Devlet terörü neden gerekli görülüyor?

15 Ocak 2026

Minneapolis kentinde ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) polisinin Renee Good adlı kadını vurmasının ardından ABD’de alevlenen kitlesel protestolar Avrupa’daki iki yüzlü burjuva medyası tarafından “Trump’ı püskürtecek umut kıvılcımları” olarak yorumlanıyor. Bu “kıvılcımların” Trump yönetimine karşı geniş bir toplumsal direnişi tetiklemesi kanımızca hayli şüpheli. Şüpheli, çünkü var olan protestolara sonuç alıcı biçimde süreklilik kazandırabilecek bir öncü siyasi özne ufukta görünmüyor. Basın açıklamalarıyla yetinen Demokrat Parti’nin – her ne kadar bazı milletvekilleri cesaret gösteriyor olsalar da – böylesi bir öncülüğü üstlenmesi pek olası gözükmüyor. Kaldı ki ABD işçi sınıfının büyük bir çoğunluğu halihazırda Trump yönetiminin arkasında duruyor.

Bizce asıl yanıtlanması gereken soru, küçümsenemeyecek bir toplumsal desteğe sahip olan Trump yönetiminin ülke içerisinde polis şiddetine ve devlet terörü sarmalına neden ihtiyaç duyduğudur. Ki aynı soru Avrupalı devletler için de geçerlidir.

„Devlet terörü neden gerekli görülüyor?“ weiterlesen

Yangın yeri ve burjuva toplumu

2 Temmuz 2023

Fransa’nın Nanterre kentinde polisin 17 yaşındaki bir genci katletmesinden sonra gelişen olaylar banliyöleri yangın yerine çevirdi. Polis teşkilatının “kökünden yeniden kurulmasını ve katilin cezalandırılmasını” talep eden popüler sol siyasetçi Jean-Luc Mélenchon haricinde Avrupa reformist solundan pek ses çıkmadı. Yaygın burjuva medyası ve siyasetçileri polisin işlediği cinayeti göç politikalarıyla bağlantılı hâle getirerek, alışılagelmiş göçmen ve mülteci düşmanlığını körüklemeye devam ettiler. Kimi Alman solcusundan ise “olaylar büyümeden ve şiddete başvurmadan çözülmeli” türünden belirsiz açıklamalar geldi.

„Yangın yeri ve burjuva toplumu“ weiterlesen

Heykel yıkmanın dayanılmaz hafifliği

Heykel yıkmanın dayanılmaz hafifliği

25 Haziran 2020

ABD’nde polislerin siyah Amerikalı George Floyd’u bilinçli bir şekilde katletmelerinin ardından yaygın burjuva medyası için görünmez olan kitlesel protesto hareketleri dünya çapında görünür oldular. Bugünlerde manşetlerden düşen ve kimi yerlerde kapitalist devletin zor aygıtına zor anlar yaşatan protestolar, özellikle sömürgecilerin heykellerinin yıkılması, o günlerde burjuva medyasında da belirli bir anlayışla karşılanıyordu. Genelde ırkçı-faşist yaklaşımları demokratik ve sosyal hakların daha da kısıtlanmasını hedefleyen politik uygulamaları gerekçelendirmek için manşetlerine taşıyıp meşruiyet zırhı sunan, emperyalist müdahale savaşlarına »vatan cephesinde« toplumsal rıza üretmek için göçmen ve İslam karşıtlığını körükleyen, »basın« olmaktan ziyade farklı sektörlerde faaliyet gösteren medya tekellerinin kitlelerin heykel yıkan öfkesine sempati ile bakmaları açıkça tuhafımıza gitmişti.

„Heykel yıkmanın dayanılmaz hafifliği“ weiterlesen