Liseye gitmek için 1975’te Almanya’dan Türkiye’ye geldiğimde, hemen Akaretlerdeki Beşiktaş Jimnastik Kulübünün boks takımına yazılmıştım. Şanslıydık, çünkü takımın antrenörlüğünü, 2026 Nisan’ında vefat eden efsanevi milli antrenör Yurdakul Gülören yapıyordu. Yurdakul hoca biz genç boksörlere, benim hayat boyu unutmayacağım dersler verirdi. Bir keresinde, “boksör sorumlu sporcudur, sokakta kavgaya girişmez. Hele kazanamayacağı bir kavgaya hiç kalkışmaz” demişti. Nur içinde yatsın…
„Kazanamayacağın savaşa kalkışırsan…“ weiterlesen“Burgfrieden” siyaseti ve Alman sendikaları
Orta çağdan kalma “Burgfrieden” [Kale Barışı] teriminin Alman işçi sınıfının tarihinde uğursuz bir anlamı var. 1914’te, Birinci Emperyalist Dünya Paylaşım Savaşı başlamadan önce, Alman sosyal demokratları ve etkileri altındaki Alman sendikaları egemen sınıflarla iç politik çekişmeleri, grevleri ve sınıf mücadelesini “ertelemek” üzere uzlaşmışlardı. Bu uzlaşı sonucunda sosyal demokratlar sadece savaş kredilerine onay vermekle kalmamış, aynı zamanda da “ulusal çıkarlar” gerekçesiyle, başta basın ve düşünce özgürlüğü olmak üzere özgürlüklerin rafa kaldırılmasını kabul etmişlerdi. Sonrası biliniyor… Akıllarda kalan ve anılması gereken Karl Liebknecht’in tek başına bu politikalara karşı verdiği mücadeledir.
„“Burgfrieden” siyaseti ve Alman sendikaları“ weiterlesenVasallığın bedeli
Almanya ve dolayısıyla Avrupa’nın militarist dönüşümü genellikle ABD’nin geri çekilmesiyle ve “Rusya’ya karşı güçlenme zorunluluğu” ile gerekçelendiriliyor. Avrupa’daki egemen sınıflar ABD’nin geri çekilmesini hem bir zafiyet hem de bir fırsat olarak değerlendiriyorlar. Ancak ABD sadece Avrupa’dan geri çekilerek askeri güçlerini başta Hint-Pasifik bölgesi olmak üzere, farklı coğrafyalara yönlendirmiyor. Aynı zamanda Avrupalı müttefiklerini ekonomik açıdan disipline ederek ve sırtlarına yeni “görevler ve sorumluluklar” yükleyerek hegemonik konumunu güçlendirmek istiyor.
„Vasallığın bedeli“ weiterlesenSavaş öncesi duruma dönüş mü?
ABD ve İsrail’in saldırı savaşının İran’daki Molla rejiminin dönüşümüne etkisi üzerine
ABD ve İran arasında 17 Haziran 2026’da imzalanan ve BM Güvenlik Konseyi’nin onayını bekleyen mutabakat metni, ya da metindeki tanımlamasıyla “Niyet Beyanı” (Memorandum of Understandig)[1], Ortadoğu’da gerilimin azalacağı umutlarını yeşertti ve enerji piyasalarında belirli bir rahatlamaya yol açtı. Arabuluculuk görevini üstlenen Pakistan, üzerinde uzlaşılan 14 noktanın “derhal yürürlüğe gireceğini” ve nihai antlaşma için 60 günde müzakerelerin tamamlanacağını açıkladı. Metnin hazırlanmasının ABD Başkanı Trump’ın doğum günü kutlamalarına denk gelmesi ve Trump’ın Fransa’daki G7 zirvesinde katıldığında metni imzalaması, Avrupa’daki burjuva basınında ilginç bir küçümsemeyle karşılandı. Niyet Beyanı “tüm cephelerde, Lübnan’da dahil olmak üzere, savaşın derhal ve kalıcı olarak sona ermesinin” yanı sıra, ABD ve İran’ın “karşılıklı olarak birbirlerinin iç işlerine karışmaktan kaçınmayı taahhüt etmelerini”, 30 gün içinde karşılıklı deniz ablukalarının kaldırılacağını, ayrıca İran’ın “nükleer silah edinme veya bu tür silahlar geliştirme niyetinden olmadığını teyit ettiğini” içeriyor. Niyet Beyanının tam metni basında yer aldığından, burada detaylandırmaya gerek görmüyoruz.
„Savaş öncesi duruma dönüş mü?“ weiterlesenYoksulluk ve yoksunluk
12 Haziran 2026
Almanya’daki sınıf toplumunun ve kapitalist üretim tarzının çirkin yüzü, her yıl olduğu gibi, bu yıl da resmi “Federal Yoksulluk Raporuyla” kanıtlandı. “2026 Küresel Servet Raporu” Almanya’nın dünyanın en zengin ülkelerinden birisi olduğunu bildirirken, “Yoksulluk Raporu” Almanya nüfusunun yüzde 16,1’inin – yani 13,3 milyon insanın – yoksulluk sınırı altında yaşamak zorunda bırakıldığını gösteriyor. Krize rağmen Almanya’da biriken zenginliğin kaymağını topu-topu beş bin kişi, yani nüfusun yüzde birinden az bir kesimi yerken, 13,3 milyon insan yaşamıyor, ancak hayatta kalıyor.
„Yoksulluk ve yoksunluk“ weiterlesen“ABD’yle, ABD’siz, ABD’ye karşı?”
Emperyalist güçler arasındaki ilişkilerin değişkenliği ve keskinleşen çıkar çelişkileri üzerine
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırı savaşının dünya çapındaki etkileri, enerji taşıyıcıları ve kritik altyapılar ile kilit sanayiler için yaşamsal önemi olan nadir topraklar darboğazı, öncelikle Batı Avrupa’daki emperyalist devletleri zora sokmaktadır. Dünya ekonomisinin ağırlık noktasının Asya’ya kayması, Avrupa’daki sanayisizleşme süreçlerinin hız kazanması, enerji ve hammadde bağımlılığı ve bunlarla bağlantılı olarak ABD emperyalizminin önceliğini Hint-Pasifik bölgesine vermesinin sonuçları, başta Almanya olmak üzere Avrupalı emperyalist güçlerin “stratejik otonomi” sağlayacak yeni arayışlara girmelerine neden olmaktadır. “Yaşlı kıtanın” egemen sınıfları değişmekte olan koşullara Avrupa’nın militarist dönüşümüne ivme kazandırarak uyum sağlamaya ve uluslararası siyasetin belirlenmesinde söz sahibi olabilecekleri güce erişmeye çalışarak yanıt vermektedirler.
„“ABD’yle, ABD’siz, ABD’ye karşı?”“ weiterlesenYeni güvenlik mimarisi ve “Mutlak Butlan”
Türkiye’deki ana muhalefet partisine yönelik siyasi kararın ardındaki jeopolitik dinamikler üzerine
Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik “Mutlak Butlan” kararının bir sivil darbe ve iç politika eksenindeki tanımlanmasının yarım kalan bir analiz olduğunu kısaca 29 Mayıs 2026 tarihli köşe yazımızda telgraf stilinde anlatmaya çalışmış ve okura tespitimizi gerekçelendireceğimiz detaylı bir makaleyi en kısa zamanda hazırlama sözünü vermiştik. Okuduğunuz bu yazı ile sözümüzü yerine getirmeyi amaçlıyoruz.
Köşe yazımızda buzdağının altının görülmesi gerektiğini anımsatmış, salt iç politika gözlüğü ile yapılan analizlerin eksik kalacağını ve resmin bütününü görebilmek için, Balkanlar-Kafkasya-Ortadoğu üçgenindeki gelişmeleri okumak gerektiğini belirtmiştik. Özcesi, siyasi bir karar olan “Mutlak Butlan” kararının iç siyasi hedeften ziyade, Türkiye’deki karar vericilerin operasyonel bir dış tehdide karşı alınacak adımları güvence altına alacak bir yönetim istikrarı tedbiri olduğu sonucunu çıkarmıştık. Kapsamı sınırlı olan bir köşe yazısında tespitimizi detaylı bir şekilde açıklayabilmek olanaklı değil elbette. O nedenle belirttiğimiz sonuca nasıl ulaştığımızı bu yazı ile açıklamaya çalışalım.
„Yeni güvenlik mimarisi ve “Mutlak Butlan”“ weiterlesenSivil darbeden fazlası…
Türkiye’deki ana muhalefet partisine yönelik “Mutlak Butlan” kararı birçok kesim tarafından sivil darbe olarak tanımlanıyor. İç politika açısından yapılan bu değerlendirmenin şüphesiz doğru yanı var. Ama gelişmeleri sadece sivil darbe olarak tanımlamak, Balkanlar-Kafkasya-Ortadoğu üçgenindeki Türkiye ile bağlantılı gelişmeleri hesaba katmamak, kanımızca resmin bütününü görmeyi zorlaştırmakta, yanılgı payını artırmaktadır. “Mutlak Butlan” kararının bizce asıl nedeni Türkiye’deki karar vericilerin dış politikada gördükleri bir operasyonel tehdide karşı atılması planlanan adımları güvenceye alacak bir yönetim istikrarını sağlama çabasıdır.
„Sivil darbeden fazlası…“ weiterlesen“Topyekun vatan savunması”
Hafta başında Federal İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt hükümetinin “Nüfus Koruma Paketi” çerçevesinde 2029 yılına kadar on milyar avro harcayarak “sivil savunma ve afet koruma sistemlerini” yenileyeceğini açıkladı. İlk bakışta olağan bir devlet hizmeti gibi görülebilecek bu adım yakından bakıldığında Alman devletinin militarist dönüşüm temelinde savaş hazırlığının bir adımı olduğu görülebilir. Dahası, bu adım ile kamuoyunda “kesin savaş çıkacak” görüşü yaygınlaştırılarak, militarizme toplumsal rıza üretilmektedir.
„“Topyekun vatan savunması”“ weiterlesenAlmanya’nın “Manhattan Projesi”
Alman silah tekellerinin görevlendirdiği bir grup “savunma stratejisti” Avrupa’nın ABD’den bağımsız bir silahlanma stratejisi geliştirmesini talep eden bir belgeyi dolaşıma soktu. “Avrupa’nın savunma otonomisine giden yol: Kritik bağımlılıkların aşılmasına yönelik bir kılavuz” başlığını taşıyan belge Avrupa’nın “ABD’den gelen yazılımlar ve sistemler ile Beyaz Saray’ın izni olmaksızın hiçbir savaş operasyonu yapamayacağını” tespit ettikten sonra, Avrupa’nın 500 milyar avroluk bir yatırımla bu “bağımlılıktan” kurtulabileceğini iddia ediyor. Ve Avrupa’nın “savunma otonomisinin ancak Almanya’nın mali ve endüstriyel kaynaklarının kullanılmasıyla sağlanabileceği” vurgulanarak, Alman silah tekellerinin üstleneceği role atıfta bulunuyor.
„Almanya’nın “Manhattan Projesi”“ weiterlesenSilahlanma yarışının gösterdikleri
Stockholm Barış Araştırmaları Enstitüsü SIPRI’nin yayınladığı son verilerin değerlendirmesi
Nisan ayı sonunda yayımlanan son SIPRI verileri 2024’te rekor seviyeye çıkan silahlanma harcamalarının (2,72 trilyon dolar) 2025’te 2,89 trilyon dolarla yeni bir rekor kırıldığını gösteriyor, ki bu artış Trump yönetiminin Ukrayna’ya yapılan askeri yardımları keserek ABD’nin silahlanma harcamalarının yüzde 7,5 azalmasına rağmen sağlandı. SIPRI verileri dünya çapındaki militarist dönüşümün motorunun Avrupalı emperyalist güçler olduğunu kanıtlıyor. Rusya ve Ukrayna da dahil edilirse Avrupa çapındaki silahlanma harcamaları 2025’te 864 milyar dolara ulaşmış durumda. Sadece Avrupalı NATO üyesi devletler 2025’te 559 milyar dolar harcayarak, 2024’e nazaran yüzde 23,1 dolayında bir artışa neden olmuşlar.
„Silahlanma yarışının gösterdikleri“ weiterlesen“Ami go home!”?
Alman barış hareketinin isteği nihayet gerçekleşiyor mu? Bilindiği gibi ABD Başkanı Trump geçenlerde Almanya’da konuşlandırılmış 39 bin ABD askerinin beş binini geri çekeceğini ve uzun süredir planlanan Tomahawk füzelerinin gönderilmesinden vazgeçildiğini açıklamıştı. Burjuva medyası bu açıklamayı “Trump Şansölye Merz’e İran nedeniyle ceza kesiyor”diye yorumlarken, Almanya’daki egemen siyasetten “caydırıcılık için alternatif bulmalıyız” sesleri yükseldi.
„“Ami go home!”?“ weiterlesen1 Mayıs: Almanya’da sıradan bir gün
Savaş ve kriz sarmalı Almanya’daki egemen siyaseti ve temsil ettikleri sermaye fraksiyonlarını her zamanki yöntemlerine başvurmaya itiyor: Krizin ve militarist dönüşümün faturasını çalışan sınıflara ve yoksullara çıkarmaya! Sınıf mücadelesinden çoktan vazgeçmiş ve “sosyal partnerliğe” indirgenmiş sendikalar olduğu müddetçe de bunları yapmak kolaylarına geliyor. Ama gene de dünya çapında işçi sınıfının mücadele günü olarak kutlanan 1 Mayıs Almanya’da sıradan bir gün haline gelmesine rağmen, 1 Mayıs kutlamaları hala gözlerine batıyor, yok etmeye çalışıyorlar.
„1 Mayıs: Almanya’da sıradan bir gün“ weiterlesenMilitarist dönüşümün yeni adımı
Alman emperyalizminin yeni “Askeri Strateji” belgesinin gösterdikleri
Almanya ve dolayısıyla Avrupa tarihinde Alman sosyal demokrasisinin ihanetleri ve savaşlar konusundaki sorumlulukları herhalde saymakla bitmez. Topyekûn savaş sarmalı ile karşı karşıya olduğumuz günümüzde Alman emperyalizmi bir kez daha Alman sosyal demokrasini emelleri için kullanıyor. 22 Nisan’da basın önüne çıkan Federal Savunma Bakanı, sosyal demokratların umut bağladığı Boris Pistorius, bakanlığı tarafından hazırlanan “Askeri Strateji” belgesini kamuoyuna tanıttı. Böylesi bir belge Almanya Federal Cumhuriyeti tarihinde ilk kez hazırlanıyor. Sosyal demokrat Şansölye Olaf Scholz döneminde 14 Haziran 2023’te karar altına alınan “Almanya Ulusal Güvenlik Stratejisi” ve 9 Kasım 2023’te gene Pistorius tarafından açıklanan “Savunma Politikaları Yönergesinden” sonra karar altına alınan bu strateji belgesinin önemli bölümleri gizli tutulsa da kamuoyuna açıklanan bölümleri militarist dönüşümün ne denli ivme kazandığını yeterince kanıtlamaktadır. Makalemizde öncelikli olarak strateji belgesinin içeriğini inceleyeceğiz.
„Militarist dönüşümün yeni adımı“ weiterlesenFaşizm? Faşizm!
Bir yıl öncesine kadar tekelci burjuvazilerin verili koşullar altında özellikle Avrupa’da açık faşist diktatörlüğe şimdilik gereksinim duymadıkları düşüncesindeydik. Ne de olsa, 2023 Ekim’inde yazdığımız gibi: “Burjuva parlamentarizmi egemen siyasete yönelik her türlü eleştiriyi anında aforoz edebilen, toplumsal yaşamın her türlü alanını militarizme açan, siyasi kararları herhangi bir demokratik kontrol olmaksızın, tekel temsilcilerinin belirleyici oldukları komisyonlarda alan, ırkçılığı ve göçmen-mülteci politikalarını etkin birer egemenlik aracı olarak kullanan ve yayılmacı devlet aklını kamuoyu görüşü haline getiren bir parlamenter diktatörlük biçimini” almıştı. Sistem alternatifinin ve güçlü bir sınıf hareketinin olmadığı koşullar faşizmi gereksiz kılıyor düşüncesindeydik.
„Faşizm? Faşizm!“ weiterlesenKüresel Fay Hatları: Topyekûn Savaş Sarmalı ve Bölgesel Çatışmalar
Güncel ihtilafların olası kümülatif sonuçları üzerine…
Son yazılarımızda İran’a yönelik saldırı savaşının dünya çapındaki etkilerini ve insanlığı yok edebilecek şiddetteki nükleer savaş tehlikesine ne denli yakınlaştığımızı anlatmaya çalıştık. Gerçi bu tehlikeye gerek Politika Gazetesi’nde gerekse de farklı devrimci yayınlarda yeterince dikkat çekildi, ama bu sefer konuyu farklı bir senaryo üzerinden irdelemek istiyoruz. Elbette bu senaryo bazı varsayımlara ve tahminlere dayanmaktadır, ancak gerçekleşme olasılığının güncel ihtilaflara bakarak ve engelleyici faktörlerin zayıflaması veya yok olması durumunda hayli yüksek olduğunu düşündüğümüzü belirtmeliyiz. Dünya çapında bir kaosa yol açabileceğini düşündüğümüz senaryo gerek Batılı emperyalist güçlerin gerekse de Rusya Federasyonu ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin kendi iç sorunlarına odaklanmaları ve/veya birbirleriyle olan mücadeleye hapsolmaları durumunda müdahale kapasitelerinin zayıflaması, yani vekalet savaşlarını denetleme olanaklarının azalması sonucu nelerin olabileceği sorusu üzerine kuruludur. Dünyanın farklı coğrafyalarında, özellikle hassas bölgelerdeki güncel ve donmuş ihtilaflar ABD, Rusya ve ÇHC’nin denetleme ve müdahale olanakları eksildiğinde ne gibi sonuçlar yaratabilir? Bununla bağlantılı olan soru, dünyamızın 2026 yılında sonraları kontrol edilemeyecek bir topyekûn savaş sarmalına mı girdiği sorusudur. Makalemizde bu soruların yanıtlarını farklı bölgelerdeki reel ihtilaflara bakarak arayacağız.
„Küresel Fay Hatları: Topyekûn Savaş Sarmalı ve Bölgesel Çatışmalar“ weiterlesenMacaristan: Aşırı sağ kaybetti mi?
Avrupa’daki burjuva medyasının “Macaristan kurtarıldı” başlıklı sansasyonel yorumlarına bakılırsa, Macaristan seçimlerinde aşırı sağ kaybetti ve Avrupacı “demokratlar” kazandı. Avrupa’daki ırkçı-faşist hareketlerin öncü liderler arasında gördüğü Viktor Orbán’ın seçimleri açık farkla kaybetmiş olması, AB Komisyonu’nu ve Avrupa’daki egemen siyaseti şüphesiz rahatlattı. Ama kimilerinin yorumladığı gibi, bir “jeopolitik depremden” ve “demokratikleşmeden” söz edilebileceğini sanmıyoruz. Seçimleri kazanan Péter Magyar, ki Fidesz partisinde büyüdü, Orbán’ın ırkçı politikalarını sürdüreceğini ta başından belirtmişti.
„Macaristan: Aşırı sağ kaybetti mi?“ weiterlesenSavaşın jeoekonomik boyutları
İran’a yönelik saldırı savaşının jeoekonomisi üzerine bir analiz denemesi
ABD ve İran arasında, İsrail’i devre dışı bırakarak üzerinde uzlaşılan ateşkes daha ilk günlerinde ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Okumakta olduğunuz bu makale kaleme alınırken, ateşkes sürecinin hangi yöne evrileceği – özellikle İsrail’in Lübnan’a yoğun saldırıları devam ederken – belli değildi. Netanyahu hükümeti genel seçimlere savaşı kızıştırarak hazırlanırken, Trump yönetiminin yüzüne karşı esen sert rüzgarlar daha da sürat kazanıyor. Avrupa ise, İran’ın 28 Şubat 2026’dan bu yana Hürmüz Boğazı’nı abluka altına alması nedeniyle oluşan enerji krizinin yükleri altında debeleniyor. Hürmüz Boğazı’ndan dünya çapındaki petrol ve likit doğal gaz arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği ve dünya piyasalarına sunulan Helyum’un yüzde 40’ını üreten Katar’da üretimin durduğu – ki Helyum çip üretiminde ve otomotiv sanayi gibi kilit sektörlerde yaşamsal önemde – düşünülürse, ablukanın aylarca devam etmesinin nelere yol açabileceği tahmin edilebilir.
„Savaşın jeoekonomik boyutları“ weiterlesenAvrupa faşizme doğru mu ilerliyor?
Aslına bakılırsa geçen haftaki yazımızda değindiğimiz konuyu, Alman işçileri arasındaki faşistleşme sürecini diğer Avrupa ülkelerindeki örnekleriyle irdelemeye devam etmek gerekiyordu. Bunu daha sonraki yazılara bırakalım, çünkü dünya gündemi öylesine hızlı değişiyor ki, yetişebilmek namümkün. Örneğin bu yazı kaleme alındığında ABD ve İran, İsrail’i devre dışı bırakarak iki haftalık ateşkeste anlaştılar. Sonucunu şimdiden kestirebilmek zor, çünkü Trump yönetiminin dengesizliği biliniyor. O nedenle bu sefer Avrupa’daki bazı gelişmeleri masaya yatırmak istiyoruz.
„Avrupa faşizme doğru mu ilerliyor?“ weiterlesenİttifakta çözülme başladı mı?
Emperyalizmin savaş aygıtı NATO’nun geleceği üzerine
Varşova Paktı’nın 1991 yılında feshedilmesinin ardından kimi liberal yorumcu NATO’nun da varlık gerekçesi kalmadı diyerek feshedileceği beklentisini ifade ediyordu. Ancak emperyalizmin savaş aygıtı NATO sadece varlığını sürdürmekle kalmadı, aynı zamanda uluslararası hukuka aykırı saldırı savaşları yürüttü ve kendisini feshetme yerine Doğu Avrupa’ya genişleyerek üye devlet sayısını 16’dan 32’ye katladı. Soğuk Savaş sonrasında Rusya Federasyonu’nu NATO üyesi devletlerle kuşatma stratejisinde, ABD’nin 2011 yılında stratejik önceliğini Hint-Pasifik Bölgesine vermesiyle bir eksen kayması yaşandı.
„İttifakta çözülme başladı mı?“ weiterlesen