Hafta başında Federal İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt hükümetinin “Nüfus Koruma Paketi” çerçevesinde 2029 yılına kadar on milyar avro harcayarak “sivil savunma ve afet koruma sistemlerini” yenileyeceğini açıkladı. İlk bakışta olağan bir devlet hizmeti gibi görülebilecek bu adım yakından bakıldığında Alman devletinin militarist dönüşüm temelinde savaş hazırlığının bir adımı olduğu görülebilir. Dahası, bu adım ile kamuoyunda “kesin savaş çıkacak” görüşü yaygınlaştırılarak, militarizme toplumsal rıza üretilmektedir.
„“Topyekun vatan savunması”“ weiterlesenAlmanya’nın “Manhattan Projesi”
Alman silah tekellerinin görevlendirdiği bir grup “savunma stratejisti” Avrupa’nın ABD’den bağımsız bir silahlanma stratejisi geliştirmesini talep eden bir belgeyi dolaşıma soktu. “Avrupa’nın savunma otonomisine giden yol: Kritik bağımlılıkların aşılmasına yönelik bir kılavuz” başlığını taşıyan belge Avrupa’nın “ABD’den gelen yazılımlar ve sistemler ile Beyaz Saray’ın izni olmaksızın hiçbir savaş operasyonu yapamayacağını” tespit ettikten sonra, Avrupa’nın 500 milyar avroluk bir yatırımla bu “bağımlılıktan” kurtulabileceğini iddia ediyor. Ve Avrupa’nın “savunma otonomisinin ancak Almanya’nın mali ve endüstriyel kaynaklarının kullanılmasıyla sağlanabileceği” vurgulanarak, Alman silah tekellerinin üstleneceği role atıfta bulunuyor.
„Almanya’nın “Manhattan Projesi”“ weiterlesen“Ami go home!”?
Alman barış hareketinin isteği nihayet gerçekleşiyor mu? Bilindiği gibi ABD Başkanı Trump geçenlerde Almanya’da konuşlandırılmış 39 bin ABD askerinin beş binini geri çekeceğini ve uzun süredir planlanan Tomahawk füzelerinin gönderilmesinden vazgeçildiğini açıklamıştı. Burjuva medyası bu açıklamayı “Trump Şansölye Merz’e İran nedeniyle ceza kesiyor”diye yorumlarken, Almanya’daki egemen siyasetten “caydırıcılık için alternatif bulmalıyız” sesleri yükseldi.
„“Ami go home!”?“ weiterlesen1 Mayıs: Almanya’da sıradan bir gün
Savaş ve kriz sarmalı Almanya’daki egemen siyaseti ve temsil ettikleri sermaye fraksiyonlarını her zamanki yöntemlerine başvurmaya itiyor: Krizin ve militarist dönüşümün faturasını çalışan sınıflara ve yoksullara çıkarmaya! Sınıf mücadelesinden çoktan vazgeçmiş ve “sosyal partnerliğe” indirgenmiş sendikalar olduğu müddetçe de bunları yapmak kolaylarına geliyor. Ama gene de dünya çapında işçi sınıfının mücadele günü olarak kutlanan 1 Mayıs Almanya’da sıradan bir gün haline gelmesine rağmen, 1 Mayıs kutlamaları hala gözlerine batıyor, yok etmeye çalışıyorlar.
„1 Mayıs: Almanya’da sıradan bir gün“ weiterlesenMilitarist dönüşümün yeni adımı
Alman emperyalizminin yeni “Askeri Strateji” belgesinin gösterdikleri
Almanya ve dolayısıyla Avrupa tarihinde Alman sosyal demokrasisinin ihanetleri ve savaşlar konusundaki sorumlulukları herhalde saymakla bitmez. Topyekûn savaş sarmalı ile karşı karşıya olduğumuz günümüzde Alman emperyalizmi bir kez daha Alman sosyal demokrasini emelleri için kullanıyor. 22 Nisan’da basın önüne çıkan Federal Savunma Bakanı, sosyal demokratların umut bağladığı Boris Pistorius, bakanlığı tarafından hazırlanan “Askeri Strateji” belgesini kamuoyuna tanıttı. Böylesi bir belge Almanya Federal Cumhuriyeti tarihinde ilk kez hazırlanıyor. Sosyal demokrat Şansölye Olaf Scholz döneminde 14 Haziran 2023’te karar altına alınan “Almanya Ulusal Güvenlik Stratejisi” ve 9 Kasım 2023’te gene Pistorius tarafından açıklanan “Savunma Politikaları Yönergesinden” sonra karar altına alınan bu strateji belgesinin önemli bölümleri gizli tutulsa da kamuoyuna açıklanan bölümleri militarist dönüşümün ne denli ivme kazandığını yeterince kanıtlamaktadır. Makalemizde öncelikli olarak strateji belgesinin içeriğini inceleyeceğiz.
„Militarist dönüşümün yeni adımı“ weiterlesenAntisiyonizm Yahudi düşmanlığı mı?
Reformist Alman solunda, baki kalan tüm eleştirilerimize rağmen, bazen doğru işler yapıldığını da belirtmeliyiz. Muhtemelen bunlar son zamanlarda Sol Parti’ye katılan çok sayıda antifaşist ve savaş karşıtı gençlerin başarısıdır. Örneğin Sol Parti Aşağı Saksonya eyalet örgütü Alman solu açısından ender, ama bir o kadar doğru bir karar tasarısını kabul etti. Eyalet örgütü, “Bugün reel olarak var olan Siyonizmi reddediyoruz” başlığı altında üçte ikilik bir çoğunlukla kabul ettiği metin gerek burjuva medyası ve partilerinin gerekse de Sol Parti’nin “esas oğlanlarının” tepkisine yol açtı. Partinin önde gelen isimleri burjuva medyasıyla birlikte “antisemitizm” suçlamasına sarıldılar.
„Antisiyonizm Yahudi düşmanlığı mı?“ weiterlesenRefah şovenizmi eyaleti
Geçen pazar günü yapılan Baden-Württemberg Eyalet Parlamentosu seçimleriyle Almanya’da “Süper seçim yılı” başlamış oldu. Daha önceki köşe yazımızda bu yıl yapılacak seçimlerin asıl öneminin çoğunluk toplumundaki faşistleşme sürecinin nasıl bir ivme kazanacağını göstermesinde yattığını belirtmiştik. Nitekim ırkçı-faşist AfD, tüm yolsuzluk haberlerine rağmen oylarını ikiye katlayarak, yüzde 18,8 ile Eyalet Meclisindeki en büyük “muhalefet” oldu. Gerçi seçimleri Yeşiller, daha doğrusu kampanyasında partisinin adını dahi anmayan Cem Özdemir kazandı, ancak bir politika değişikliği olacağını beklemek büyük naiflik olacak.
„Refah şovenizmi eyaleti“ weiterlesenAlmanya’daki faşistleşme süreci
Bu yıl Almanya’da beş eyalette seçimler yapılacak. 8 Mart’ta Baden-Württemberg’de, 22 Mart’ta Rheinland-Pflaz’da, 6 Eylül’de Saksonya-Anhalt’da, 22 Eylül’de de Berlin ve Mecklenburg-Vorpommern’de seçmenler yeni Eyalet Parlamentolarını ve yeni eyalet hükümetlerini seçecekler. Ayrıca aynı tarihlerde Aşağı-Saksonya, Bavyera, Berlin ve Hessen eyaletlerinde yerel seçimler gerçekleştirilecek. Burjuva medyasına baktığımızda, bu seçim yılının Merz hükümeti için önemli bir sınav olacağı yorumlarının yapıldığını görebiliriz. Nihayetinde özellikle Eyalet Parlamentosu seçimleri salt bölgesel değil, ülke düzeyinde de siyasi etkide bulunacaklar.
„Almanya’daki faşistleşme süreci“ weiterlesenTransatlantik yarık büyüyor mu?
Münih Güvenlik (!) Konferansının gösterdikleri
Geleneksel olarak düzenlenen ve bu yıl 13 Şubat’ta Münih’te başlayan konferans sona erdi, ama yankıları uzun süre devam edecek gibi görünüyor. Aslına bakılırsa 60’a yakın devlet ve hükümet başkanının, yüzlerce bakanın, daha fazla silah tekeli temsilcisi ve gazetecinin katıldığı konferans artık herkesin kabul ettiği gerçeği teyit etti: 1945 sonrası kurulan düzen tarih oldu! Açılış konuşmalarından birisini yapan Şansölye Merz ABD ve Avrupa arasındaki çatlakların genişlediğini ve “derin bir yarık oluştuğunu”söyleyerek konuşmasına başlamıştı. Merz, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in geçen yıl Avrupalılara yönelttiği sert eleştirilere gecikmeli yanıt verdiği konuşmasında hem ABD’yi “yalnız hareket yanlış olur” diyerek uyardı hem de transatlantik ortaklığın yeni bir seviyeye çıkartılması gerektiğini savundu.
„Transatlantik yarık büyüyor mu?“ weiterlesenŞahinler zirvesi okumaları
16 Şubat 2026
Münih Güvenlik (!) Konferansı bitti, ancak etkileri önümüzdeki yakın döneme damga vuracak. Konferansa değinmeden, ki onu internet sayfamızda yayınlayacağımız makaleye bırakıyoruz, Türkiye’deki özgür medyada yer alan bazı yorumlara bakmak gereğini görüyoruz. Cumhuriyet yazarlarından Ergin Yıldızoğlu konferansın başladığı gün rapora ilişkin izlenimlerini yazmış. Raporu doğru okuyan Yıldızoğlu, merkez kapitalist ülkelerindeki egemen ruh halini “Zerstörungslust”, yani “yıkma şehveti” ile tanımlıyor. Yıldızoğlu’nun yorumuna büyük ölçüde katılmamak mümkün değil.
„Şahinler zirvesi okumaları“ weiterlesenNükleer çılgınlığa bir adım daha…
Alman emperyalizminin nükleer silahlanma çabaları üzerine
3 Şubat 2026
Dünyanın neredeyse uçurumun kenarına gelmesine neden olan emperyalist İkinci Dünya Paylaşım Savaşının fitilini yakan Alman tekelci burjuvazisi, birinci hegemon olma heveslerini yeniden harladı. Kapitalist cephenin en rafine, gerici ve saldırgan burjuvazisi olan Alman tekelci burjuvazisi bu emeline ulaşmak için nükleer bombaya sahip olma arzusunda. Son yıllarda, ama özellikle son aylarda hararetlenen nükleer silahlanma tartışmaları soyut bir düşünce oyunu değil artık. Tam aksine, güncel biçimiyle niteliksel bir siyasi ve zihinsel değişimin ifadesidir. Yani Alman emperyalizmi nükleer bombaya sahip olunmasını salt bir korkutma unsuru veya “caydırıcılık politikasının aracı” olarak değil, gerektiğinde başvurulacak sözde “rasyonel seçenek” ve kullanılmaya müsait bir opsiyon olarak görmektedir.
„Nükleer çılgınlığa bir adım daha…“ weiterlesenMilitaristleştirmediklerimizden misiniz?
ABD-Avrupa evliliğinin boşanma süreci ve Avrupa’nın militarist dönüşümü
26 Ocak 2026
Avrupa Birliği’nde, önceleri Britanya sonraları da Doğu Avrupa ülkeleri tarafından temsil edilen transatlantikçilerin borusu ötmekteydi. Sözcülüğünü üstlendikleri sermaye fraksiyonlarının çıkarları Avrupa’nın NATO ve dolayısıyla öncü gücü olan ABD ile sıkı iş birliğinde silahlanmasını öngörmekteydi. Almanya ve Fransa’daki “Avrupacılar” ise Avrupa’nın ABD’nin yanında ve ABD’ye rağmen düzen kurucu güç olmasını savunuyorlardı. Trump yönetiminin son dönemdeki politikaları Avrupacıların Doğu Avrupa ülkelerindeki kısmi etkinliklerinin artmasına neden oldu. Avrupacıların AB’nin sadece Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) ve Rusya Federasyonu’na (RF) karşı değil, gerektiğinde potansiyel rakip olarak ABD’ye karşı da askeri denklik sağlaması gerektiği savunusu halihazırda giderek daha çok taraftar kazanıyor.
„Militaristleştirmediklerimizden misiniz?“ weiterlesenTramvay yerine tank
Alman sanayisinin militarist dönüşümü üzerine
Scholz hükümeti 4 Aralık 2024’te yeni “Ulusal Güvenlik ve Savunma Sanayi Stratejisi” adlı belgeyi kabul ederek, Alman sanayisinin militarist dönüşümüne yeni bir ivme kazandırmıştı. Belge ile “kilit sanayi teşekkülleri” olarak adlandırılan sanayilerin büyük ölçüde ulusal kontrol altında kalmalarını, kısmen de Avrupalı müttefiklerle ortaklaşa korunmasını öngörüyordu. Nitekim bir yıl içinde “savunma ve güvenliği ilgilendiren bilişim ve iletişim teknolojileri, yapay zeka, tersaneler, zırhlı araçlar, sensör teknolojisi, kuantum teknolojisi, elektromanyetik mücadele, hava savunması ve dronlar, mühimmat” gibi çeşitli alanlarda devlet girişimleri ve katılımları artırıldı. Merz hükümeti de Scholz hükümetinin başlattığı ivmeyi hızlandırdı.
„Tramvay yerine tank“ weiterlesenAlman askeri-sınai kompleksi hakkında
Almanya’daki Die Linke partisine yakın olan Rosa-Luxemburg-Vakfı internet sayfalarında kimi zaman radikal solun da faydalanabileceği bilgiler ve araştırmalar yayınlıyor. Bu araştırmalardan birisi, Tübingen’deki “Militaristleşme Bilgi Merkezi” olarak Türkçeye adını çevirebileceğimiz IMI’de çalışan Andreas Seifert’in Alman askeri-sınai kompleksi içerisinde yer alan kurum ve tekelleri sıraladığı çalışmasıdır. Makalelerimizde sürekli olarak Almanya’daki yaşamın nasıl militarizmin boyunduruğu altına alındığına, Alman silah tekellerinin nasıl dış politikayı etkilediğine ve Alman emperyalizminin hangi hedefler peşinde koştuğuna değiniyoruz. Okurların Almanya’daki tekelleri ve bağlantılarını görebilmeleri, makalelerimizde ileri sürdüğümüz tespitlerin arka planını daha iyi irdeleyebilmeleri için Seifert’in çalışmasının Türkçe çevirisini ilginize sunuyoruz.
„Alman askeri-sınai kompleksi hakkında“ weiterlesenAlmanya’nın alevlenen Hindistan aşkı
19 Ocak 2026
Alman Şansölyesi Friedrich Merz’in 13 Ocak 2026’da yaptığı Hindistan ziyareti, Alman emperyalizminin yirmi yıllık hararetli hazırlığının ara sonucu oldu. Hindu milliyetçisi Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile yirmiden fazla antlaşma imzalayan Merz’in hedefi açık: Çin Halk Cumhuriyeti’nin (ÇHC) Alman tekelleri için üretim mevkii ve pazar olarak büyük önemini izafileştirmek ve Hindistan’ı ÇHC’nin alternatifi haline getirmek. Ayrıca iki ülkenin askeri-sınai komplekslerinin iş birliğini geliştirerek Rusya’nın etkinliği zayıflatmak ve Trump yönetiminin gümrük politikalarından aynı şekilde etkilenen iki ülke olarak aralarındaki iktisadi alış-verişi güçlendirmek.
„Almanya’nın alevlenen Hindistan aşkı“ weiterlesenMilitarist-yayılmacılığın zaferi
Almanya Federal Parlamento Seçimleri üzerine
26 Şubat 2025
Almanya’da yapılan 23 Şubat 2025 Federal Parlamento Seçimleri 1990 sonrasının en yüksek katılımıyla sonuçlanmasına rağmen, Alman emperyalizminin güncel savaş ve kriz politikalarında bir değişim olmayacağına işaret ediyor. Aslına bakılırsa seçim sonuçlarını “savaş kabinesinde görev değişimi” olarak nitelendirmek mümkün. Dahası, yaşamın her alanını ele geçiren militarizmin, toplumsal rıza alarak, asıl seçim zaferini elde ettiğinden bahsedebiliriz. Nihâyetinde Federal Parlamento’da meclis grubu kuracak olan CDU/CSU, SPD, Yeşiller ve ırkçı-faşist AfD, aralarında biçimsel olmak dışında bir fark olmamakla birlikte, seçim kampanyalarındaki söylemlerinde unisono Federal Bütçenin yarısını silahlanmaya ayırmak istediklerini vurgulamışlardı. Bu söylem maalesef Alman seçmenlerin yüzde 81,7’sinin onayını aldı.
„Militarist-yayılmacılığın zaferi“ weiterlesenSavaş kabinesinde görev değişimi
10 Kasım 2024
ABD Başkanlık Seçimlerini Donald Trump’ın kazanmasının ertesi günü Almanya’da hükümet krizinin derinleşerek SPD-Yeşiller-FDP koalisyonunun dağılmasına yol açması, kimi yorumcu tarafından “Almanya’nın ABD vassallığı tescillendi” biçiminde değerlendirildi. Bu tespitte doğruluk payı olsa da Federal Hükümetin dağılacağının sinyallerini bir yıl öncesinden görmek olanaklıydı. Geçen çarşamba günü Şansölye Scholz’un Maliye Bakanı Lindler’i görevden almasıyla erken seçim Almanya’nın gündemine oturmuş oldu.
„Savaş kabinesinde görev değişimi“ weiterlesenStratejik yenilgi (mi?)
Emperyalist Batının “Küresel Güney” karşısında zayıflayan konumu ve etkileri
Avrupa’daki burjuva medyası Hindistan’da gerçekleştirilen G20 Zirvesinin haberlerini sunarken, Şansölye Scholz’un “büyük başarı” tespitinin altını çiziyor, Hindu milliyetçisi Başbakan Modi’nin büyük sanayi ülkeleriyle eşik ülkelerini ortak sonuç bildirgesini imzalamaya ikna etmesini de kanıt olarak gösteriyordu. Ayrıca 55 Afrika ülkesini, dolayısıyla 1,4 milyar insanı temsil eden Afrika Birliği’nin G20 Zirvesine katılması da bir “başarı faktörü” olarak nitelendirilmekteydi. Ancak Avrupa sermayesinin sesi olan ekonomi sayfalarında ise daha gerçekçi yorumları okumak mümkündü.
„Stratejik yenilgi (mi?)“ weiterlesenAlmanya’nın baş ağrıları
17 Eylül 2023
Alman Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock geçen Salı günü ABD’ne giderek hafta içinde ve sonunda çeşitli görüşmeler gerçekleştirdi. Ama sadece Baerbock değil, eski Alman diplomatları ile sermaye temsilcileri de ABD’nde çeşitli görüşmelerde bulundular, bulunuyorlar. Gerek Cumhuriyetçiler gerekse de Demokratlar ile yapılan görüşmelerin ana konusu – her ne kadar kamuoyuna açıklanmamış olsa da – Başkan Joe Biden ve sonrasında yapılacak ABD Başkanlık Seçimleri. Ki seçimler görüldüğü kadarıyla Alman emperyalizminin başını hayli ağrıtıyor.
„Almanya’nın baş ağrıları“ weiterlesenPragmatizme dönüş
Alman emperyalizminin Erdoğan Türkiye’sinden beklentileri
Türkiye’de gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı ve Parlamento Seçimlerinin ardından Avrupa’daki burjuva medyasında birbirleriyle çelişen değerlendirmeler yayınlandı. Aslında bunları Avrupa kamuoyuna yönelik “rahatlatma” yayınları ve emperyalist güçlerin gerçek çıkarları üzerine değerlendirmeler olarak ikiye ayırmamız gerekmektedir. Yapılan “rahatlatma” yorumları Erdoğan’ın yeniden seçilmesinin Türkiye’nin AB üyesi olma sürecini “rafa kaldırmaya yaradığı”, Avrupa ve Türkiye arasındaki ilişkilerin “sınırlı bir alma-verme ilişkisi çerçevesinde şekilleneceği” ve Türkiye ekonomisinin göreceği olası zararlar “Avrupa’yı da olumsuz etkileyeceğinden” Erdoğan hükümetine “Gümrük Birliğinin modernleştirilmesi türünden destek çıkılmasının gerekli olacağı” gibi değerlendirmeler içeriyor. Bunların yanı sıra Avrupa’da yaşayan Türk vatandaşlarının “otokrat Erdoğan’a” büyük destek vermeleri skandalize edilerek “entegrasyon tedbirlerinin başarısız kaldığı” ve Türkiyeli göçmenlerin hâlâ “yabancı unsur” oldukları demagojisi işleniyor. Bununla birlikte Türkiye’nin “Suriyeli mülteci akınlarını durdurması koşuluyla antidemokratik uygulamalara esnek yaklaşılacağı sözü verilebilir” denilerek güya reel politik önermelerde bulunuluyor.
„Pragmatizme dönüş“ weiterlesen