Savaşın jeoekonomik boyutları

İran’a yönelik saldırı savaşının jeoekonomisi üzerine bir analiz denemesi

ABD ve İran arasında, İsrail’i devre dışı bırakarak üzerinde uzlaşılan ateşkes daha ilk günlerinde ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Okumakta olduğunuz bu makale kaleme alınırken, ateşkes sürecinin hangi yöne evrileceği – özellikle İsrail’in Lübnan’a yoğun saldırıları devam ederken – belli değildi. Netanyahu hükümeti genel seçimlere savaşı kızıştırarak hazırlanırken, Trump yönetiminin yüzüne karşı esen sert rüzgarlar daha da sürat kazanıyor. Avrupa ise, İran’ın 28 Şubat 2026’dan bu yana Hürmüz Boğazı’nı abluka altına alması nedeniyle oluşan enerji krizinin yükleri altında debeleniyor. Hürmüz Boğazı’ndan dünya çapındaki petrol ve likit doğal gaz arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği ve dünya piyasalarına sunulan Helyum’un yüzde 40’ını üreten Katar’da üretimin durduğu – ki Helyum çip üretiminde ve otomotiv sanayi gibi kilit sektörlerde yaşamsal önemde – düşünülürse, ablukanın aylarca devam etmesinin nelere yol açabileceği tahmin edilebilir.

„Savaşın jeoekonomik boyutları“ weiterlesen

Unutulan tehlike: Ukrayna’nın AB üyeliği

Dünya gündemi İran savaşı ile meşgulken, ki sonuçları şimdiden dünya ekonomisini etkiliyor, gene başta Avrupa olmak üzere dünyayı nükleer cehenneme çevirebilecek başka bir gelişme gözlerden kaçıyor gibi görünüyor – ya da dikkatler bilinçli bir şekilde bu tehlikenin üzerinden çekiliyor: Ukrayna’nın AB üyeliğine alınmasının sonuçları. Burjuva medyası ve egemen siyaset Ukrayna’nın NATO üyesi olmasını fikir birliği içinde reddederken, AB’ye üye yapılmasını “insani eylem” olarak savunuyorlar. Halbuki böylesi bir adım Avrupa’yı Rusya ile doğrudan sıcak savaşa sokacak hukuki bir mekanizmanın işlemesine neden olacak.

„Unutulan tehlike: Ukrayna’nın AB üyeliği“ weiterlesen

Nükleer çılgınlığa bir adım daha…

Alman emperyalizminin nükleer silahlanma çabaları üzerine

3 Şubat 2026

Dünyanın neredeyse uçurumun kenarına gelmesine neden olan emperyalist İkinci Dünya Paylaşım Savaşının fitilini yakan Alman tekelci burjuvazisi, birinci hegemon olma heveslerini yeniden harladı. Kapitalist cephenin en rafine, gerici ve saldırgan burjuvazisi olan Alman tekelci burjuvazisi bu emeline ulaşmak için nükleer bombaya sahip olma arzusunda. Son yıllarda, ama özellikle son aylarda hararetlenen nükleer silahlanma tartışmaları soyut bir düşünce oyunu değil artık. Tam aksine, güncel biçimiyle niteliksel bir siyasi ve zihinsel değişimin ifadesidir. Yani Alman emperyalizmi nükleer bombaya sahip olunmasını salt bir korkutma unsuru veya “caydırıcılık politikasının aracı” olarak değil, gerektiğinde başvurulacak sözde “rasyonel seçenek” ve kullanılmaya müsait bir opsiyon olarak görmektedir.

„Nükleer çılgınlığa bir adım daha…“ weiterlesen