedenle altını kalın çizgiyle çizerek vurgulayalım: Haklı protestoları, Filistin halkının meşru mücadelelerini, ayaklanmaları ve bilhassa Vietnam örneğini »küçümsememiz« söz konusu olamaz. Yapmaya çalıştığımız, somut bir çağrının eleştirisi ve esası ön plana çıkarmaktı. „İntifada üzerine bir kez daha“ weiterlesen

İntifada: kimin için?

İntifada: kimin için?

Bu köşe yazısı 16 Aralık 2017 tarihli Yeni Özgür Politika ve Özgürlükçü Demokrasi gazetelerinde yayımlanmıştır.

Trump’ın provokasyonu hedefine ulaşmış görünüyor. Sembolik olmaktan öteye reel hiç bir etkisi olmayan açıklaması dünya gündemini meşgul ediyor, kendileri de sembolik açıklamalar yapan bölge egemenlerinin eline yeni manipülasyon araçları veriyor ve esas olan yerine tali olanı tartıştırıyor. İlginçtir, İslamist kesimlerin yanı sıra kimi sosyalist, liberal ve ulusalcı kesimler aynı pozisyonlarda buluşuyorlar. Kafalar karışık olduğundan, somut durumu açıklayabilmek için komünist bakış açısına ihtiyaç var. Meseleyi gerici Hamas tarafından yapılan İntifada çağrısı temelinde ele alalım. „İntifada: kimin için?“ weiterlesen

Egemenlerin sahte Kudüs sevdası

Egemenlerin sahte Kudüs sevdası

Bu köşe yazısı 9 Aralık 2017 tarihli Yeni Özgür Politika ve Özgürlükçü Demokrasi gazetelerinde yayımlanmıştır.

Trump’ın »Jerusalem üç bin yıldır Yahudilerin ve yetmiş yıldır da İsrail’in başkentidir« açıklamasından sonra, gerek emperyalist güçler, gerekse de bölge güçleri arasındaki tartışmalar alevlendi. Arapçada »Al Quds«, İbranicede »Yeruşalayim« olarak adlandırılan Kudüs uluslararası camiayı uzun zamandır ilgilendiriyor. İsrail Doğu Kudüs’ü 1967’de Ürdün’den aldıktan sonra, Temmuz 1980’de »Jerusalem Yasasıyla« bir »bütün olarak İsrail başkenti« olarak ilân etti, ancak BM Güvenlik Konseyi aynı yıl, ABD’nin çekimser kaldığı bir kararı alarak, tüm üyelerini »elçilikleri Kudüs’ten çekmeye« çağırarak, uluslararası hukukun zedelenmesine karşı çıkmasını istemişti. „Egemenlerin sahte Kudüs sevdası“ weiterlesen