Transatlantik yarık büyüyor mu?

Münih Güvenlik (!) Konferansının gösterdikleri

Geleneksel olarak düzenlenen ve bu yıl 13 Şubat’ta Münih’te başlayan konferans sona erdi, ama yankıları uzun süre devam edecek gibi görünüyor. Aslına bakılırsa 60’a yakın devlet ve hükümet başkanının, yüzlerce bakanın, daha fazla silah tekeli temsilcisi ve gazetecinin katıldığı konferans artık herkesin kabul ettiği gerçeği teyit etti: 1945 sonrası kurulan düzen tarih oldu! Açılış konuşmalarından birisini yapan Şansölye Merz ABD ve Avrupa arasındaki çatlakların genişlediğini ve “derin bir yarık oluştuğunu”söyleyerek konuşmasına başlamıştı. Merz, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in geçen yıl Avrupalılara yönelttiği sert eleştirilere gecikmeli yanıt verdiği konuşmasında hem ABD’yi “yalnız hareket yanlış olur” diyerek uyardı hem de transatlantik ortaklığın yeni bir seviyeye çıkartılması gerektiğini savundu.

„Transatlantik yarık büyüyor mu?“ weiterlesen

Şahinler zirvesi okumaları

16 Şubat 2026

Münih Güvenlik (!) Konferansı bitti, ancak etkileri önümüzdeki yakın döneme damga vuracak. Konferansa değinmeden, ki onu internet sayfamızda yayınlayacağımız makaleye bırakıyoruz, Türkiye’deki özgür medyada yer alan bazı yorumlara bakmak gereğini görüyoruz. Cumhuriyet yazarlarından Ergin Yıldızoğlu konferansın başladığı gün rapora ilişkin izlenimlerini yazmış. Raporu doğru okuyan Yıldızoğlu, merkez kapitalist ülkelerindeki egemen ruh halini “Zerstörungslust”, yani “yıkma şehveti” ile tanımlıyor. Yıldızoğlu’nun yorumuna büyük ölçüde katılmamak mümkün değil.

„Şahinler zirvesi okumaları“ weiterlesen

New-START sonrası olasılıklar

Süreç çok kutuplu nükleer güçler dünyasına doğru mu ilerliyor?

13 Şubat 2026

ABD ve Rusya Federasyonu arasında 2010 yılında Prag’da imzalanan “New-START – Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Antlaşması’nın” süresi 5 Şubat 2026’da doldu. Her ne kadar antlaşmanın uzatılması yönünde bazı görüşmeler sürüyor olsa da ABD’nin Çin Halk Cumhuriyeti’ni (ÇHC) antlaşmanın tarafı yapma ısrarı, yenilenmeyi sürüncemeye sokuyor. Zaten dünya çapında ihtilafların karmaşıklaşması, vekalet savaşlarının yaygınlaşması ve Almanya başta olmak üzere Avrupalı emperyalist güçlerin aşırı silahlanmaya ağırlık vermesiyle oluşan nükleer savaş tehlikesi, New-START-Antlaşması’nın sona ermesiyle daha da büyümüş oldu.

„New-START sonrası olasılıklar“ weiterlesen

Hibrid Savaş

21. yüzyılın yeni oluşan askeri-sınai-dijital kompleksi üzerine

5 Şubat 2026

Dikkatli okur fark etmiştir; yazılarımızda “emperyalizm” ve “askeri-sınai-kompleks” tanımlarını sıkça kullanıyoruz. Yazılarımıza gelen bazı tepkilerde “geçmişin tanımlarıyla bugünü açıklamaya çalışıyorsun” eleştirileri de geliyor. O nedenle şunu açıklığa kavuşturmamız gerekiyor: Kullandığımız emperyalizm tanımı 19. Yüzyılda kalmış olan bir tanım değil, halen geçerliliğini koruyan ve kapitalizmin yasallığı üzerine kurulu Leninist bir tanımlamadır. Şüphesiz 19. Yüzyılın emperyalist devletleri ile günümüzün emperyalist güçleri arasında farklılıklar bulunmaktadır, kullandıkları yöntemler farklıdır, ancak amaç ve hedefleri değişmemiştir: Emperyalist yayılmacılık, dün olduğu gibi bugün de – bu sefer farklı araçlarla – dünyanın geri kalanını boyunduruk altına almak, piyasalara hakim olmak, enerji ve hammadde kaynaklarını sömürmek ve tedarik yollarını kontrol etmeyi amaçlamaktadır.

„Hibrid Savaş“ weiterlesen

Nükleer çılgınlığa bir adım daha…

Alman emperyalizminin nükleer silahlanma çabaları üzerine

3 Şubat 2026

Dünyanın neredeyse uçurumun kenarına gelmesine neden olan emperyalist İkinci Dünya Paylaşım Savaşının fitilini yakan Alman tekelci burjuvazisi, birinci hegemon olma heveslerini yeniden harladı. Kapitalist cephenin en rafine, gerici ve saldırgan burjuvazisi olan Alman tekelci burjuvazisi bu emeline ulaşmak için nükleer bombaya sahip olma arzusunda. Son yıllarda, ama özellikle son aylarda hararetlenen nükleer silahlanma tartışmaları soyut bir düşünce oyunu değil artık. Tam aksine, güncel biçimiyle niteliksel bir siyasi ve zihinsel değişimin ifadesidir. Yani Alman emperyalizmi nükleer bombaya sahip olunmasını salt bir korkutma unsuru veya “caydırıcılık politikasının aracı” olarak değil, gerektiğinde başvurulacak sözde “rasyonel seçenek” ve kullanılmaya müsait bir opsiyon olarak görmektedir.

„Nükleer çılgınlığa bir adım daha…“ weiterlesen

Avrupa’nın yeni kahramanı: Carney

Kanada ve Avrupa’nın çıkış yolu arayışları

1 Şubat 2026

Kanada Başbakanı Mark Carney Davos’ta yaptığı ve “eski dünya düzenindeki kırılmalardan” bahsettiği konuşmasının ardından Avrupa burjuva medyası tarafından kahraman ilan edildi. Baş sayfalarda “Carney Avrupa hükümetlerine örnek olmalı” gibi yorumlar bolca yer aldı. ABD Başkanı Trump’ın şiddetini sürekli artırarak yaptığı baskılardan bunalan Avrupalı güçler bir umut ışığı yakalamış gibi görünüyorlar. Carney, Avrupa ve Kanada’nın ABD ve Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) arasındaki çekişmenin “kaybedeni olmamak için direnç yetimize ortak yatırımlar yapmalıyız” diyerek, Avrupalıları iş birliğine davet etti. Batının on yıllar boyunca ticaret kurallarını “asimetrik biçimde kendi lehine kullandığını”, ama “büyük güçler arasındaki jeopolitikanın artık herhangi bir kısıtlamaya tabi olmadığını” söyleyen Carney, Avrupa ve Kanada’nın “birlikte değişken geometri” temelinde hareket etmeleri gerektiğini savundu.

„Avrupa’nın yeni kahramanı: Carney“ weiterlesen

Militaristleştirmediklerimizden misiniz?

ABD-Avrupa evliliğinin boşanma süreci ve Avrupa’nın militarist dönüşümü

26 Ocak 2026

Avrupa Birliği’nde, önceleri Britanya sonraları da Doğu Avrupa ülkeleri tarafından temsil edilen transatlantikçilerin borusu ötmekteydi. Sözcülüğünü üstlendikleri sermaye fraksiyonlarının çıkarları Avrupa’nın NATO ve dolayısıyla öncü gücü olan ABD ile sıkı iş birliğinde silahlanmasını öngörmekteydi. Almanya ve Fransa’daki “Avrupacılar” ise Avrupa’nın ABD’nin yanında ve ABD’ye rağmen düzen kurucu güç olmasını savunuyorlardı. Trump yönetiminin son dönemdeki politikaları Avrupacıların Doğu Avrupa ülkelerindeki kısmi etkinliklerinin artmasına neden oldu. Avrupacıların AB’nin sadece Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) ve Rusya Federasyonu’na (RF) karşı değil, gerektiğinde potansiyel rakip olarak ABD’ye karşı da askeri denklik sağlaması gerektiği savunusu halihazırda giderek daha çok taraftar kazanıyor.

„Militaristleştirmediklerimizden misiniz?“ weiterlesen

Tramvay yerine tank

Alman sanayisinin militarist dönüşümü üzerine

Scholz hükümeti 4 Aralık 2024’te yeni “Ulusal Güvenlik ve Savunma Sanayi Stratejisi” adlı belgeyi kabul ederek, Alman sanayisinin militarist dönüşümüne yeni bir ivme kazandırmıştı. Belge ile “kilit sanayi teşekkülleri” olarak adlandırılan sanayilerin büyük ölçüde ulusal kontrol altında kalmalarını, kısmen de Avrupalı müttefiklerle ortaklaşa korunmasını öngörüyordu. Nitekim bir yıl içinde “savunma ve güvenliği ilgilendiren bilişim ve iletişim teknolojileri, yapay zeka, tersaneler, zırhlı araçlar, sensör teknolojisi, kuantum teknolojisi, elektromanyetik mücadele, hava savunması ve dronlar, mühimmat” gibi çeşitli alanlarda devlet girişimleri ve katılımları artırıldı. Merz hükümeti de Scholz hükümetinin başlattığı ivmeyi hızlandırdı.

„Tramvay yerine tank“ weiterlesen

Alman askeri-sınai kompleksi hakkında

Almanya’daki Die Linke partisine yakın olan Rosa-Luxemburg-Vakfı internet sayfalarında kimi zaman radikal solun da faydalanabileceği bilgiler ve araştırmalar yayınlıyor. Bu araştırmalardan birisi, Tübingen’deki “Militaristleşme Bilgi Merkezi” olarak Türkçeye adını çevirebileceğimiz IMI’de çalışan Andreas Seifert’in Alman askeri-sınai kompleksi içerisinde yer alan kurum ve tekelleri sıraladığı çalışmasıdır. Makalelerimizde sürekli olarak Almanya’daki yaşamın nasıl militarizmin boyunduruğu altına alındığına, Alman silah tekellerinin nasıl dış politikayı etkilediğine ve Alman emperyalizminin hangi hedefler peşinde koştuğuna değiniyoruz. Okurların Almanya’daki tekelleri ve bağlantılarını görebilmeleri, makalelerimizde ileri sürdüğümüz tespitlerin arka planını daha iyi irdeleyebilmeleri için Seifert’in çalışmasının Türkçe çevirisini ilginize sunuyoruz. 

„Alman askeri-sınai kompleksi hakkında“ weiterlesen

Almanya’nın alevlenen Hindistan aşkı

19 Ocak 2026

Alman Şansölyesi Friedrich Merz’in 13 Ocak 2026’da yaptığı Hindistan ziyareti, Alman emperyalizminin yirmi yıllık hararetli hazırlığının ara sonucu oldu. Hindu milliyetçisi Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile yirmiden fazla antlaşma imzalayan Merz’in hedefi açık: Çin Halk Cumhuriyeti’nin (ÇHC) Alman tekelleri için üretim mevkii ve pazar olarak büyük önemini izafileştirmek ve Hindistan’ı ÇHC’nin alternatifi haline getirmek. Ayrıca iki ülkenin askeri-sınai komplekslerinin iş birliğini geliştirerek Rusya’nın etkinliği zayıflatmak ve Trump yönetiminin gümrük politikalarından aynı şekilde etkilenen iki ülke olarak aralarındaki iktisadi alış-verişi güçlendirmek.

„Almanya’nın alevlenen Hindistan aşkı“ weiterlesen

Devlet terörü neden gerekli görülüyor?

15 Ocak 2026

Minneapolis kentinde ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) polisinin Renee Good adlı kadını vurmasının ardından ABD’de alevlenen kitlesel protestolar Avrupa’daki iki yüzlü burjuva medyası tarafından “Trump’ı püskürtecek umut kıvılcımları” olarak yorumlanıyor. Bu “kıvılcımların” Trump yönetimine karşı geniş bir toplumsal direnişi tetiklemesi kanımızca hayli şüpheli. Şüpheli, çünkü var olan protestolara sonuç alıcı biçimde süreklilik kazandırabilecek bir öncü siyasi özne ufukta görünmüyor. Basın açıklamalarıyla yetinen Demokrat Parti’nin – her ne kadar bazı milletvekilleri cesaret gösteriyor olsalar da – böylesi bir öncülüğü üstlenmesi pek olası gözükmüyor. Kaldı ki ABD işçi sınıfının büyük bir çoğunluğu halihazırda Trump yönetiminin arkasında duruyor.

Bizce asıl yanıtlanması gereken soru, küçümsenemeyecek bir toplumsal desteğe sahip olan Trump yönetiminin ülke içerisinde polis şiddetine ve devlet terörü sarmalına neden ihtiyaç duyduğudur. Ki aynı soru Avrupalı devletler için de geçerlidir.

„Devlet terörü neden gerekli görülüyor?“ weiterlesen

“Şumaliland Cumhuriyeti” de nereden çıktı?

Genişleyen İsrail projesinin yeni adımına dair

10 Ocak 2026

İsrail’in kendisini “Şumaliland Cumhuriyeti” olarak adlandıran Somaliland’ı bağımsız ülke olarak resmen tanımasıyla dünya kamuoyunun dikkati Kızıl Deniz’in girişi bölgesi olan Cibuti-Yemen-Somali-Üçgenine çekildi. Gazze Şeridi’nden “gönüllü olarak” ayrılmak isteyen Filistinliler için özel bir daire oluşturan ırkçı-faşist Netanyahu hükümeti, Somaliland’ı resmen tanıyarak Kızıl Deniz girişinde stratejik önemi büyük bir mevzi kazanıyor. Savunma Bakanlığına bağlı olarak oluşturulan özel dairenin ne kadar Filistinliyi “güvenli ve kontrollü” (siz bunu zorunlu göç olarak okuyun) olarak Somaliland’a gönderebileceği henüz belli değil. Belli olan ırkçı-faşist Netanyahu hükümetinin hem Türkiye’nin Somali’deki etkinliğini sınırlama hem de Yemen’deki Husilere karşı yeni adımlar atma olanağına kavuşmasıdır.

„“Şumaliland Cumhuriyeti” de nereden çıktı?“ weiterlesen

Dert sadece petrol mü?

Trump yönetiminin “Ulusal Güvenlik Stratejisi” ile başlattığı yeni dönem üzerine

6 Ocak 2026

ABD emperyalizminin Venezüella saldırısı, kısa süre önce kamuoyuna duyurulan yeni “Ulusal Güvenlik Stratejisinin” (UGS) ilanından hemen sonra gerçekleştirildi. Böylelikle 2026’nın ilk günlerinde emperyalist saldırganlığın niteliksel açıdan farklı yeni dönemi başlatılmış oldu. ABD’nin her açıdan uluslararası hukuka aykırı devlet terörizmi, Başkan Maduro ve eşinin kaçırılması, “Monroe-Doktrininin” hortlatılması ve Venezüella’nın devasa petrol rezervlerini ele geçirme hedefleri üzerine çokça yazıldı-çizildi. O nedenle bu yazıda ABD’nin yeni UGS ve hedeflerini irdelemeyi deneyeceğiz.

„Dert sadece petrol mü?“ weiterlesen

Sürekli savaş hâli

Emperyalizmin değişen dünya koşullarını lehine çevirme çabaları üzerine

Hiç kuşku yok: İkinci Emperyalist Dünya Paylaşım Savaşı sonrası kurulan dünya düzeninden eser kalmadı. 1973 Şili faşist darbesiyle başlatılan, 12 Eylül 1980’de Türkiye’de lokal laboratuvarı kurulan, nihâyetinde 1989/1990 devinimleriyle büyük ivme kazanan emperyalist karşıdevrim süreci artık dünya çapında sürekli savaş hâline dönüşmüş durumda. Dünyanın nükleer cehennem hâline gelme ve her türlü canlının insanlık tarihinde şimdiye dek görülmemiş bir kitlesel kırıma maruz kalma tehlikesi ile karşı karşıyayız. Emperyalist güçler arasında keskinleşen çıkar çelişkileri ise bu tehlikeyi akut seviyeye getirmiştir.

„Sürekli savaş hâli“ weiterlesen

Militarist-yayılmacılığın zaferi

Almanya Federal Parlamento Seçimleri üzerine

26 Şubat 2025

Almanya’da yapılan 23 Şubat 2025 Federal Parlamento Seçimleri 1990 sonrasının en yüksek katılımıyla sonuçlanmasına rağmen, Alman emperyalizminin güncel savaş ve kriz politikalarında bir değişim olmayacağına işaret ediyor. Aslına bakılırsa seçim sonuçlarını “savaş kabinesinde görev değişimi” olarak nitelendirmek mümkün. Dahası, yaşamın her alanını ele geçiren militarizmin, toplumsal rıza alarak, asıl seçim zaferini elde ettiğinden bahsedebiliriz. Nihâyetinde Federal Parlamento’da meclis grubu kuracak olan CDU/CSU, SPD, Yeşiller ve ırkçı-faşist AfD, aralarında biçimsel olmak dışında bir fark olmamakla birlikte, seçim kampanyalarındaki söylemlerinde unisono Federal Bütçenin yarısını silahlanmaya ayırmak istediklerini vurgulamışlardı. Bu söylem maalesef Alman seçmenlerin yüzde 81,7’sinin onayını aldı.

„Militarist-yayılmacılığın zaferi“ weiterlesen

Savaş kabinesinde görev değişimi

10 Kasım 2024

ABD Başkanlık Seçimlerini Donald Trump’ın kazanmasının ertesi günü Almanya’da hükümet krizinin derinleşerek SPD-Yeşiller-FDP koalisyonunun dağılmasına yol açması, kimi yorumcu tarafından “Almanya’nın ABD vassallığı tescillendi” biçiminde değerlendirildi. Bu tespitte doğruluk payı olsa da Federal Hükümetin dağılacağının sinyallerini bir yıl öncesinden görmek olanaklıydı. Geçen çarşamba günü Şansölye Scholz’un Maliye Bakanı Lindler’i görevden almasıyla erken seçim Almanya’nın gündemine oturmuş oldu.

„Savaş kabinesinde görev değişimi“ weiterlesen

Militarizmin zaferi

Avrupa Parlamentosu Seçimleri üzerine bir analiz denemesi

9 Haziran 2024’te toplam 361 milyon seçmen 720 sandalyeli Avrupa Parlamentosu’nu oluşturmak için seçime davet edilmişti. Ortalama olarak seçmenlerin yarıdan biraz fazlası davete icabet etti. Tek tip seçim sistemi olmadığından, Avrupa Birliği üyesi ülkelerdeki seçim sonuçlarını genelleştirerek değerlendirmek pek kolay değil – kanımızca anlamlı da değil. Ancak gerek burjuva medyası gerekse de muhalif basın, partilerin ülkelere göre aldıkları oylar üzerinden seçim okuması yapmakta ve seçimlerin genel anlamda “aşırı sağ” partilerin başarıyla sonuçlandığını öne çıkartmaktalar. Salt oy oranları üzerinden bakıldığında doğru sayılabilecek böylesi yorumlarla Avrupa çapındaki siyasi, iktisadi ve toplumsal dönüşümü açıklamak yeterli olmamaktadır. O nedenle tek-tek ülkelerdeki oy oranlarıyla yer doldurmadan, kuş bakışıyla seçim sürecini ve bundan itibaren doğuracağı sonuçları ele almanın yararlı olduğu düşüncesindeyiz. Okumakta olduğunuz bu makale böylesi bir analiz denemesidir.

Eğer tek cümleyle Avrupa Parlamentosu Seçimlerini değerlendirmek olanaklı olsaydı, o zaman emperyalist saldırganlığın kitle tabanının oluştuğunu ve parlamento seçimlerinin militarizmin zaferiyle sonuçlandığını belirtebilirdik. Sahiden de Avrupa Birliği genelinde seçmenlerin, bilhassa bağımlı çalışan sınıfların çoğunluğu yayılmacı, saldırgan, ırkçı-milliyetçi ve militarist politikaları oylarıyla onaylamış durumdadır. Bu sonucun öngörülebilir olduğunu da söyleyebiliriz.

„Militarizmin zaferi“ weiterlesen

Veda ve teşekkür yazısı

12 Kasım 2023

Yaklaşık 25 yıldır Almanca ve Türkçe makale ve köşe yazıları kaleme almaktayım. Öncelikle, en başta Kürt basını olmak üzere, özgür basında makale ve köşe yazılarıyla görüşlerimi okura iletme olanağına sahip olduğum için onur duyduğumu belirtmeliyim. Bilhassa yazı işlerindeki basın emekçisi arkadaşlarıma, daha doğrusu yoldaşlarıma bana bu olanağı tanıdıkları için müteşekkirim. Kaprislerime ve hatalarıma katlanarak, yazılarımı noktasına-virgülüne dokunmadan yayımladılar.

„Veda ve teşekkür yazısı“ weiterlesen

Biçimlendirmeyen biçimlendirilir!

5 Kasım 2023

Artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını, yaşamakta olduğumuz çağ kırılmasının yarattığı koşulların yaşamın her alanını etkisi altına aldığını idrak etmek zorundayız. Şili’deki 1973 faşist darbesiyle start alan, 12 Eylül 1980’de Türkiye’de laboratuvarı kurulan ve 1989/1990 yenilgisiyle ivme kazanan küresel karşı devrim süreci, dünyayı cehenneme çevirme yolunda hızla ilerliyor. Egemen sınıflar, özellikle kâr uğruna ceset yığınları üzerine çıkarak yön tayin eden tekelci burjuvazi, egemenlikleri altındaki dünya düzenini ebedi kılmak için var güçleriyle çaba gösteriyorlar. Otoriter neoliberalizm salt ekonomileri değil, toplumları da biçimlendiriyor – deyim yerindeyse, toplumların “harddiskine format atıyor”.

„Biçimlendirmeyen biçimlendirilir!“ weiterlesen

Sol muhafazakârlık?…

29 Ekim 2023

Almanya reformist solunda nicedir beklenen bölünme tanınmış siyasetçi Sarah Wagenknecht’in hafta başında yaptığı basın toplantısıyla gerçekleştirildi. “Sarah Wagenknecht İttifakı – Akıl ve Adalet İçin” adında bir dernek kurduklarını açıklayan Wagenknecht ve destekçileri, Sol Parti’den istifa ettiklerini, milletvekili kalmaya devam edeceklerini ve Avrupa Parlamentosu Seçimlerine katılmak için 2024 Ocak’ında yeni bir parti kuracaklarını ilân ettiler. Doğal olarak bu bölünme sonucunda Sol Parti Meclis Grubu fraksiyon statüsünü, dolayısıyla bütçe desteğini ve parlamenter haklarının büyük bir kesimini kaybedecek.

„Sol muhafazakârlık?…“ weiterlesen